Ertesi sabah Jisung, alarmın çalmasından çok önce uyandı. Gözlerini tavana dikip, düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Dünkü antrenmanın yorgunluğu hala vücudundaydı ama içindeki heyecan ve gerginlik, uykusunu tamamen açmıştı. Yabancı bir ülkenin lise takımıyla karşılaşmak, hayal bile edemeyeceği bir fırsattı. Takımdan kimlerin seçileceği, nasıl bir performans sergileyeceği aklında dönerken, bir an önce okula gitmek ve arkadaşlarıyla tekrar konuşmak istedi.
Kahvaltısını hızlıca bitirdikten sonra evden çıktı. Yolda giderken dün konuşulanları tekrar düşündü. Yeonjun Hoca’nın ciddiyeti, her zamankinden farklıydı. Bu maç, sıradan bir karşılaşma değildi ve herkes bunun farkındaydı.
Okula vardığında, diğerlerinden önce soyunma odasına gitti. Formasını ve futbol ayakkabılarını kontrol etti. Her şey yerli yerindeydi. Birkaç dakika sonra Changbin, Felix, Seungmin ve Jeongin de içeri girdi. Yüzlerinde aynı heyecan ve kararlılık vardı.
“Ne haber lan? Dünden sonra nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu Changbin, dolabını açarken.
Felix omuzlarını silkti. “İyi hissediyorum oğlum. Ama cidden bayağı sıkı çalışmamız lazım. Yabancı takımlarla oynamak bizim için büyük bir adım olacak.”
“Vay amına koyayım, ya bir scout gelir de beğenirse?” dedi Jeongin, gözleri parlayarak. “Düşünsene, belki de profesyonel olma yolunda ilk adımımızı atarız!”
Seungmin, Jeongin’in hayallerine gülerek karşılık verdi. “Lan hayal dünyasında yaşıyorsun yine. Ama cidden, şaka bir yana, iyi oynamamız lazım. Bu şansı kaçırmamalıyız.”
Jisung, arkadaşlarının bu heyecanını ve kararlılığını görünce daha da motive oldu. “Evet, arkadaşlar. Yeonjun Hoca’nın dediklerine dikkat edelim. Bugünkü antrenmanda hepimiz en iyi performansımızı göstermeliyiz. Hem kendimiz için, hem de takımımız için.”
Soyunma odasından çıktıklarında, antrenman sahasına doğru ilerlediler. Sahada diğer takım arkadaşları da toplanmıştı ve herkes birbirine motive edici sözler söylüyordu. Yeonjun Hoca, ellerini beline koymuş bir şekilde onları bekliyordu. Yüzündeki ciddi ifade, bugünün ne kadar önemli olduğunu tekrar hatırlatıyordu.
“Rahat! Hazır ol!
Tamam çocuklar, bugün yine sıkı bir antrenman yapacağız. Seul Lisesi ile olan maç için hazırlıklarımızı sürdüreceğiz ve seçmelerde en iyi performansınızı görmek istiyorum. Her birinizin bu takıma neler katabileceğini görmek istiyorum. Şimdi ısınma turuna başlayın,” dedi Hoca, düdüğünü çalarak.
Takım, hızla ısınma turlarına başladı. Herkesin aklında aynı şey vardı: Bu maçı kazanmak ve yabancı takıma karşı iyi bir performans sergilemek. Jisung, topu ayağına alıp hızla koşturmaya başladı. Antrenman boyunca her hareketinde daha da dikkatli ve kararlıydı. Topu kontrol etme, pas verme ve şut çekme konularında elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı.
Bir süre sonra Yeonjun Hoca, antrenmanı durdurdu ve takımı tekrar topladı. “Çocuklar, harika bir antrenman geçiriyorsunuz. Şimdi, Seul Lisesi’nin oyun tarzına karşı nasıl bir strateji geliştirebileceğimizi konuşacağız. Onlar hızlı ve agresif bir takım, bu yüzden savunma yaparken dikkatli olmalıyız. Ayrıca hücumda daha yaratıcı olmalıyız. Unutmayın, bu maçta kendimizi kanıtlamak zorundayız.”
(arkadaşlar yanlış anlamayın bu arada onların oynayis tarzina gore antrenman yapiyorlar sanki ona karsi oynayacaklar gibi gozukselerde)
Takım, hocanın söylediklerini dikkatle dinledi. Hepsi başlarıyla onayladı ve birbirlerine bakarak motive edici gülümsemeler attılar. Bu, onların için sadece bir maç değil, aynı zamanda kendilerini gösterme fırsatıydı.
Antrenmanın sonunda, takım tekrar soyunma odasına döndü. Herkes yorgundu ama yüzlerinde memnun bir ifade vardı. Bugün, gelecekteki maç için ciddi bir hazırlık yapmışlardı.
Felix, soyunma odasında gülerek, “Eğer böyle devam edersek, kesin kazanırız lan!” dedi.
Changbin, gülümseyerek Felix’in omzuna vurdu. “Tabii ki kazanacağız! Çünkü biz en iyisiyiz, değil mi çocuklar?”
“Kesinlikle, ama Seul Liseside az değil onlarin oyunculariyla güzel birlik oluruz” dedi Seungmin, ciddiyetle. “Ama sadece çalışmaya devam etmeliyiz. Hiçbir şeyi hafife almamalıyız.”
Jisung, arkadaşlarının arasındaki bu bağlılığı ve kararlılığı görünce gururla gülümsedi. “Tamam millet, bugün harikaydınız. Yarın yine aynı tempoda devam edeceğiz. Şimdi gidin ve dinlenin. Bu maçı kazanacağız, buna inanıyorum.”
Takım, birbirlerine cesaret verici sözler söyleyerek soyunma odasından çıktı ve evlerine doğru dağıldı. Her birinin aklında aynı hedef vardı: Kendilerini kanıtlamak ve bu maçı kazanmak. Jisung, eve doğru yürürken kalbinin hızla çarptığını hissetti. Bu, onun için sadece bir maç değildi, aynı zamanda hayallerine bir adım daha yaklaşmak anlamına geliyordu. Ve o, bu fırsatı değerlendirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktı.
Diğer bölüme benzer bi bölüm dahaaa beni zorbaliyonuz ondan iki bölüm birden atıyorum değerimi bilin bakin bir sonraki bölümde muw seyler olucakkkkk o yüzden hazırlıklı olun ama yarin aticam ağlayın👍
ŞİMDİ OKUDUĞUN
my player | minsung
RomansaOkulun futbol takımında olan Han jisung, ve karşı okuldaki rakibi Lee Minho.
