Soğuyan havaya karşı hırkamın kollarına iyice sarılıp ağabeyime döndüm.Bütün mahalleyi talan etmiş ama henüz elle tutulur bir sonuca varamamıştık.Arabaya bineceğimiz sırada on metre önümüzde olan parkta bir kadın dikkatimi çekti.
Hızla arabanın kapısını kapatıp parka doğru adımlarımı hızlandırdım.Ağabeyim de soru sormayıp beni takip etmişti.Yüreğim ağzımda parktan içeriye adım attım.Çocukların biri salıncağa binerken diğeri ise benim bakarken miğdem'i bulandıran dönen oyuncaktaydı.Ne yapayım böyle oyuncakları sevmiyorum,çocuklar nasıl eğlenebiliyorlar akıl sır erdirebilmiş değilim. Dikkatimin dağılmasına izin vermeyip parkın diğer çıkışından çıkmak üzere olan kadına seslendim.
"Hey bir bakar mısınız?"
Seslenişimi duymayınca daha yüksek tonla bir kes daha seslendim.Bu sefer bu kadının anneannem olduğuna gerçekten emin olmuştum.Ve bunda da yanılmadım.Bana dönen yüzü ilk başta tanıyamamış olsa da bunu fark ettirmediğini sanarak yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirdi.
Koşarak onun huzurlu kollarının arasına kollarımı doladım.Yaşlı insanların size kendinizi iyi hissettiren kokusu olur ya tam o kokuyu iyice içime çektim.Akmaya yüz tutmuş gözyaşlarımı belli etmeden elimin tersiyle yolcu ettim.Arkamdan gelen tanıdık ses ile anneannemden ayrılıp geri çekildim.Bu arada anneanneme karşı sitemkar bir bakış atmayı da ihmal etmemiştim.
"Ah be anneanne saatlerdir seni arıyoruz.İnsan bir haber verir."
Ağabeyim kırıcı olmamaya çalışarak başını park'ta oynayan çocuklara çevirdi.Hepimizi öyle çok korkutmuştu ki ne olursa olsun bunu bize yaşatmaya özellikle de anneme yaşatmaya hakkı yoktu.Telefonu elime alıp anneme kısaca durumu haber verdikten sonra gelince konuşuruz deyip kapattım.
Anneannemin ağzını bıçak açmıyor tepki vermeden öylece bize bakıyordu.Gözlerim elindeki kutuya ilişince içinde kek dolu olduğunu gördüm.Dayanamayıp sordum.
"Anneanne bu kekler ne? Sen neden buradasın?"
Beklediğim cevap hala gelmemişti ama geleceğe de benzemiyordu.Sorumu tekrarlıyor olsam da cevap yine aynıydı.Sessizlik.
Bir yanım anneannemi sağ sağlim bulduğuma sevinirken diğer yanım da neden böyle suskun olduğu hakkında çeşitli senaryolar kuruyordu.Sanırım eve gitmeden önce hastahaneye gitmemiz gerekecekti.Akmak için zorlayan gözyaşlarımı engellemek için bir kaç saniye gökyüzüne bakıp burnumdan bir kaç kes nefes aldım.
Aklımı başıma toplamalı ve olaylara olumlu bir bakış açısı geliştirmeliydim. Ellerimi hırkamın cebine koyup iki metre uzağımdaki ağabeyimin yanına gittim.Bir yandan da göz ucu ile anneannemi izliyordum.Onu daha önce hiç böyle görmemiştim.
"Ağabey,anneannemi eve gitmeden önce bir hastahaneye götürsek iyi olacak sanki.."
Ağabeyim deri ceketinin yarım olan fermuarını boğazına doğru çekerken başını katıldığını belli eder şekilde sallamıştı.Anneannemin yanına gidip koluna girdim.Bana karşı o yabancıymışım gibi bakan bakışlarını görmezden gelip gülümsedim.Eğer gerçekten ağlamaya başlarsam kendimi kaybedebilirdim.
Geçici bir sorun olması için rabbim'e dua ederken ağabeyim de arabayı park'ın oraya getirmişti bile.Anneannemle birlikte arka koltuğa bindik.Anneannemin ağzını hala bıçak açmıyordu.
Hava serin olmasına rağmen camı araladım.Rahatlamak için yapmayı sevdiğim veya zorunluluk hissettiğim şey buydu.
Kararan havaya rağmen gökyüzü kusursuz bir biçimde diziliydi. Ard arda dizili bulutlar birbirini kovalayan kuşlar ruhum bu güzellikler karşısında yeniden filizleniyordu.İçim umutla anlamlandıramadığım duygularla şekilleniyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MÜNZEVİ (Tamamlandı)
EspiritualHavanın soğuk olmasından mütevellit deniz kenarındaki taşların birine oturdum.Ucu bucağı olmayan karanlıkta herkese korkunç gelen ama benim geceleri hırçın dalgalarını daha çok sevdiğim deniz..Kokusu..Huzuru.. Dalgalar birbirini kovalarken hava daha...
