Yere yığılmamla beraber adı Ahmet olan adam beni kucağına alıp götürmeye başladı. Çığlıklar atıyordum ama kimse duymuyordu herkes pistte toplanmıştı. Yere yığılmamın sebebi Elif'in bağırışlarıydı. Saçlarını eline götürüyordu ve saçları avuç avuç dökülüyordu.
"Saçlarım Olcay saçlarııım " ellerine saç düştükçe deliriyordu. Ağlıyor ve haykırıyordu.
Oradan uzaklaştığımızda Ahmet'e vurmaya başladım.
"Bırak beni Allah belanızı versin kimsiniz siz?" Diye çığlık atıyor ve göğsünü yumrukluyordum fakat nafile. Daha da sıkı tutuyor ve suratıma bile bakmıyordu. Elif orada çırpınıyordu ve ne olduğunu bilmiyordum. Kimse beni duymamıştı. Kimse.
Siyah bir arabaya geldiğimizde beni öne bindirdi ve kapıyı kilitledi. Arabayı sürmeye başladığında sürekli bağırıyordum. Koltuğa vuruyor ona vuruyordum.
"Eğer bunu yapmaya devam edersen ikimizde öleceğiz. Arkadaşlarının senin cesedini bulmasını istemezsin değil mi? Kaza yapacağız sayende adam gibi dur!" Dedi sertçe bağırarak.
Korkuyordum ve kızları merak ediyordum. Kim bilir Elif ne hallerdeydi? Ellerini saçına atıyordu ve saçları tek tek...
Kocaman bir binaya gelmiştik. İçeriye girdiğimizde en üst kata doğru beni sürükledi. Bir odaya attı ve "Bekle burada" diyerek kapıyı kilitleyip gitti.
Odadaki telefonu fark edince hemen Ceren'i aradım.
"Alo Ceren yardım et"dedim telaşla.
"Damla nerelerdesin? Çabuk gel Elif, Elif delirdi durmuyor. Felaye'yi suçladı ve Elif, Felaye'yi vurdu Damla"
Ceren bunu diyerek telefonu kapattığında şaşkın bir şekilde sırtımı duvara yasladım. Yerde oturuyordum. Elif gerçekten Felaye'yi vurmuş muydu? Bende şimdi delirecektim.
Polisi aramak için telefona tekrar hareketlendiğimde kapı açıldı ve simsiyah maskeli bir kadın telefonu ayağındaki yüksek topuklu ile ezdi.
"Elif'i o kavgada korumayacaktın. Ne oldu bak şimdi koruyabiliyor musun onu ? Hadi seni küçük kahraman koru onu!" Diyerek suratıma bir tokat attı. Sinirlenip ona doğru elimi kaldırdığımda iki adam tarafından durduruldum.
"Çok iyi değil mi dostluğunuz. Siz harika grupsunuz bir kadronuz var ve başkasını takmazsınız değil mi?"
Suratıma bir tokat daha yediğimde bunu hazmedemediğim için gözlerimden yaşlar gelmeye başladı. Beni tutan adamlar aşağıya doğru sürüklemeye başladılar. Merdivenlerden inip çok güzel bir salona geçtik. Kocaman avizeler, şamdanlar, harika koltuklar ve mükemmel bir sofra vardı. Şaşkınlıkla etrafa bakıyordum. Beni masaya bıraktılar. Yemek yemek istemiyordum. Kızlara ulaşmak, buradan kurtulmak istiyordum.
Bir süre sonra kızıl saçlı bir kadın karşıma oturdu hayatımda ilk defa görüyordum. Konuşmaya başladığında daha deminki maskeli olmadığını anladım.
"Bak Damla, Merve'ye yaptığımız gibi sana acı çektirmeyeceğiz. Sen bize yardım edeceksin ve sana acıyı asıl arkadaşların çektirecek"
Sinirle kafasına tabaktaki domatesi attım.
Adamlar bana doğru geliyorken onları eliyle işaret yaparak durdurdu.
"Benim şakam yok. Sen beni anlamadın herhalde. Ailen ve arkadaşlarının hayatta kalmasını istiyorsan istediğimizi yaparsın" dedi silahını masaya koyarken.
Korkudan kafamı salladım. Sevdiklerime zarar gelmesini istemiyordum. Hemde benim yüzümden.
"Aferin. Şimdi kızların yanına gideceksin ve Ahmetle beraber daha güzel vakit geçirmek için nişanı terk ettiğini söyleyeceksin."
Gözlerim açılmıştı ve yaşlar geliyordu. Böyle bir şeyi sadece pislikler söylerdi. Ama onların hayatı için yapmalıydım. Yapmak zorundaydım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kilometrelere Rağmen
Chick-LitBir dostluk hikayesi. Çalkantılı dostluklar, aşklar ve kırıklar. (Gerçek hayattan kurgulanmıştır.)
