Atlas'tan;
Uyuyordu, saatin tik-takları dışında odada ufacık bir ses bile yoktu. Kendi kendine sakinleştirici iğne etkisiyle sızmıştı. Deniz'i böyle görmek bana fazlaydı.
Onu böyle görünce kendi yorgunluğumu daha da anlamış gibiydim.
Gözlerine bakmak, teselli etmeye çalışmak ve yanında durmak zordu. Bu zorluğun içinden tek başına çıkmaksa onu teselli etmeye çalışmaktan çok daha zordu.
Odasındaki ufak camı açmadan önce üzerimdeki hırkayı çıkarmış ve kollarına sarmıştım. Aromalı sigaram da vücudumun bir parçasıymış gibi çoktan parmaklarımın arasında yerini bulmuştu.
Daha sonraki aşamaysa her başım sıkıştığında tuşladığım Meat-e yazan ismi aramaktı.
Sabahın erken saatlerini umursamıyor oluşum yüzünden olacak ki telefon beklediğimden geç açılmıştı.
Telaşlı telaşlı, son derece de nefes nefese kalmış bir sesle "Alo?" diye seslendi Mete karşı taraftan.
"Alo?" diye ilk başta beni dinlediğini teyit etmek için seslendim. "Uyandırdım mı?" dedim daha sonrasında da.
"Yok, kalkmıştım da bir şey mi oldu?" diye sordu, sesi düşündüğümden de endişeli çıkmıştı.
"Ben Erzurum'dayım, Deniz'in yanında." diye basitçe olayı özetledim, bir yandan da sigaramı içime çekip pencere pervazına küllerimi bırakıyordum.
"Atlas sesin bok gibi. Ne oldu? En son iyiydiniz." diye konuştu, sesi biraz abi edasında çıkmıştı.
En son bir iki hafta önce konuşmuştuk onunla, tabii sık sık o bana Arda'yı; ben de ona Deniz'i anlatınca aramızdaki garip samimiyet daha da artmıştı. Liseden beri sevdiğime kavuşmuş olmamın kıymetini bilmediğimi söyler, benimle uğraşmaya çalışırdı.
"İyiyiz, hâlâ iyiz de..." dedim, bir yandan da gözlerimle Deniz'i kontrol ediyordum. Gözleri kapalıydı ama sanki uyumuyor gibiydi, sakinleştirici yapılmamış olsaydı da buna inanacaktım.
"Annesi vefat etti dün, çok kötü durumda ve ben ne yapacağımı bilmiyorum abi. O kadar boş bakıyor ki, her seferinde içimden bir şey kopuyor sanki."
"Hasiktir." dedikten sonra ilk başta ne diyeceğini bilemezcesine birkaç saniye sustu.
"Başınız sağolsun..." demesinin ardından derin bir nefes aldı. "Biraz yardım önerisi ister misin? Dertleşmek istiyorsan dinleyedebilirim." dedi her zamanki gibi.
Bu babacan tavrı sayesinde belki de bu kadar uzun süren bir arkadaşlığa sahiptik.
Arkadan kapı kapatma sesi ve birkaç tıkırtı gelse de devam ettim; "Dertleşmeye ihtiyacı olan ben değilim ki, Deniz'in ihtiyacı var. Fakat sanırım ona da ben yetmiyorum."
Dün akşamdan beri kafamın içini kemiren kelimelerin dilimden çıkması ufak bir rahatlama vermişti bana.
"Atlas muhtemelen şu an herkesten çok sana ihtiyacı var." dedi, zaten bildiğim bir şeyi bana söylediği için cevap vermedim.
"Biliyorum klişe oldu bu söz ama, onu sıkıca tutacak birisine çok ihtiyacı var. Kendini salma sakın, senin güçlü olman lazım. Sen güçlü kalacaksın ki o da senden destek alacak. Bir süre kendinde güç bulabileceğini sanmıyorum." dedi.
"Of, deniyorum Mete. Ama çok zor, ilk kez biri için güçlü kalmak zorundayım. Kendim için güçlü rolü yapmak kolaydı ama canımdan bir parça için güçlü olmak çok zor." diye itiraf ettim.
"Deniz annesiyle iyi anlaşmıyor sevmiyor falan demiştin. O açıdan durum nasıl?"
Sorunun tam da ortasına nokta atışı yaptığında kendimi toplayıp devam ettim.
"Kendini suçlayıp duruyor, annesine yeterince üzülmediğini söylüyor; sanırım artık benimle olan ilişkisindeki o kalın bariyer kalktığı için mutlu da olmak istiyor ama annesi vefat ettiği için mutlu olmayı kendine hak görmüyor."
Gözlerim hâlâ Deniz'deydi, o kadar sakin ve durgun duruyordu ki; benim canım onun canı gibi acıyordu.
"Offf," dedi Mete. Bir süre ne söyleyeceğini tartmış olacak ki hiç ses gelmedi. "Çok sıkıntılı."
"Öyle." diye mırıldandım. Başka ne diyebilirdim ben de bilmiyordum.
"Bak canımdan can gidiyor kısmını inan çok iyi anlıyorum ama sevmek bu ya koçum, buna rağmen dimdik duracaksın. Sen normal gibi davranmaya devam et, fazla bir şey yapmana gerek yok. Onun için yeterince normal dışı zaten, seni düzeninizde görsün. Mümkünse kal biraz orada, olabildiğince geç dön. Suçlu hissetme kısmında da..."
Yine kısa bir sessizlik oldu.
"Ona herkesin eşit sevip sevilmediğini hatırlat bence. Anne ayrı mesele, ne açtığı yara kapanır ne yeri dolar. Ama herkes anneliği hak etmiyor, herkes anne olmayı beceremiyor. Kendini suçlamak zorunda değil, hissettiği kadar acısı ona yeter. Daha fazla acı hissetmesi gerektiğini düşünüyorsa daha fazla sevilip şefkat görmesi gerektiğini de hatırlasın. Annesi hakkında daha kötü hissetmesi gerektiğini muhtemelen kendisi değil, çevresi düşünüyordur. Ama muhtemelen onun ayrımını yapacak halde değil. Sen söyle ama, en azından senin onu derinden anladığını bilsin. Yanında rahat olabileceğini biliyordur elbet ama biraz şok içindedir bence. Sen her şeyi tane tane hatırlat yine."
"Bilmiyorum Mete." dedim başta. Kendimi konuşmak için toparlamaya çalışıyordum, ağlamak istemiyordum. Deniz'in şu an beni ağlarken görmemesi gerekiyordu.
"Dediğin gibi bir süre buralarda olurum sanırım, en azından biraz toparlayana kadar." diye devam ettim.
"Şu an ne dersem diyeyim kendi bildiğini okuyacak muhtemelen. Yası bitene kadar kendini suçlayıp, kendini acıtacak. Onu böyle görmeye dayanamıyorum. Sanırım şen şakrak oluşuna çok alışmışım Mete."
"Deme yine de öyle Atlas, kendin dibe battığında Deniz'in seni nasıl ayakta tuttuğunu anımsa. Hiçbir şey yapamazsan aynılarını dene. Kendi çukurunda debelenmesine izin verme adamın, ölü birinin yasını tutmak öyle kolay iş değil. Durduk yere aklına gelecek, anıları olacak, yemek yerken bile anımsayacak. Her seferinde aynı suçluluk duygusunu taşıyamaz. Sevginizin annesi olsaydı da bir şekilde her şeyin üzerinden geleceğini falan anlat, aklıma başka bir şey gelmiyor."
"Öyle olacaktı ki zaten Mete, annesi yaşasaydı da bir şekilde elinden tutacaktım. Evet, belki bunun yolunu bulmak zordu. O yüzden bu kadar düştük ama yine de bir yöntemini bulurdum." dedim, söyledikleri beni baştan aşağı sarsıyordu. Fakat her zaman olduğu gibi yine doğru konuşuyordu.
"İyi ki varsın Mete, sanırım sen olmasan pek çok kez pes ederdim." dedim. Sona gelmiş gibi, her zaman yaptığım şeyi yaptım.
"Ne demek yiğidim," dedi. "Her zaman. Haberdar etmeyi unutma beni, bir şey lazım olursa da yaz, çekinme sakın. Dikkat edin kendinize."
"Sen de dikkat et kendine, Arda'yla gelişmeleri de bekliyorum. Diğerlerine de selam söyle bu arada. Allah'a emanet." dedim.
"Söylerim söylerim, sende Allah'a emanet ol."
Telefonu kapattığımda gözlerimi Deniz'e diktim tekrar. Kırmızı yatak örtüsünün içine iyice gömülmüştü ve oda da biraz soğumuştu. Üstüne sardığım hırkayı alıp pencereyi kapatmıştım.
Bir yanım onu uyandırmak, Mete'nin söylediği her şeyi yüzüne haykırmak istiyordu. Ama sadece hafifçe yanına kurulup kolumu başından geçirmiştim. Hâlâ sakinleştirici etkisi altında olduğu için bir tepki vermemişti.
Kokusunu iyice içime çektim ve normalde sabahın erken saatlerinde uyumuyor olsam da gözlerimi kapattım.
****
Ben meteyi çok seviyorum
Siz de sevin
Sevdiğiniz için de Süryani şarabı okuyun
Aaedionn dimi balımm wjxismcismcismdk
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BALIM
Chick-Lit"Seni öpeceğim." dedim. Hâlâ gülmeye devam ediyordu. "Biliyorum." dedi. "Daha önce seni öpmek aklımda yoktu." dedim. Yine "Biliyorum." dedi. "Pişman olacak mıyız?" dedim. "Bilmiyorum." dedi. Aldığım cevap benim duraksamama neden oldu, bugünü bir pi...
