Pazara yürüyerek gitmiştik ve çoook pişman olmuştuk. Çünkü pazardayken annem elli kere aramış ve bir sürü şey istemişti.
Eve taşıyana kadar ellerimiz kopmuştu. Neyse ki sonunda gelmiştik. 2 dakikalık yol diye arabaya gerek yok demiştim ama yürümek değil ağırlık zor geldi.
Elimi cebime atıp anahtarı yokladım ama yoktu. Ön cebime koyduğuma emindim. Diğer ceplerime de baktım ama nafile. Yoktu hiç bir cebimde. Telefonumu alıp annemi aradım ve anahtarı kaybettiğimi söyledim.
Annem anahtarı en son nereye koyduğumla ilgili bir kaç soru sorduktan sonra Azra'lara gitmemi önerdi. Ben se Azra'nın evde olmadığını bir arkadaşına gittiğini söyleyince 'o zaman Toprak'lara git' dedi. Zaten tek çare buydu. Çünkü Aras'lar da işteydi.
Telefonumu cebime koyarken kapıyı açan Toprak'a döndüm. Elimdeki torbaları kaldırıp sırıttım. Torbaları ne yapacaktık. Toprak kapıyı açıp yanıma geldi ve yerdeki torbaları alıp eve girdi. Kapının önünde kalmayacaktı sebzeler tabii ki.
Toprak'ların mutfağına koyduk pazardan aldıklarımızı. Salona oturduk ve Toprak televizyonu açtı. Acıkmıştım ve bence Toprak'ta acıkmıştı. Yani umarım.
" Ben biraz acıktım sanırım"
" Yemek hazırlayalım mı?"
" Olur, şey yapalım o zaman. Menemen. Yeni sebzelerle"
" Tamam, benim için fark etmez"
Mutfağa gittik beraber ve malzemeleri çıkardık. Biberleri kavurmak için yıkadım ve hızla doğradım. Tavayı ocağa koyup içine yağ döktüm ve biberleri içine attım.
Toprak domatesleri yıkarken yüzüme su attığını fark ettim. Kaşlarımı çatarak ona döndüğümde sırıttı. Elinde kalan bir kaç damla suyu da yüzüme attığında kıkırdadı.
Somurtarak biberlere baktım yanmaması için. Domatesleri tavaya attığım sırada Toprak da dolaptan yumurta çıkardı. Soğan bilerek koymamıştım ama yumurta kırardım.
Soyduğum domatesin kabuklarını çöpe attıktan sonra suyu açtım ve ellerimi yıkadım. Toprak suyu açmamla birlikte bir adım sola gitti. Bir avcuma su alıp sinsice yaklaştım ve suyu yüzüne attım.
Gülerek kaçtığım sırada arkamdan geldiğini ayak seslerinden duydum ve hemen banyoya girip musluğu açtım. Toprak da banyoya girince elimdeki suyu gösterdim.
" kaça kaça banyoya mı kaçtın. Su olan yere"
" evet"
Elimdeki suyu yüzüne attığımda gülmeye başladım. Şaşırmıştı. Ve öylece kalmıştı. Ben kahkahalarla gülerken o sadece benim gülüşümü izliyordu. Elimden damlayan suları yüzüne attığımda kendine geldi.
Yüzünü havluya silerken yanından dışarıya kaçtım. İçine yumurta kırılmış ve iyice pişmiş olan menemenin altını kapatıp tepsi çıkardım.
Salondaki masayı hazırladıktan sonra bi sandalye çektim ve o sırada ıslak saçını havluyla kurutmaya çalışan Toprak geldi. Duş mu almıştı 2 dakika da?
" saçın neden ıslak?"
" yüzümü yıkadım da, saçım da ıslanmış havluyla kurutuyorum"
" zaten yeterince ıslanmıştın, neden yüzünü yıkadım ki?"
" bilmem"
Değişik çocuk ya. Sevgili olunca değişmişti biraz ama gene eski haline döndü. Aynı benim gibi. Bi ara kibarlaşmıştık ama gene eskisi gibi davranmaya başlamıştık. Ama böyle daha iyiydi, daha çok eğleniyoruk. Tabi abartıp suyunu çıkarmazsak.
Toprak da sandalye çekip oturunca ekmekten bir parça kopartıp yemeye başlamıştım. Toprak biraz tuz attıktan sonra yediğinde aklıma direk 'yemeği yemeden tuz atılmaz' demek geldi ama söylemedim.
Yemeğimizi yedikten sonra bulaşıkları yıkadık. Tabii birazcık ıslanarak. Havlu almaya banyoya gittim ve tabii ki Toprak da geldi. Ellerimizi yıkadığımız sırada elindeki köpüğü burnuma sürüp güldü.
Bende su atarken yüzüne, kolunu uzattı ve ŞOHBEN BAŞLIĞINI aldı eline. Ben kapıya doğru kaçmaya çalışırken suyu açtığını duydum ve tişörtümün ıslandığını sırtıma değen ıslaklıkla fark ettim.
Toprak'ın gülme sesini duyunca ona dönüp somurttum. Elindeki suyu gösterdiğinde tekrar kapıya doğru döndüm. Hızlı döndüğüm için ayağım yerdeki sudan kaymıştı ve yere düşmüştüm. Ben acıyan sırtımı oluştururken Toprak gülüyordu.
Ellerimi göğsümde birleştirip ayaklarımı uzatmıştım. Kalkmayacağım buradan derken Toprak ellerini belime doladı ve karnımda birleştirdi. Sonra yavaşça kalkarak beni de kaldırdı.
Ben ellerini çekmesini beklerken o beni kucağına aldı. Ben yüzüne şaşkınca bakarken o bana yüzünde sırıtmayla bakıyordu.
" şohbenle yeri ıslatırsan tabi kayarım, ne gülüyon ki?"
" gülmedim kii"
" ya ya ne inandım"
" kızım sende şap diye düştün. Hem ben sana gülmedim ki, suyun sesine güldüm"
İnanmış gibi salladım kafamı ama inanmadığım o da biliyordu. Havaya bakıp ofladı. Aklıma gelenle sırıttı ve beni koltuğa bırakmasıyla kaşlarımı çattım.
" ne o sırıtıyodun az önce, seni bıraktım diye mi kızdın"
" hayır, ıslak ıslak mı oturcam. Ona kızdım"
" doğru, az önce neden gülüyodun?"
" sayemde sen de ıslandın, hehehe"
" sorun değil, sana kıyafet getireyim ben"
Kafamı salladım ve koltukta ıslanmasın diye kalktım ve mutfağa gidip bir bardak su doldurup içtim. Sanki suya soymamışım gibi.
Toprak üzerini değiştirmişti ve bana da kendi kıyafetlerinden vermişti. Ben odasına gidip üzerimi değiştirirken o da banyodaki suyla ilgilendi.
40 derece sıcakta bana eşofman vermişti ve kocamandı. Neyse ki tişört benim günlük olarak giydiğim oversıze tişörtlerle aynı boydaydı. Bedeni de uygundu. Deseni de hiç fena değildi. Zaten bende hep erkek reyonundan alıyorum.
Odadan çıkıp salona gittim. Toprak bana bakıp sırıttığında bu kıyafetleri bilerek verdiğini anladım. Ama memnundum. Çünkü bunları geri vermeyecektim. Bizim eve koyacaktım. Somurtmak yerine gülümseyerek gittim yanına.
Memnun olmamı beklemiyordu herhalde. Bir insan neden sevdiği insana, sevgiline böle bişey yapar ki? Di mi ama. Neyse ki tişört ten memnunum.
" hoşuna gitmez sanmıştım"
" o yüzden bunları verdiğini biliyorum ama hoşuma gitti. Ve artık benim oldular"
" zaten giymiyordum, senin olabilir"
" benim olacak zaten"
Tişörtü yakasından tutup kokladım. Sonra gözümü kapatıp kafamı tişörtün içine soktum. Toprak elini omzuma atıp beni kendine çektiğinde kafamı kaldırıp ona baktım.
" tişörtü benden fazla önemsememen gerekiyor"
" alt tarafı kokladım, ne var ki bunda?"
" hee, tamam O zaman"
" tişörtle ne yapabilirim acaba Toprakcım?"
Tişörtü mü kıskanmıştı cidden. Bana bakıp gene sırıttı. Nedense artık herhangi bir hareketi beni sinir etmiyordu. Daha tatlı geliyordu.
Önceden de seviyordun onu ama beni sevdiğini bilmediğim için sinir bozucu oluyordu. Ama şimdi sevdiğini bildiğim için ve sevgili olduğumuz için daha tatlı geliyordu.
Telefonumun çaldığını duyunca mutfağa yürümeye fazlaca üşendiğimi fark ettim. Ne kadar önemli bir şey olmuş olabilir ki. Benim umursamazlığımı fark eden Toprak'da bir şey demedi.
En sonunda daynamayıp kalktım ve masadaki telefonumu açıp kulağıma koydum ve salona doğru yürüdüm. Azra aramıştı.
" alo Defne, ne yapıyon?"
" iyi oturuyom, siz n'pıyonuz"
" iyi bizde, ya bizim ders çalış çalış gına geldi ara verelim dedik. Hem havada akmış oluruz diye deniz kenarına gidelim dedik. Oturuz kıyıda"
" hım, gidin bence de. Sıkılmanız normal"
" siz de gelin diye aradım ben"
" Toprak ve ben mi? Yok be gidin siz baş başa oturun"
" saçmalamaz mısın Defne. Gelin işte"
" ya kızım sen durumu bilmiyon. Boşver bizi"
" kankacım bak ben eve gidiyorum şimdi. Hazırlanın ve beni de alın, gidelim beraber"
Bölüm nasıldı!?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kalbimin Komşusu
JugendliteraturYeni bir apartmana taşınan Defne İrem komşularına ve mahallesine alışmak ister. Ve alışması kolay olur. Çünkü karşı apartmana eski okuldan en yakın arkadaşı Azra taşınır. İlk başta hiç anlaşamadığı ama sonradan ne olduklarını bile bilmeden birlerin...
