35

71 6 0
                                        


Hogwarts revirinde gecenin sessizliği hâkimdi. Yatakhanede yanmakta olan birkaç meşale dışında her şey loş, ağır bir uykunun içinde gibiydi. Hermione’nin yatağı başında oturan Harry’nin gözleri uykusuzluktan kızarmış, yüzü yorgun ama inatla kararlıydı. Başucundaki sandalyede oturuyor, kızın derin nefes alışlarını dinlerken bir an bile kıpırdamıyordu.

Kapı gıcırdayarak açıldığında içeri Minerva McGonagall girdi. Elinde ince bir battaniye vardı; adımlarını sessiz atıyor, alıştığı disiplinli öğretmen edasından çok, kaygılı bir anne gibiydi. Harry’yi görünce kısa bir an durdu, bakışları yumuşadı.

“Bay Potter…”
dedi alçak bir sesle ve ekledi.
“Onu yalnız bırakmamışsınız.”

Harry başını kaldırmadan Hermione’ye baktı.
“Bırakmak imkan dahilinde değil. Sizi gördüğüne sevinecek, Profesör.”

Minerva yanına yaklaştı, sessizce kızın alnına baktı, hâlâ ateşi yoktu. İç çekerek battaniyeyi düzeltti.
"O kadar kalamayacağım. Derslere yetişme gibi bir derdin de yok, Hermione ile kalmaya devam edemez misin? "

"En azından bir saate ihtiyacım var. Annemin üzerindeki halsizlik kafamı kurcalıyor. "
Minevra gülümsedi ve söz aldı.

"Nedeni seni  mutlu edecek. "
Harry kaşlarını çatarken Minevra tekrardan Hermione'e döndü.
“Çok cesur bir kız… ama öylesine ihmal edilecek bir öğrenci değil.”

Harry işte o an başını kaldırdı, göz göze geldiler. Sesi sakin ama derinden gelen bir öfke barındırıyordu.
“Cesur, evet. Ama bu cesaretin bedelini ödememeliydi. Dumbledore bunu önemsemedi. "

Minerva gözlerini kıstı.
“Albus’un kararlarını sorgulamak kolaydır ama… her zaman en doğrusunu gözetir.”

Harry dudaklarında acı bir tebessümle başını salladı.
“Öyle mi? Hermione neydi? Bir piyon mu? ”

Minerva sertleşti fakat Harry’nin gözlerindeki ateş, söylediği sözlerden daha ikna ediciydi. Sessizlik birkaç kalp atışı sürdü.

“Profesör..”
dedi Harry alçak sesle daha sonra ekledi.
“Benim için Hermione… sadece bir dost değil. Aşk. Onu korumak için gerekirse herkesle savaşırım.”

Durdu, gözlerini Minerva’nın gözlerine dikti. Kafasında anında oluşan düşünce ile Minevra'a dürüst oldu.

“Gerekirse… Dumbledore’la bile.”

Minerva’nın yüzü kasıldı; bir anlık şok, ardından öfkeyle karışık bir hayret.
“Bu… bu korkunç bir söylem, Harry. Sen nasıl öyle...”

Harry hemen araya girdi. Sesi artık daha sakin ama derinden bir bıçak gibi işliyordu.

“Beni korkunç yapan nedir, Profesör? Sevdiğimi korumak mı? Onun hayatını umursamak mı? Dumbledore’un en değer verdiğiniz öğrencinizi böylesine bir oyuna sürmesi değil mi asıl korkunç olan?”

Minerva itiraz etmeye çalıştı. Dudakları titredi.

"Albus—”
diye başladı ama gerisi gelmedi. Harry’nin bakışları, sözlerinden çok daha fazlasını söylüyordu: uykusuzluk, endişe, öfke, aynı anda acı bir sevda.

“Beni vaftiz oğlunuzun oğluyum, Profesör. Babam nasıl korumacıysa, ben de öyleyim. Ve şunu bilin: Hermione’yi bir daha kimse, hiçbir otorite, hiçbir oyun, hiçbir lider tehlikeye atamayacak. O lider Albus Dumbledore olsa bile.”

Minerva’nın elleri battaniyeyi sımsıkı kavradı. Onun sert zekâsı, ömrünü adadığı sadakati Harry’nin sözleriyle çatırdamaya başlamıştı. Birkaç saniye sustu, gözlerini Hermione’ye kaydırdı sonra tekrar Harry’ye. Cevap bulamadı. Dumbledore’u savunacak sözleri boğazına düğümlendi.

Different ChoicesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin