4. Bölüm

71 41 14
                                    

Multimedya: Kedi (Gerçek isim: KJ Apa)
Şarkı önerisi: Elle King - Where The Devil Don't Go

Bütün gece rüyamdan kabuslarla uyandım. Hepsinde de Matt'e bir şey oluyordu. Karayolu ile Berlin'e giderken önümüze taştan yapılma bir yaratık çıkıyor ve beni istediğini söylüyordu. Matt ona karşı koymaya çalışıyor fakat yaratık beni yakalıyordu. Öldürüyordu. Öldükten sonra Matt'i sanki dışarıdan hayaletmişim gibi izliyordum. Matt intihar ediyordu. Beni koruyamadığını söylüyor ve intihar ediyordu. Diğer kabusumda ise havayolu ile Berlin'e giderken uçak bir sebepten erken iniş yapıyordu. Büyücü olduğunu anladığım siyah giyinimli birkaç kişi havaalanını birbirine katıyordu. Matt onlarla savaşırken beni kaybediyordu. Ben var gücümle kaçarken bir tanesi önüme dikiliyordu. "Una sempra helios" diye bir şey söylüyor ve beni hareket edemez hale getiriyordu. Alnıma dokunacağı anda kızıl saçlı bir çocuk adama tam olarak anlayamadığım daha çok t ve s harflerini duyabildiğim bir büyü yapıyordu. Adamın etrafını kırmızı bir alev sarıyor ve onu kulakları sağır edecek kadar şiddetli bir şekilde bağırtıyordu. Suratını göremeden rüya bitiyordu. Bunları eğer şatoda görmüş olsaydım endişelenmezdim ama şu an uçakta bunları görmek beni bir hayli tedirgin etmişti. E bir rüya gerçek olamazdı değil mi ?

" Uyandın demek ki uykucu."

Matt bunu her zamanki gibi yumuşacık bir sesle söylemişti.

" Uyandım. Neredeyiz ?"

Bunları söylerken bir havaalanında olduğumuzu fark etmem uzun zaman almamıştı. Hava aydınlıktı ve camdan havaalanının pistini baya bir yakından görüyordum. Uçağımız havaalanında duruyordu.

" Uçak Avusturya'daki uygun bir havaalanında hava şartlarından dolayı geceden beridir duruyor. Yolcuları uyandırmadılar. İstersen bir şeyler yemek için çıkabiliriz. Havaalanından uçağa koridor hala duruyor."

Karnım deli gibi açtı. Matt'in bu teklifi aşırı cazip gelmişti. Dejavu yaşıyordum. Rüyamda gördüğüm görüntüler gerçekleşiyordu. Matt'e karşı çıkmak istiyordum ama bir rüyadan dolayı nasıl karşı çıkabilirdim ki ? Kafamı evet dercesine sallamak zorunda kaldım. Ayaklanıp koridordan havaalanına geçiyorduk. İçeride Matt ile birlikte bir Starbucks'a geçtik. Sevdiğim mozaik pasta ile bir de cool lime aldı. Kendisine de espresso aldı. Yuvarlak bir masaya oturduk. Aldığım ilk yudumda içimdeki bütün endişeler nane ve limon tadıyla birlikte uçup gitti.

" Ed, yavaş boğulacaksın. Yavaş yavaş iç. Arkamızdan kovalayan yok."

İkimiz de küçük çaplı kahkahalar atarken cidden de bütün limonatayı hıphızlı bir şekilde içtiğimi fark ettim. İçimdeki huzur siren sesleri ve çığlıklarla bölündü.

"////bum///"

Kulaklarımın çınlaması beynimi lime lime ediyordu. Beynimin suya dönüştüğüne yemin edebilirdim. Matt önümde bana bir şeyler söylüyordu fakat ben sadece görüntüsünü algılayabiliyordum. Her taraf bir anda kargaşaya kurban gitmişti. Oturduğum yerden Matt'in beni çekmesiyle kalkabildim. Vücudum o anda kendine gelmişti. Kahve dükkanının kapısına geldiğimizde dışarıda dolaşan siyah giyinimli kişiler gördük. Ve yerlerde kanlar içinde yatan insanlar. Bu vahşetin sebebi neydi ki ? Tabi ki sendin ahmak ! Vicdanım ve beynim bir olmuş kendimi kurtarmam gereken şu durumda kendimi kurban etmeme sebep olacak kadar büyük bir suçluluk duygusuyla baş başa bırakıyorlardı beni.

Matt gözden kaybolmuştu. Nereye gidebilirdi ki bu kadar kısıtlı bir zamanda ?

" Ah ha ! Poseidon'u bulduk demek."

Koşarken önüme çıkan ve az kalsın çarpmak üzere olduğum siyah giyinimli ve siyah tavşan maskesi takan bu herif rüyamda gördüğüm adamın aynısıydı.

BEYAZ Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin