Ben geldimmm naber tavşanlarım?
İyi okumalar...
Çağrı Savaş...
Zamanın durmasını istiyordum, hep bu anda kalmak istiyordum. Sadece onun gülümsemesini istiyordum. Tüm yüklerinden kurtulmuş bir şekilde etrafa gülücükler saçmasını istiyordum. Sadece onun iyi olmasını istiyordum.
Bunun için her şeyimi feda etmeye hazırdım, oysa ben zaten kendimi tamamen ona vermemiş miydim? Ben zaten onundum.
Ruhum, bedenim ve kalbim onundu. Zaten daha ne kalmıştı ki?
Ona feda olsundu.
Kendimi o efsane aşklarını anlatan platonik kitap karakteri gibi hissediyordum. Ancak biliyordum ki Melis kimsenin zihnine düşemeyecek kadar mükemmel ve güçlü biriydi. O güçlüydü, olmayan bir yazara baş kaldıracak kadar güçlüydü.
Eğer ben bir kitap karakteri olsaydım, beni hayal eden yazardan nefret ederdim.
Nefret ederdim çünkü sadece beni değil onu da hayal etmiş olurdu. Ona bu acıları ve acımasızlıkları yaşatmış olurdu. İşte o zaman beni yazdığı her harfin acısını ondan çıkartırdım. Onu ailesinden koparan zamana bile düşmanken bir yazar az kalırdı.
“Çağrı!” sarhoş sevgilimin sinirli bir tınıyla dedikleriyle irkilerek ona baktım. Bir az önce bardan çıkmıştık ve o körkütük sarhoştu. Bu kadar alkolü nasıl kaldırdığını bilmiyordum ancak bu halini sevmiştim. Sevmiştim, çünkü gülüyordu hem de her şeye rağmen.
“Efendim bebeğim?”
Dudakları bükülünce onu öpme isteği ile yanıp tutuştum. Öyle masum bakıyordu ki karşımda bir bebek vardı sanki. Daha doğalı birkaç ay olmuşta en küçük seste irkilen bebekler gibi dudağını bükmüştü, bunun devamı ağlama mıydı?
Bebek kelimesi zihnimden geçtiğinde iç çektim. Bu zamana kadar baba olmayı hiç hayal etmemiştim. Hatta iyi bir baba olabileceğimi bile düşünmemiştim. Bir nedeni yoktu, sadece bu sorumluluk gözümde fazlasıyla büyümüştü. Şimdi ise ona benzeyen bir kız çocuğu hayal dünyamda yer edinmişti.
Ne vardı da onun ikizi olan bir kızım olsaydı?
Galiba dünyanın en mutlu insanı olurdum.
“Boynunda uyuyabilir miyim? Ya da sarıl bana? Sarılsana bana” kendi kendine kıkırdamasıyla güldüm. Çok tatlıydı, kalbime zarardı. “Sarılırım tabi bebeğime” diyerek hızla kollarımı açtığımda kıkırdamaya devam ederek dibime sokuldu ve yüzünü boynuma gömdü. Dizlerine örttüğüm ceketim açılınca onu düzelttikten
sonra kollarımı beline sardım.
Üstünde beyaz mini elbise vardı. Kalçalarının altında biten ve bedenini saran elbisenin açık bir dekoltesi vardı. Askılı elbisenin dekoltesine doğru sarkan şey benim ona aldığım kolyeydi. Bu mavi kalp şeklindeki kolyeyi her fırsatta takıyor neredeyse çıkartmıyordu. Ve tartışılmaz bir konu vardı ki beyaz ona her şeyden çok yakışıyordu.
Gerçek bir kraliçeyi andırıyordu. Bir prense ve bir krala ihtiyacı olmayacak kadar asildi. O her hücresiyle mükemmeldi. Ve ben onun her hücresine aşıktım.
Yanıma ne olur ne olmaz diyerek aldığım deri ceketim ile bacaklarını örtmüştüm. Hayır, bunu ona kısıtlamak için yapmıyordum. Sadece taksicinin sürekli olarak bize bakması beni rahatsız etmişti ve onun da rahatsız olmasını istememiştim. Adam büyük ihtimalle bizi tanımıştı bu yüzden her hareketimizde bize bakıyor inceliyordu. Eğer adam boşboğazın tekiyse yarın yine magazinde olurduk. Bu benim için sorun olmazdı ancak Sinan ve Sıla’yı düşünemiyordum.
Sıla ve Emir normalde nasıl kişilerdi tam olarak bilmesem de tanıştığımızdan beri aralarında bir çekim olduğunu hep fark etmiştim. Ve belliydi ki bu yüzden birbirlerinden kaçıyorlardı. Bunun kısa süreli bir çözüm olduğunu bildiğimden umursamamıştım.
Sinan ise...onu bilmiyordum. Son zamanlarda zihnimde oluşan ihtimal hem kötü hem de iyi hissettiriyordu. Kız kardeşimin ona olan ilgisi hep anlamıştım ancak ilk defa bu kadar saklamadığını görmüştüm.
Sinan hep çapkın biri olmuştu, bir arkadaş grubunun eğlenceli kişisiydi ve bu yüzden kardeşimin kırılacağını hissetmiştim. Ne kadar iyi arkadaş olsalardı ilişkiler aynı şekilde ilerlemezdi. Bu yüzden kardeşimin duygularını yok edeceği günü hep beklemiştim. O ailemizdeki en kırılgan kişiydi. Bunu ben ve ikizi çok net bir şekilde biliyorduk.
Belindeki elim ile sırtında gezdirmeye başladım. Boynumda hissettiğim dudakları ile duraklarken dudaklarını boynuma yaslayarak nefes alıp vermeye devam etti. Nefesleri irademi zorlarken kendimi tuttum. Hayır o sarhoştu, onu delice öpemezdim. Sevgili olmamız bilinci yerinde değilken de ona dokunabileceğim anlamına gelmiyordu.
“Uyumak istemiyorum.”
Mırıldanışı ile düşüncelerimden ayrıldığımda ne diyeceğimi bilemedim. Evet, geceleri uyumayı sevmiyordu ancak neredeyse hiç uyumuyordu ve sarhoşken en azından birkaç saat de olsa rahat uyuyabilirdi.
“Günlerdir uyumuyorsun.” diyerek sitem ettiğimde omuz silkerek boynumu öptü.
“Kabus görmek istemiyorum. Uymayayım ben, olmaz mı hı?” küçük bir çocuğu andırmayan sesi ile gülümsedim. Yanağımı saçlarını yasladığımda iç çektiğini duydum, hissettim. “Kabuslarımı kaçırır mısın?”
Sorduğu soru ile kala kaldığımda ne diyeceğimi bilemdim. Onun zihni öyle karışık ve farklı bir şekilde çalışıyordu ki.
Herhangi bir cevabım bile ihtimaller silesinde yok oluyordu. Oysa onun kabus görmesinden nefret ediyordum. Zaten çok zor bir şekilde derin uykuya dalan biriydi ve bu yüzden neredeyse hiç rüya görmüyordu. Gördükleri ise kabuslardan ibaretti.
Ne gördüğünü bilmiyordum ancak kabus görüp korkması bile canımı yakmaya yetiyordu.
“Bari uyandığımda yanımda olsan?” diyerek devam ettiğinde gereğinde fazla sessiz kaldığımı anladım. “Her zaman, yanında olacağım. Endişelenme.” diyerek saçlarını sevmeye başladığımda birkaç anlamsız şey mırıldanarak dudaklarını tekrardan boynuma bastırdı ardından ise kendini tamamen bana bıraktı. Eve gelene kadar pozisyonumu asla bozmayarak uyuyakalmasını bekledim ve birkaç dakika içinde düzenli bir hal alan nefesleri ile sonunda uyuduğunu anladım.
Onu yatağa yatırdığımda topuklularını çıkararak odanın bir köşesine koydum. Uyurken batabileceğini düşünerek küpelerini de çıkardığımda üstünü örttüm ve duşa girdim. Kısa süren bir duşun ardından siyah bir eşofman giyerek her zamanki gibi üstümü giymedim.
Onunla birlikte kaldığımız ilk gün beni böyle gördüğünde şaşkınlıktan açılan küçük ağzı ve gözleri aklıma gelince gülümsedim. Yatağa girdiğimde onu belinden tutarak kendime çektim. Yüzünü sanki yerini biliyormuş gibi boynuma yasladığında aklımda olan sadece kendine geldiği anda onu delilercesine öpmekti.
Kollarımı beline sararak çenemi başına yasladım ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
***
Duyduğum çığlıkla yerimden sıçrayarak uyandığımda gördüğüm şeyle donup kaldım.
Daha birkaç saat önce sarılarak uyuduğum kadın, sevdiğim kadın. Uykusunda çığlık atarak ağlıyordu ama beni en çok çaresizliğe düşüren şey ağlarken söyledikleriydi.
“Amca! Lütfen! Dokunma bana!”
Evet, bitti nasıldı?
Açıkçası içime sinen bir bölüm olmadı ancak hasta halimle en fazla bunu yazabildim. Kusura bakmayın, lütfen.
O zaman ben kaçtım
Oylamayı ve yorum yapmayı unutmayın Seviliyorsunuz ♡
Instagram: elasu-gr
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HAYALPEREST/ Texting
Short StorySiz: Telefon numaranızın rüyamda ne işi var? 05**: kimsin sen? . . Rüyalarını hatırlayan biriysen ve bu sefer bir telefon numarası görürsen ne olur? . Merakına yenik düşüp numaraya mesaj atarsan ve o kişi ünlü bir oyuncu olursa? . . Romantik #1👑 G...
