Ertesi sabah, Jisung telefonunun alarmıyla uyandı. Minho’nun önceki gün söyledikleri hâlâ zihnindeydi: Yarın sahada seni alt edeceğim Bu meydan okuma, Jisung’u daha da motive etmişti. Yatağından kalktı, hızlıca kahvaltısını yapıp antrenman çantasını hazırladı. Bugün özel bir maç yapacaklardı; ne büyük bir turnuva ne de izleyici vardı, sadece ikisi… ve bu da her şeyi daha kişisel kılıyordu.
Hazırlandıktan sonra Jisung, parkın yolunu tuttu. Minho, hafta sonları sık sık antrenman yaptığı parkta onu bekliyordu. Orası ikisinin de favori yeriydi; geniş yeşil çimenler, küçük bir futbol sahası ve etrafta pek kimse olmazdı. Rekabetlerinin en yoğun olduğu, ancak dostluklarının da derinleştiği yerdi.
Jisung sahaya vardığında, Minho çoktan gelmişti. Topu ayaklarının ucunda sektiriyor, sakin bir tavırla onu bekliyordu. Jisung sahaya adım attığında, Minho gülümsedi. "Geç kaldın. Isınmana bile zamanın kalmadı," dedi alaycı bir sesle.
Jisung, Minho’ya meydan okuyan bir bakış attı. "Isınmaya ihtiyacım yok. Hadi başlayalım," diye karşılık verdi.
İkisi de pozisyonlarını aldı ve oyun başladı. Sadece bir top, iki adam, ve futbol aşkı… Maçın başından itibaren sert bir rekabet vardı. Minho, her zaman olduğu gibi hızlı ve güçlüydü. Topu ustalıkla ayağında taşıyor, Jisung’a karşı küçük ama etkili hamlelerle avantaj sağlamaya çalışıyordu. Ancak Jisung, sahada bir gölge gibi hareket ediyor, Minho'nun her adımını tahmin etmeye çalışıyordu.
İlk golü Minho attı. Topu Jisung’un yanından geçirdikten sonra, sert bir vuruşla direklerin arasından ağlara gönderdi. “1-0,” dedi Minho, zafer dolu bir gülümsemeyle.
Jisung dişlerini sıktı, ama içten içe bu rekabetin onu daha da ateşlediğini hissediyordu. "Henüz bitmedi," dedi kararlılıkla.
Oyun devam ettikçe, sahada adeta bir dans vardı. Jisung ve Minho’nun ayak oyunları, birbirlerine karşı stratejik hamleleri ve sürekli değişen üstünlük durumları onları tam anlamıyla zorlayan bir maç yapıyordu. Yorgunluk ikisini de etkiliyordu, ama pes etmek ikisinin de aklından geçmiyordu.
Son anlara doğru, Jisung bir fırsat yakaladı. Minho, topu ayağında biraz fazla tuttuğu bir anlık hataya düştü. Jisung hızla araya girerek topu kaptı ve Minho'nun şaşkın bakışları arasında topu ileriye sürdü. Tam kalenin önündeydi ve Minho geriden yetişmeye çalışıyordu. Jisung, bir an tereddüt etmeden, sert bir şut çekti.
Top, ağlara çarptı ve içeri girdi. Jisung, derin bir nefes aldı ve Minho’ya dönüp zafer dolu bir gülümseme attı. “1-1. Şimdi ne yapacaksın?”
Minho, yorgun ama eğlenceli bir şekilde gülümsedi. "İyi oynadın. Ama şunu bil, Jisung… bir dahaki sefere seni kesinlikle alt edeceğim."
İkisi de gülerek yere çömeldiler. Maç bitmişti, ama aralarındaki rekabet hiç sona ermezdi. Yine de bugün, sahada sadece eğlenmişlerdi. Jisung, Minho’ya baktı. "Kaybeden her zamanki gibi kahve ısmarlıyor, biliyorsun değil mi?"
Minho, gözlerini kısarak hafifçe başını salladı. "Bu maç berabere bitti, ama tamam, yine de ısmarlarım."
Parkın sessizliği içinde iki rakip ama aynı zamanda dost, sahada bir süre daha oturup sohbet ettiler. Minho ve Jisung, futbol rekabetlerinin yanı sıra dostluklarının da ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha fark ettiler. O gün, sadece parkta oynadıkları bir maç değildi, aralarındaki bağı güçlendiren bir andı.
Beni zorbaliyonuz hep 2 bolum ayni anda atiyorum o yüzden yb yb diye kafamin etini yiyosunuz belki 3. bölümde atarim gece gece sıkılıyorumda
ŞİMDİ OKUDUĞUN
my player | minsung
Roman d'amourOkulun futbol takımında olan Han jisung, ve karşı okuldaki rakibi Lee Minho.
