Sabah güneşi Büyük Salon'un vitraylarından süzülüp uzun masalara vuruyordu. Ama havada, her zamanki sabah kahvaltısı neşesi yoktu. Gazeteler, buruşturulmuş ve mürekkep lekeli hâlde tabakların arasında duruyor, manşetler bütün salona fısıldıyordu
"Turnuvada Büyük Skandal: Kaybolan Öğrenciler!"
"Hogwarts'ın Güvenliği Tartışma Konusu"
"Müdür Dumbledore Eleştirilerin Odağında"
Ginny, gazeteyi yüksek sesle okuyarak başını salladı.
" 'Müdür Dumbledore açıklama yapmaktan kaçındı.' Baksanıza, resmen onu suçluyorlar. Ama bence bu saçmalık. Dumbledore olmasa bu okul çoktan yıkılırdı."
Seamus öne eğildi, sesi sertti:
"Doğru söylüyorsun. Hepimiz burada güvendeysek onun sayesinde. Gazeteler abartıyor."
Ama Ron, elindeki kâğıdı masaya fırlattı.
"Abartmıyor! Suyun altında rehineler yoktu. Dört öğrenci birden ortadan kayboldu. Bu nasıl gözden kaçar? Bunu görmezden gelmek resmen körlük."
Ginny'nin yüzü öfkeyle kızardı.
"Sen de mi Ron? Dumbledore'u savunmak yerine ona mı yükleniyorsun?"
Ron'un sesi yükseldi.
"Ben kimseye yüklenmiyorum. Ama göz göre göre hata yapıldığını da inkâr etmeyeceğim!"
Neville de cesaretini toplayarak başını salladı.
"Ron haklı. Biz öğrencilere sorumluluk yüklediler, ama güvenlik zayıftı. Dumbledore güçlü olabilir ama... güçlü olmak hata yapmamak demek değil."
Masada uğultular arttı. Lavender, ellerini masaya vurdu.
"Böyle konuşmanız çok yanlış! Dumbledore savaşta hep öndeydi. Siz saklanırken, biz çocukken, o bize yol gösteriyordu. Harry bile ortalarda yoktu o zaman!"
Bütün gözler Harry'ye döndü. O hâlâ sessizdi; çayına dokunmamış, tek kelime etmemişti. Yüzü sakin ama gözleri dikkatle herkesi izliyordu.
Ron sabırsızca araya girdi, Harry'yi korumak istercesine.
"Bırakın artık! Harry'nin ne yaptığını siz bilmiyorsunuz. Dumbledore'u eleştirmek hakkımız, ama Harry'ye saldırmak değil."
Neville de onayladı:
"Evet. Harry, diğerlerinden daha fazla bedel ödedi. Onu suçlamayın."
Masada sessizlik oldu. O sessizliğin ortasında Harry sonunda başını kaldırdı. Sesinde ne öfke vardı, ne bağırış... sadece derin, ağır bir acı.
"Ben..." dedi, kelimeyi yutkunarak. "Ben dün gece... sevdiğim kızı kaybettiğimi sandım."
Gözleri boşluğa dalmış gibiydi. Sesi biraz titredi ama kelimeler bıçak gibi masaya indi.
"Bir an nefesini duyamadım. Suyun altında, karanlıkta... Onu asla göremeyeceğim sandım. Ve o anda fark ettim... Onu kaybedersem, bana ne Hogwarts'ın, ne Dumbledore'un, ne de büyücü dünyasının bir önemi kalır."
Ron'un yüzü kederle gerildi, Neville'nin boğazı düğümlendi. Ginny sustu, Seamus dudaklarını ısırdı.Harry derin bir nefes aldı, sandalyeyi gürültüyle itti ve ayağa kalktı.
"Benim için Dumbledore'un büyüklüğü ya da hataları değil, Hermione'nin nefes alıyor olması önemliydi. Ve dün gece... o nefes kesilmişti. Onun kesilen birkaç saniyelik nefesinin bana yaptıracaklarından sorumlu değilim."
O cümleyle birlikte masadaki bütün sesler öldü. Harry, tek kelime etmeden Büyük Salon'un kapısına doğru yürüdü.Tam o sırada, Dumbledore ağır adımlarla kürsüye çıkmış, asasını kaldırarak konuşmaya başlamıştı.
"Sevgili öğrenciler-"
Ama kimse Dumbledore'a bakmıyordu. Bütün gözler, kapılara doğru yürüyen Harry Potter'daydı. Büyük kapılar açıldı, Harry'nin silueti sabah ışığında belirirken bütün salon sessizliğe gömüldü.Dumbledore'un sesi bir an boğazında düğümlendi. Herkesin gözünde sahne tek bir şeye indirgenmişti. Harry Potter'ı kaybetmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Different Choices
General FictionYoldaşlığa ve aydınlığa ihanet eden Peter Pettigrew değildi. Bu sefer ihanetin asıl kaynağı oğulları için herşeyi göze alan James ve Lily Potterdı.
