Kuzey İngiltere'ye gideli iki ay olacaktı, ve o günden beri hiç aramamıştı. Aksine Batu, Büşra'yı her gün arayıp bilgilendiriyordu.
Karnım kocaman olmuştu ve birkaç aym kalmıştı. Ama Kuzey yanımda olmadığü sürece miniğimizin dünyaya gözlerini açmasını istemiyordum.
O dünyaya geldiği ilk andan beri babası onu koruyup, kollayacaktı.
Büşra ile Kuzey'ler dönene kadar aynı evde kalıyorduk. Şu anki halimiz doğru değildi, bunun er ya da geç farkına varmıştım.
Bu hâl ve tavırlarımı gören üvey babam ve annem bana şehir merkezine biraz uzak bir yerde ev tutmuşlardı. Haliyle İstanbul'da yaşaması bana zor geliyordu.
"Yağmuurrrğ"
"Büşra bağırma, ne yapıyorsun Allah aşkına?"
Hamilelik sürecinden olacak ki bu aralar fazla duygusallaşmıştım. En ufak şeye bile ağlıyordum.
Büşra ağladığımı görünce yalvarır gözlerle bana baktı. Beni göğsüne yasladı, ama hıçkırıklarım durmak bilmiyordu.
Gözyaşlarım olacakları bilmeden yer yüzüne tek tek akıyordu.
"Özür dilerim Yağmur. Güzel bir haber verecektim, korkacağını tahmin bile edemedim, affet."
Büşra'ya daha da sıkı sarıldım. O benim şu hayattaki tek gerçek dostumdu, kardeşimdi.
"Ne haberiymiş bu? Biliyorsun hamilelikten dolayı biraz böyle oluyorum."
"Batu ve Kuzey yoldaymış, Uçakları bir saate burada olur."
Kocaman bir kahkaha attım. Benimle birlikte can dostum da kahkaha atmaya başladı.
Evet geliyordu. Miniğimin babası, benim prensim geliyordu. Beni iki ay boyunca hiç aramadığını aklıma getirince hayal kırıklığına uğradım. Ama hemen aklım, kalbim, beynim 'İşi var ki arayamamış.' düşüncesine yoğunlaştı.
Büşra ile birlikte hemen odalarımıza çıkıp hazırlanmaya koyulduk. Kuzey ve Batu, üvey- annem ve babamın evine geçeceklerdi. Biz de hazırlanıp bir taksiye atladık ve adresi verdik.
Yol boyunca, Büşra elini karnımda gezdirip; "Nasıl acaba teyzesin bir tanesi?" ya da, "Hemen gel küçük maymun, bu aileye biraz eğlence lazım" diyip durdu.
"Küçük maymun mu?" diyip kıkırdadım.
"Evet, o teyzesinin küçük maymunu."
Büşra'nın bana ve miniğime olan ilgisi benim çok hoşuma gidiyordu.
Araba nihayet durdu. Evin önü inanılmaz derecede kalabalıktı. Kuzey ve Batu İngiltere'den döndü diye değildi herhalde.
Kapının eşiğinde basın, gazeteciler, ağlayan kadınlar, baştan aşağı siyah giyinmiş insanlar.. Ne ararsak var dı.
Büyük bir korku ile arabadan indik ve eve doğru yürüdük.
"Yağmur hanım, kayınvalidenizin anî vefatı hakkında ne söyleyeceksiniz?"
İnanmıyorum! Kuzey'in annesi ölmüştü. Ne yalan söyleyeyim oğlunu hiçe sayan, evladını yarı yolda bırakan, başka adamların altında inlemekten helâk olan bu kadın için üzülmedim. Hatta, bu kadın o kadar sorumsuzluğun ardından nasıl olur da basında bu kadar ses yapacağı fikri de beynimde dolandı durdu.
Koşar adımlarla eve girdik. Batu ve Kuzey de siyah takım elbiselerini giymişlerdi. Batu bizim geldiğimizi görünce hemen yukarıda bir odaya çıkardı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KARANLIĞIN ÖTESİNDE
RomanceKaranlığın ötesindeki, karanlık insanlar. Karanlığın içinde kaybolmuş, hapsolmuş, tükenmiş, her şeyi elde edebilecek karanlık bir oğlan; ve masum, hayatındaki herkesi kaybetmiş, sevgi yokluğu çeken bir kız. Ve karanlık hayatları...