37.BÖLÜM

790 60 7
                                        

İyi okumalar dilerim canlarım...

Toprak gerildiğimi anlayıp koltuktan kalktı ve yanıma geldi. O bana sımsıkı sarılırken ben öylece kalakaldım. Elimden tutup çekti beni ve koltuğa oturduk beraber.

" Defne, iyisin değil mi? Gerildin mi?"
" hayır, sadece şaşırdım. Nereden biliyorlar ki? Ve ya bizi mi izliyorlar. Neden izliyorlar. Bizimle ne dertleri var ki, Toprak?"
" bilmiyorum güzelim, ama bildiğim bir şey var o da bunların boş bir tehdit olduğu"
" Toprak nasıl boş, ellerin de fotoğraflarımız var"
" Defne, sen ailelerimiz öğrenmesini istiyor musun, istemiyor musun?"

Düşündüm biraz. Öğrenmeleri iyi olurdu ama daha çok erkendi. Daha yeni yeni alışıyorduk biz bile. Kızmaları veya Toprak'ı uygun görmemeleri olanaksızdı ama ne bileyim işte.

" sence de çok erken değil mi? "
" sen öyle düşünüyorsan tamam. Daha sonra söyleriz sorun değil"
" ama Doğu ve Başak'tan öğrenmeleri kötü olur"
" bizden önce söylerlerse yalanları, bunda sorun yok ki"
" ellerinde kanıt olarak resimlerimiz var, onları nasıl yalanlayacağız"
" fotoshop deriz"
" neden böyle bir şeyle uğraşmışlar, yoksa aranız da bir şey mi var derlerse"
" komşu olduğumuz ve çok yakın arkadaş olduğumuz için yanlış anlamışlar deriz. Ve ya kıskandıklarını için yaptılar deriz"

Aslında çok mantıklıydı. Mesela bugün elimize ulaşan resmi gösterip bugünden onları yalanlasak iyi olacaktı. Çünkü her an annemlere bir şey gönderebilirdi.

" o zaman bu resmi gösterip 'bize bugün bunu yolladılar ve bu photoshop' deriz. 'Eğer size de gönderirlerse inanmayın, yalan bunlar' diyelim"
" Tamam, o zaman akşam yemeğim de bizdeyiz"
" önce annenlere sorsaydın, belki bir işleri vardır"
" yok ya, bir işleri olsa sabahtan söylerlerdi"
" peki o zaman. Umarım annemlere gönderecekleri fotoğraf bugün öğleden sonra çekilmemiş olur. Hatta umarım ki bugün öğleden sonra bizi görmemiş olsunlar"

Olayı çözme yolunu basitçe bulmuştuk ama annemler elbet bir gün öğrenecekti. En azından bizden duyacaklardı. Ve büyük bir ihtimal bugün anlattıklarımızın ilerde yalan olduğunu anlayıp kızacaklardı.

Toprak'ın sırıtan yüzüne baktım. Yine ne geldi acaba aklına diye düşünürken aklıma az önce söylediğim cümle geldi. Bugünle ilgili söylediğim, öğleden sonraya ilgili olan.

" ne oldu ki bugün öğleden sonra, ben hatırlamıyorum"
" dalga geçmesene, o zaman çekilmiş fotoğraf nasıl photoshop olacak. İnanmazlar ki"
" dalga geçmiyorum ki, hatırlayamadım. Anlatsana biraz"

Dalga geçiyor bi de ya. Sinirle boynumu kaşırken göz kırptığını gördüm. Cevap bekliyor. Çok beklersin canım dedim içimden. Asla anlatamam.

" hatta sen anlatsan da ben büyük bir ihtimal hatırlayamam. Sen en iyisi göster ne olduğunu"
" denize gittik ya, ondan bahsediyorum"
" yok yok ben denize gittiğimizi hatırlıyorum, ama başka bir şey hatırlamıyorum"
" bak sen şu işe"
" de mi ya. Alla alla, hatırlayamadım bir türlü. Gösterecektir sen hani?"
" yoo göstermeyecektim"
" gösterecektin, yalan söyleme"
" asıl sen yalan söyleme, hatırlamıyomuşsum. Ben de bunu yedim sanki"

Toprak elini belime sarıp yanına çekti beni. Yok artık! Ben bir tane daha aynı anı yaşayamam. Bendeki de can yahu, aynı günde iki kere. Yok canım kalsın!?

" yemedin mi? Çok da gerçekçi yapmıştım oysa ki"

Bir de kısık sesle konuşması yok mu. Deli ediyo beni. Belimdeki elini tutup omzuma koydum ve televizyonu açtım. Konuyu değiştirmem gerekiyordu. Hayal kırıklığı içinde bana baktığını görünce üzüldüm.

Kalbimin KomşusuBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin