——-
Yatağımda huzursuzca kıpırdandıktan sonra bölünen uykumdan dolayı gözlerimi açmaya yeltendim. Göz kapaklarımdaki ağırlık hafifleyince gözlerimi usulca aralayıp yatağın iç tarafına doğru büzülmüş bedenimi fark ettim. Bedenimde müthiş bir sızlama vardı. Nitekim gece boyunca sızlanıp durmuş, uyuyamamıştım. Üzerimdeki örtüyü nihayet attığımda terlediğimi fark ettim. Artık üşümüyordum sadece bedenimde kendini ara ara belli eden sızlamalar vardı. Ateşim de düşmüştü normale dönmüş olmalıydım.
Çadırdan içeriye doluşan güneş ışığı sabah olduğunu haber veriyordu. Yatağımın yanıbaşında bulunan komidinin üzerinde güçsüz aleviyle yanmaya devam eden erimiş mum, içeri vuran ışıkla birlikte yatağımın hemen yanındaki sandalyeye oturmuş bedenin yüzünü aydınlatıyordu. Oturduğu yerde uyuyakalmış doktoru görmek istemsizce dudaklarımın yukarı kıvrılmasına neden oldu. Sadece varlığı bile gülümseme sebebiydi.
Göz kapaklarının mavi gözlerini örtmesiyle yüzüne değen uzun kirpikleri eşsiz bir tablo gibiydi. Ömrüm boyunca görsem yine de bakmaya doyamayacağım bir tablo. Nefesimi tutmuş o eşsiz tabloyu dikkatle inceliyordum. Konuşurken genellikle çatılı olan kaşları düz bir çizgi haline gelmiş, içimi eritecek kadar sevimli bir hava katmıştı. Dağınık saçlarının bir tutamı yine alnına dökülmüştü. Hastalığımdan dolayı olsa gerek bedenimi bir titreme esir aldı. Kalıcı bir hastalığa yakalanmış olmalıydım ki titreme bedenimi ele geçirmiş bırakmıyordu.
Sesli bir şekilde hapşırdığımda doktor, az önce dümdüz duran kaşlarını çatarak usulca araladığı göz kapaklarıyla mavi gözlerinin manzarasını sermişti benim önüme. Tablo gibi yüzü ve manzaraların en güzeli olan gözleriyle muazzam bir adamdı doktor. İlk önce nerede olduğunu kavramak ister gibi kaşlarını çatıp etrafı incelemeye başladı. Bakışları benimle buluştuğu an gözleri parlayarak aceleyle yanıma geldi.
"Teğmen, nasıl hissediyorsunuz?" Elleri alnımla buluşup ateşimi kontrol etti. Yine bir titreme geçti bedenimden.
"Daha iyiyim."
"Ateşiniz düşmüş lakin terlemişsiniz. Üzerinizi değiştirmelisiniz ki hastalığınız tekrarlamasın. Kendinize dikkat edin Teğmen." Yakalarını düzeltip çadırdan çıkmaya hazırlanıyordu. Kıyafetlerinden hiçbiri kırışmamış olmasına rağmen uyuyakaldığı için kendine çeki düzen verme ihtiyacı hissetmiş olmalıydı.
"Doktor." dedim tam çadırdan çıkacakken. Ona seslenmemle duraklayıp bana döndü. "Teşekkür ederim." diye devam ettirdim cümlemi çatlayan sesimle.
Önce bakakaldı. Ardından yüzüne yerleştirdiği samimi tebessümle bakmaya başladı. Gülümsemesi öyle yakışmıştı ki güzelliği karşısında kalakaldım öylece. "Görevimiz." dedikten sonra tekrar arkasını dönüp yürümeye devam etti. Sesli bir şekilde tekrar hapşırdıktan sonra çadırdan çıkmış olan doktor geri geldi.
Yutkunup, "Görevimi yarım bırakmayayım değil mi Teğmen?"dedi.
Gözlerimi kapatarak derin bir nefes çektim ciğerlerime. Gözlerine bakmak bende yeterince etkiler yaratırken şimdi de bu şekilde iyi davranması beni yıkıyordu. Savaştaydık lakin benim savaşım şu an kendimleydi. Kendimle ve karşımdaki adamın bende bıraktığı etkideydi. Galip gelecektim veyahut yenilecektim kendimle olan savaşımda. Lakin ne deneyecek kadar cesur biriydim ne de yenilmeyi kabul edecek kadar güçlüydüm.
Doktor dibime kadar gelmiş, hala adını hatırlayamadığım çiçek kokusu burnuma dolmuştu. O kadar yaralıyla uğraşmasına rağmen üzerini kan kokusu değil de çiçek kokusu sarmıştı. Beni huzurlu hissettiren çiçek kokusu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
UMUT |bxb|
Teen FictionTamamlandı! Düzenleniyor. --- "Gökyüzünü sorsalar gözlerinin güzelliğini anlatırım." --- Gelin sizi 1915'e götüreyim. Ellerinize silahlar yerine papatyalar yerleştireyim. Eşcinsel konulu hikayedir. Homofobikler bi gıdım yanaşmayın.