Ben Meriç Kaya. O herkesin dilinde dönüp dolanan Şizofren. Şizofren değilim kafamdakileri açıklayamıyor, dilimin ucuna getiremiyorum. İnsanlar beni anlamıyor ya da anlamak istemiyor. İnsanlara güvenmezdim insanlar da bana güvenmezdi.nAma ben her ro...
Bölüme oy ve en önemlisi satır aralarını yorumlarınla doldurursanız bana müthişş motive olursunuzzz kaçtım benn uupuzunn bir bölümle keyiflii okumalarr
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
59. Bölüm
Babamın ölümünün haberini 26 gün önce Ateş vermişti bana. İlk başta inanmadım aslında. İnandığım şey, dünyanın bana artık daha fazla acı veremeyeceğiydi. O acıyı içime gömmüş, üstünü kapatmıştım. Yas tutmamıştım. Yaşadığım onca acının başyapıtı için yas tutmak bir tek çevremdekilere değil bana bile ihanetti. Ama içten içe insanın içine atılan bir taş gibi; sessizce dibe çökmüştü üzüntüm. Ancak şimdi o taş yerinden söküldü. Çünkü babam ölü değil. Ve bu gerçek, ölümden daha ağırdı çünkü onun yaşıyor oluşu demek; Kötülüğün bir başlangıcı demekti.
Yaşıyor.
Bayıldığım an, bedenim aklımdan önce vazgeçmişti. Çünkü bazı gerçekler ayakta karşılanmıyordu.
Babamın bu halini görmeden önce, onu sevdiğimi inkâr edemiyordum. Bu, kendime ettiğim en büyük ihanetti. Çünkü Engin'i sevdiğim her saniye, babamın yaptığımı onaylıyormuşum gibi hissediyordum. Engin'i sevdiğim her an, Meriç'in annesi biraz daha ölüyordu sanki.
Ama şimdi hissettiklerim çok daha farklıydı.
Beni en çok ürküten şey, onun kötülüğünün sessizliğiydi. Bağırmıyordu. Canavar gibi görünmüyordu. Kimseyi korkutmuyordu. Karanlığı, yüzüne yerleşmiş bir öfke gibi değildi sabırdı. Beklemekti. Kendini gizlemekti. İşte bu yüzden korkunçtu. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
Bir insanın, başkasının hayatını alıp sonra yıllar boyunca hiçbir şey olmamış gibi yaşayabilmesi... Buna cesaret denmez. Buna güç de denmez. Bu, saf bir bencillik. Engin, kendi hayatının devamı için başka bir hayatı harcamayı normal bulmuştu. Ve bunu yaparken kendini hâlâ "iyi" sanabilmişti.
En iğrenç olan da buydu zaten. Vicdanının, ona engel olmamış olması. Onu durduracak bir şeyin içinden hiç geçmemiş olması. Başkasının ölümü, onun dünyasında sadece sessizce üstü örtülecek bir ayrıntıydı.
O kötülüğü seçerken, sonuçlarını da seçmişti. Ama bedelini ödeyen o olmamıştı.
Bunun bedelini ben ve Meriç ödemiştik.
Bir kadının yokluğu, onun hayatında bir boşluk bile açmamıştu. Bu benim midemi bulandırıyordu.
Engine baktığımda öfkelenemiyordum Öfke, hâlâ bir bağdır. Bende olan şey daha derin: tiksinti ve bulantı, ağır ve kalıcıydı.
Enginle ilgili geriye kalan tek duygum buydu Ne bağ, ne merhamet, ne öfke. Sadece insanın içini karartan bir gerçekti.
Gözlerim ağır ağır açıldığında, dünyayı bir sis tabakası gibi algıladım. Başım zonkluyor, kalbim göğsümde deli gibi çarpıyordu her nefes, geçmiş yirmiş beş günün ağırlığını hatırlatıyor. Ateş dizlerinin üstünde, elleri omuzlarımı tutmuş, sessizce bekliyordu. Yüzünde korku ve endişe vardı ama ben onu zar zor fark ettim, zihnim hala bulanıktı.