4

354 44 78
                                        




















Elinde ki fincanla terasta ki geniş koltuğa oturmuştu. Yanına oturan Seonghwa ile derin bir nefes aldı. Aslında bu konuşmayı sabah yapacaklardı ama kaynanası rahat vermemişti. Şirret kadın bir Woo'yu seviyordu anlaşılan. Yunho onun tarafından sevilmek istemiyordu zaten.





Aklına takılan tek şey Seonghwa'ya o kelimeyi nasıl yakıştırıyor? Bu aile ile tanıştığından beri sürekli düşünür olmuştu zaten. Dışardan gözükenle içerisi asla bir değildi.





" Hyung ilk başta ben söyleyeyim. Ne olursa olsun sen bir insansın. Hatalar ve yanlışlar olabilir. Mühim olan ders çıkarmaktır. Ki senin ne kadar anlayışlı akıllı olduğun da belli. O yüzden sakın sıkılıp bunalma. Herşeyi anlatıp söyleyebilirsin bana."






Batmak üzere olan güneşin verdiği huzurlu ortamda ikili bir süre birbirine baktı. Yunho köpek yavrusu gibi gülümseyerek bakıyordu. Karşı tarafı incitip kırmak istemezdi.






" Ben Hongjoong'a çok aşıktım. Onunda bana aşık olduğunu biliyordum. Hoş şimdi değil. Aileler düşman olduğu için asla olmayacak dedim. Birbirimizi asla bulamayacağız. Çünkü o süreçte ailem beni Jeon aşiretinin ortanca kızıyla evlendirmek istiyorlardı. Ama ben Hongjoong'u sevdiğimi söyledim. Bir anda yayıldı dört bir yana. Ardından bir hafta geçmedi onunda haberi geldi. Evliliği reddedip Seonghwa'yh seviyorum demiş. İlk başta birbirlerine çok sıktı iki ailede. Kan davası dev bir baraj gibiydi. Birbirimizin elinden tuttuk ve ikimizde çıktık o kan kokan yerden. Dostluk getirdik aşkımızı herkese gösterdik. İnanan inandı inanmayan duymadı. Böyle başladı ve yol aldı hikayemiz."






Ne kadar güzeldi işte. Pes eden inkar eden yoktu. Aşkları ile kendilerine ve ailelerine ilaç gibi gelen ikili vardı. Ama ne olmuştu da kaynanası ona kötü sözler söyleyip eşi insan yerine koymayı bırakmıştı. Hoş asıl onların yaptığı insanlık değil ya.






" Seonghwa!" Bir anda irkilen bedenle kaşlarını çattı Yunho. Yok bu evde kesin katil olurdu. Elinde ki fincanı masanın üstüne koyan Hwa'nın geriye dönmesiyle Yunho da gözlerini geride ki adama dikti.






" Efendim Hongjoong?"





" Geldim ve kırk saattir sana sesleniyorum duymuyor musun? Burada çene çalacağına geç anneme yardım et. Yemekleri tek başına yapmış kadın yazık değil mi?"





Yemekleri tek başına mı yapmış? Mutfağa bile girmemişti ne yemeği be. Böyle mi kandırıyordu çocuklarını gerçekten. Zavallı bir kadındı başka açıklaması yoktu.






" Biz sohbet ediyorduk. Birazdan Sofrayı kurmaya ineriz." Hala daha sakin sakin konuşuyordu. Yunho çok üzülmüştü şuan gidip hepsini pataklayabilirdi.






" Siktirtme sohbetini kalk odaya geç!"





" Az önce mutfak dedin şimdi oda? Hemde küfürler bağırmalar. Ne bu saçmalık en büyük abi değil misin Hongjoong Böyle mi örneksin kardeşlerine ve oğluna. Bir baba olduğunu da unutma lütfen." Yunho dayanamamış ve araya girmişti. Hong'un bakışlarını ona dikmesiyle duruşundan ve tavrından ödün vermedi.






Üstlerine doğru gelen Hongjoong ile göz devirdi. Hwa korkabilirdi ama Yunho bu tarz alçak insanları kaleye almazdı. Hoş Hwa'nın da kaleye almaması lazımdı. Yunho yavaş yavaş öğretecekti ona da.






" Sen araya girme Yunho. Sende kalk ve odaya geç." Hwa'nın yanından kalkıp hiçbir şey demeden yürümesiyle derin bir nefes aldı. Anında onun peşinden giden Hong'un adamın kolundan tuttuğunu gördü. Ve duyduğu şeyle eliyle ağzını kapadı.





Çilek / YungiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin