Severus Snape, cüppesinin uçları yerde sürüklenirken aceleyle karanlık taş koridorlardan geçti. Her adımında, kalbinin hızla çarptığını hissediyordu. Uzun yıllardır karanlık sanatlarla uğraşan bir büyücü olarak, korkuya pek yer bırakmamıştı; fakat bu sefer durum farklıydı.
Derin bir dehşet, zihnini ele geçirmişti. Harry Potter’ın içinde gördüğü şey... açıklanamazdı. Hâli tavırları ve Potterlarin ona da izlettiģi anıyla tamamen tehlike çanları çalıyordu onun için.
Voldemort’un toplantı salonunun büyük kapılarını sert bir hareketle açtı. İçeri adımını atar atmaz herkesin bakışları ona döndü. Büyük meşe masanın etrafında Lucius Malfoy, Bellatrix Lestrange ve birkaç seçilmiş Ölüm Yiyen oturuyordu. Voldemort, salonun başında, taht benzeri bir sandalyeye yaslanmış yüzünde sakin ama bir o kadar tehditkar bir ifade taşıyordu.
"Yavaş,Snape!''
Snape, Voldemort’un karşısına kadar ilerledi ve derin bir nefes aldı. Hemen dizlerinin üzerine çöküp selamını verirken Bellatrix’in sesi odayı doldurdu.
“Ah, Severus. Soluk soluğa gelmişsin. Yoksa yine gereksiz bir şey mi büyütüyorsun?”
dedi, alaycı bir gülümsemeyle.
Snape, Bellatrix’i duymazdan geldi. Gözlerini yalnızca Voldemort’a dikti. “Efendim,” dedi, sesi ciddiyetle titriyordu. “Size getirdiğim haber acil. Prens... içinde bir şey var.”
Bu kelimeler odada yankılanırken herkesin dikkatini çekti. Bellatrix gülümsemeyi bırakmış, Lucius’un yüzü ise dikkat kesilmişti. Voldemort başını hafifçe yana eğdi, kırmızı gözleri Snape’in üzerinde keskin bir bıçak gibi asılı kaldı.
“Bir şey mi, Snape? Ne demek istiyorsun?”
diye sordu, sesi sakin ama tehlikeli bir şekilde alçaktı.
Snape yutkundu.
“Prensimizin büyülerinde... kontrolsüz bir güç var. Bu, sıradan bir büyücüye ait değil. Taşıdığı bir ruh veha bambaşka bir şey var. Çok eski ve korkutucu bir güç. Efendim, bu... bu size de bir zamanlar musallat olmuş olabilir. ”
''Biraz daha açık ol!"
Bellaya karşı omzunu silkti.
"Anılardan gördüğüm bu! Anılardan önce de fark ettim. Prensimiz hiç kullanmadığı kolunu kullanıyor,kendini herkesten soyutluyordu. O çıkarken aurası farklıydı-"
“SALAZAR!”
Voldemort, bu kelimeyi haykırırken hızla ayağa kalktı. Sandalyeden çıkan tiz bir gıcırtı odada yankılandı. O ana kadar soğukkanlı olan karanlık lordun yüzü bir anda taş gibi sertleşmiş, gözlerinde yanan bir öfke ve... bir parça korku belirmişti.
Bellatrix'in yüzündeki alaycı ifade, şaşkınlıkla yer değiştirdi. Lucius’un rengi solmuştu. Odaya derin bir sessizlik çöktü, sadece Voldemort’un kesik nefesi duyuluyordu.
“Sen... sen benden duyduğun adı anmayacaksın!”
diye tısladı Voldemort, sesi her zamankinden daha keskin ve sertti. Snape, başını hafifçe eğdi, fakat geriye adım atmadı.
Voldemort, ellerini masaya dayadı ve derin bir nefes aldı. Gözlerini Snape’in üzerine dikti.
“Bu doğruysa, oğlumun içinde eski ve karanlık bir güç var demektir. Ama o güç... benim kontrolümde olacak. Benim üzerimde bir kez hâkimiyet kurmuştu, ama bir daha asla!”
Lucius titrek bir sesle konuşmaya cesaret etti.
“Efendim, bu... bu durum, eğer doğruysa, Prens tehlike arz edebilir. Hem bize hem size.”
Voldemort, Lucius’un sözünü kesen bir bakış attı. Ardından Bellatrix’e ve Lucius’a döndü. “Çıkın buradan. Şimdi. Bu mesele yalnızca benim meselem.”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Different Choices
General FictionYoldaşlığa ve aydınlığa ihanet eden Peter Pettigrew değildi. Bu sefer ihanetin asıl kaynağı oğulları için herşeyi göze alan James ve Lily Potterdı.
