Başka Birileri

1K 39 6
                                        

-Damla-

Elimde telefonu gören Ahmet bileğimi kavradı ve iyice sıktı.

"Zülal'i nereye götürdün? Söylesene aptal ona ne yapacaklar? Sen kimsin Allahın belası?!" Bileğimi iyice sıkarken göğsüne vurarak söylemiştim bunları.

"Ses çıkarma annemler bir şey anlarsa seni öldürürüm. Zülal'in yanına götüreceğim seni ama tekrar buraya geleceğiz. Tamam mı?!"

Bu teklifine hemen kafamı salladım ve hızlıca evden çıktık. Arabayı hızla sürerken bende Elif'e Zülal'in yerini söylüyordum. Haber vermeme izin vermişti bu pislik. Arabayı hızla kullanıyordu ve belliki o da yetişmek istiyordu. Beni zaten o evde tutabilirdi, neden Zülal'i kurtarmak için girişti ki? Ben istediğim için mi?... Saçma salak düşüncelerim aniden yaptığı frenle bölündü ve biraz sarsıldım.

Hızla içeriye doğru ilerledik. Burası bir depoydu. Her filmdeki kaçırılma sahnelerinin olduğu depolar gibiydi. İçeriye girdiğimizde sandalyede oturan Zülal'i gördüm. Maske silahını ona doğrulttuğunda hızla arkasından atlayıp onu yere düşürdüm. Adamları beni yakaladıklarında hemen Ahmet geldi ve onlarla dövüşmeye başladı. Bense Zülal'i çözüyordum. Üç kişilerdi ve artık Ahmet dayak yemeye başlamıştı. Zülal ile ben "Yeter!" Diye çırpınırken içeriye Elif ve Olcay girdi. Olcay hızla Ahmet'e yardıma geldi ve adamları fena benzettiler. Adamlarda yere yığıldığında maske koşarak uzaklaştı.

Zülal: Bir daha karşımıza çıkamaz artık.

Elif: Keşke neler olduğunu bilsek!

Zülal ve ben anlatacağımızı işaret ettik ona. Olcay ile Ahmet ise koyu bir sohbete dalmışlardı. Zülal ise beni nişanda öyle yargıladığı için sürekli özür diliyordu. Hepimiz çok kötü şeyler yaşamıştık. Tabiri caizse hayatımız mahvolmuştu. Biraz daha böyle sürseydi boğaz köprüsünden kendimi atardım herhalde. Ve kesin o saçma salak psikoloji ile "İstanbul sen mi daha büyüksün ben mi?" Diye bağırırdım ama şu an bile iç sesim "Büyüksün İstanbul ver bir elini öpeyim modunda"

Elif'in ısrarları üzerine bize geçtiğimizde ben, Merve ve Zülal her şeyi anlattık. Kızların hepsinin ağzı açılmıştı. Her şey açıklığa kavuştuğu için çok sevinçliydik. Birden Ahmet'in gitmek istediğine dair işaretler yaptığını gördüm. Ona verdiğim sözü tutmalıydım. Zülal'in hayatını kurtarmış sayılırdı. Açıkçası kızlar onu sevmişti. Olcay ile de çok iyi anlaşmıştı. O belki iyi biriydi ama bana değildi. Bana sadece kötülüktü.

"Kızlar ben bir süre Ahmetlerde kalacağım. Biz şimdi kalksak?" Dediğimde kızları şok oldular ve dudak altından "ooo" sesleri başladığında masanın altından tekmelerimi geçirdiğimde susmuşlardı.

"Tamam o zaman biz konuşuruz sonra Damlacığım. Sizde Ahmetle artık şey yani hayırlı işler" Beyza'nın bu dediğinden sonra kaşlarımı çattım ve ağzım kocaman açıldı. Kapıya doğru ilerlerken Elif "Yuh Beyza hayırlı işler ne kızım?" Diye uyarıyordu. Gerçekten o an başkasına bunu dese kahkahalara boğulurdum ama işte hayat.

Arabaya geçtiğimizde hiç konuşmuyorduk ama benim aklımda tabiki de sorular vardı. Durur muyum hemen başladım;

"Neden beni evinde tutuyorsun? Neden bırakmıyorsun beni? Niye Zülal'i kurtardın?" Diye ard arda sıralamıştım soruları.

"Ne bu sorgu mu?" Dedi kaşlarını çatarak.

Cevap vermeyeceğini anlayıp cama kafamı yasladım ve dışarıyı izledim.

"Aslında sana acıdım. Arkadaşın ölsün istemedim. İnsanlık diyelim." Bu dediğine o kadar sinir olmuştum ki hışımla kafamı ona çevirdim.

Kilometrelere RağmenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin