İsimsiz bölüm

20 3 0
                                        

Jisung, sabahın soğuk havasında kapüşonunu başına çekmiş, yalnızca yürüyordu. Her zamankinden daha sessizdi; ayaklarının altındaki kaldırım taşları bile sanki onun yükünü hissediyor gibi ağırdı. Kalbinde taşıdığı hüzün, yüzünden okunuyordu, ama kimse onunla konuşmadığı için bu sessizliğin içinde kayboluyordu. Okulun kapısına vardığında derin bir nefes aldı ve ağır adımlarla sınıfa doğru ilerledi. Kapıyı açtığında etrafında kimse olmadığını fark etti. Sınıf boştu. İçeri girdi ve çantasını sırasına usulca bıraktı.

Bir süre sırada oturdu, zihni dolup taşan düşüncelerle meşguldü. Fakat o an, kalbinde bir sancı hissetti, aniden ve acı verici bir şekilde. Elini göğsüne götürdü, ama bu hiçbir şeyi hafifletmedi. Nefesi hızlandı, alnında ter damlaları belirmeye başladı. Yardım isteyebileceği kimse yoktu, sınıf sessiz ve boştu. Paniklememeye çalıştı, ama ağrı gitgide daha yoğun hale geliyordu. Kalkmaya çalıştı, ama her hareketi ağrıyı daha da artırıyordu.

Yavaşça sınıftan çıktı, duvarlardan destek alarak koridorda ilerlemeye başladı. Her adımda ağrı göğsüne daha çok baskı yapıyordu. Tuvalete gitmeye karar verdi, belki su yüzüne serinlik getirirdi, belki de yalnız kalmak ona iyi gelirdi. Kapıya vardığında, tüm gücünü toplayıp içeri adım attı, ama o sırada karşısında Minho'yu gördü. Beklenmedik bu karşılaşma onu bir an duraksattı, ama acısı o kadar büyüktü ki, bu durumu bile tam anlamıyla kavrayamadı.

Minho, Jisung’un solgun yüzünü ve terle kaplı alnını görünce hemen fark etti bir şeylerin yanlış olduğunu. “Jisung, iyi misin?” diye sordu endişeyle, adımını ona doğru atarak. Ancak Jisung, Minho'nun yaklaşmasını istemedi. Zihnindeki karışıklık ve kalbindeki sancı, onun Minho'dan uzak durmasına neden oluyordu. Elini zayıfça kaldırarak "Beni rahat bırak..." dedi, ama sesi titriyordu. Minho'nun bakışları daha da endişelenmişti. “Bir şeyin var, bunu görmezden gelemem,” dedi kararlı bir sesle, ama Jisung daha fazla karşılık veremeden dizlerinin bağı çözüldü.

Jisung tam yere yığılmak üzereyken Minho hızla atıldı ve onu kollarına aldı. Jisung, Minho’nun kollarında güçsüzce sarkarken, bilinci gidip geliyordu. "Bırak... beni..." dedi son bir kez, ama sesi neredeyse fısıltıdan ibaretti. Minho onu bırakmadı, aksine daha sıkı tuttu. “Seni bırakmayacağım. Her şey yoluna girecek,” dedi Minho’nun sesi telaşlı, ama kararlıydı. Jisung, acının ve yorgunluğun altında bilincini kaybederken Minho onu kucağına aldı ve revirin yolunu tuttu.

Minho, Jisung’u revirdeki yatağa dikkatlice yatırırken, içindeki endişe daha da büyüyordu. Jisung’un solgun yüzüne bakarken ne yapacağını bilemez haldeydi, ama onu burada yalnız bırakmaya niyeti yoktu. Revire haber verip yardım çağırdıktan sonra Jisung’un yanında saatlerce bekledi. Zaman yavaş akıyordu, ama gözlerini Jisung'dan ayırmamıştı.

Jisung sonunda gözlerini araladığında, oda sessizdi. Minho onun uyanmasını fark eder etmez hemen başucuna eğildi. “İyi misin? Neler oldu? Kendini nasıl hissediyorsun?” soruları peş peşe sıralandı, ama Jisung’un dudakları titredi, konuşmadı. Bakışları Minho’nun gözlerine kilitlenmişti, ama bir kelime dahi etmedi. Minho, sessizliğin ağırlığına karşı ne yapacağını bilemeden bir süre bekledi, sonra yavaşça Jisung’un yüzüne eğildi ve dudaklarına hafif bir öpücük kondurdu. “Seni bırakmayacağım,” dedi yavaşça, ama ardından ayağa kalktı ve odadan çıkmak üzere arkasını döndü.

Minho kapıdan çıkarken, Jisung’un gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Minho'nun arkasından, gözleri dolmuş bir halde sessizce ağladı, kalbindeki sancı başka bir şeye dönüşmüştü; çaresizliğe ve pişmanlığa.

arkadaşlar bunlar böyle uzaklar birbirlerinede az degil bunlar gorceniz ilerki bölümlerde

telafi 3 bölümümü yaptım belki 4. atarim belli olmaz heheheheh

my player | minsungBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin