Fotoğrafta Mehir ve Savaş var.
Yirmi7 - Muhtemel Aşk
"Anne, artık sakin olur musun? Alt tarafı Savaş ve ailesi yani, bu ne hazırlık? Sanki kız istemeye geliyorlar." Abimin alay dolu ama son derece imalı sözleriyle annem kaşlarını çatarken bakışlarımı abime çevirdim. Sırıtarak ama aynı anda da fazlasıyla tehlikeli bir madde gibi bakıyordu bana.
Eve yaklaşık bir saat önce gelmişti ve gördüğü manzara ona göre içler acısıydı. Savaşların yemeğe geleceğini duyunca hemen beni köşeye çekmiş ve bu işte parmağım olup olmadığını sormuştu. Ama annem aramıza kara kedi gibi girdiği için konuşamamış ve biraz daha zaman kazanmıştım.
Sonrasında ise beni abimle beraber markete yollayan annemle, maalesef yalnız kalmış ve abimle konuşmuştuk. Sevgili olduğumuzu biliyordu ama bu derece eve gelmesini istemiyordu.
Abim küçüklüğünden bu yana kıskanç biriydi. Murat ve ben, bazen onun dışında kimseyle oynamazdık. Ama bu kıskançlığı ve korumacılığı hastalığım ortaya çıktıktan sonra daha da artmıştı.
Hastalığımın başrolünde olan benden sonra en çok acı çeken şüphesiz abimdi çünkü o zamanlar bir doktor adayıydı. Bu yüzden bazen mesleğini bırakmayı bile düşünmüştü.
Hastalığımda en büyük şansım kesinlikle erken teşhisti. Benden çok şey almıştı ama çok şey de kazandırmıştı. Önceden yaşadığım her kötü olayda hayattan nefret eder ve ölmeyi düşünürdüm. Bana göre o zamanlar ölmek çok kolay bir eylemdi. Ama bunun yanlış olduğunu çok acı bir şekilde öğrenmiştim. Ölmek hiç de düşünüldüğü kadar kolay değildi. Basit bir şekilde kendini çatıdan atmak bile fazlasıyla zihin yoran bir şeydi. Ben kanser olduğumu öğrendiğimde ölmenin lafta olduğu kadar kolay bir şey olmadığını çok acı bir şekilde öğrenmiştim.
Her geçen gün solan yüzüm, dökülen saçlarım ve daha nicesi. İçtiğim suyun bile bana zehir olarak döndüğü o günlerde anlamıştım bazı şeyleri.
Doktor olan abimdi ama benim için elinden bir şey gelmiyordu. Onu en çok üzen ve ona acı veren şeydi bu. Annemle babamı hiç saymıyordum bile. Murat küçük olmasına rağmen çok iyi anlıyordu. Saçlarıma belli bir süre hiç dokunamamıştı.
Bu yüzden abimin tavırlarını doğal karşılıyordum. Tabi bazı hareketleri hariç. Mesela markete giderken bilmem kaç kez 'Neden geliyorlar ki? Sen biliyor musun? Bari sadece annesi, babası ve Yeşim tek gelsin.' diye diye bunaltmıştı beni.
Ama en sonunda abarttığını anlamış ve susmuştu. Sonrasında bende sakinleşip bunlardan haberim olmadığını, son anda öğrendiğimi söylemiş ve rahatlamıştım.
"Gülhan ile eşi de gelecek, oğlum." Ayşegül'ün de geleceğini anladığımda yüzümde ufak bir tebessüm oluşmuştu. Bebeklerle aram her zaman iyi olmuştu.
"İyi ki çağırdın güzelim, uzun zaman olmuştu Servet'le tavla atmayalı." diyen babama döndüm gülümseyerek. Babamın anneme dediğiyle annem kafa sallarken abim gözlerini devirmişti.
"Acaba gelenlerin arasında kızının sevgilisi olduğunu bilsen böyle konuşacak mısın, baba?" Hemen dibimde kolunu bana sarmış abimin mırıldanmasıyla ona döndüm. Omuzlarını silkerek beni kendine daha çok çekerken hızla babama döndüm.
Neyse ki duymamıştı. Hâlâ annemle sohbet ediyordu.
"Sen mutlusun, değil mi güzelim? Seni üzmüyor, değil mi?" Abimin fısıldayarak sorduğu soruyla elini tutarak gülümsedim. "Mutluyum abi, hem de çok. Sizden sonra ilk defa değerli olduğumu hissettiren ilk kişi, Savaş."
Abim saçlarımın üstüne derin bir öpücük bırakıp geri çekilirken elini tuttuğum elini sıkıca tutmaya devam etti. "Ben her zaman senin iyiliğini düşüneceğim. Sonucu ne olursa olsun, benim için önemli olan senin mutluluğun çiçeğim. Bu yüzden senin üzerine bu kadar düşürüyorum. Kimse seni üzmesin istiyorum." dedi sakin bir tonda. "Böyle davranmam bu ilişkiye karşı olduğum anlamına gelmesin. Evet, ben senin etrafındaki kimseye alışamam ama sana saygı duyarım. Çünkü senin doğru karar vereceğine inancım da güvenim de tam. Bu annem ve babam içinde geçerli, güzelim."
Dedikleriyle ister istemez gülümseyip gözlerim dolarken abimi dinlemeye devam ettim.
"Eğer onun doğru kişi olmadığını düşünseydin bu kadar ileri gitmezdiniz. Ama ne yaparsam yapayım engel olamıyorum bu huyuma da, sanki sen kırılgan bir vazoymuşsun da her an herkes seni kırarmış gibi hissediyorum. Küçük bir bebekken bile çok narindin." dedi burnuma ufak bir öpücük bırakırken. Pamuk prenses olacağımız küçüklükten belliymiş demek. Zira hastalıktan sonra gerçekten pamuktan olduğumu düşünmüştüm.
"Ama garip bir şekilde de saygım var Savaş efendiye çünkü yalan yok, adam gibi adam yani. Korkak değil ya da korksa da belli etmiyor." dedi beni şaşırtarak. "Ama bunlar onu sevdiğim anlamına gelmiyor sadece sabrediyorum. Belki bir gün vazgeçersin bu sevdadan ha?"
İstemsizce güldüm. "Sanmıyorum abi."
"Olsun ben beklerim." Umutsuz vaka gibi bekleyeceğinden o kadar emindim ki. Ama bir yandan da onayladığını bilmek beni rahatlatmıştı. Özellikle de böyle konuşması beni çok etkilemişti. Bir kere daha aile konusunda çok şanslı olduğumu anlamıştım.
"Sen dünyanın en iyi, en güzel, en yakışıklı abisisin." Uzanıp yanaklarını öptüm. O da yanaklarımı öpüp kollarını sıkıca etrafıma sardı. "Sende dünyanın en güzel çiçeğisin, bir tanem."
"Ya ama bana da..." diyerek yanımda kolumu dürten kardeşimle kafamı ona çevirdim. Dudaklarını bükmüş bize yavru köpek bakışlarıyla bakıyordu. Abim gülerek diğer kolunu havaya kaldırırken konuştu. "Gel buraya sıpa," Murat bu anı bekliyormuş gibi anında abimin onun için açtığı boşluğu doldurduğunda gülümsemiştim.
"Siz ne ara büyüdünüz lan? Daha şu kadarcık velettiniz." Abimin yine eskilere dalmasıyla gülerek konuştum. "Murat hâlâ velet abi ama ben yirmi yaşında bir bireyim."
Murat bana kınarcasına bakıp elimin sırtına vurduğunda yalandan kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Asıl sensin be velet. Ben senden uzunum."
"Sadece 10 santim, Murat!"
"10 santim, 10 santimdir, abla!"
"Murat!" dedim uyaran bir tonda. Ama ondan da karşılık gecikmedi. "Abla!"
"Veletler, susun." Abimin son noktayı koymasıyla ikimiz de ona dönerken, Murat birden gülmeye başlamıştı. Bende onunla beraber gülmeye başlarken abim de bize katılmış ve kollarıyla bizi sarmıştı yine.
İkimizde abimin göğsünde durmuş birbirimize bakıp gülümserken çalan kapı ziliyle hepimiz ayaklanmıştık. Abim anında oflamıştı. Babam, abimle kapıya doğru ilerlerken annem beni kapıya doğru önden ilerletmiş ve elimi kapı kulpuna yaslamıştı.
"Ben niye açıyorum ya kapıyı?" diye fısıldadım anneme doğru. Abimden de bana destek gecikmemişti. "Evet, anne. Neden Mehir açıyor kapıyı? Ben açarım."
Abim ne ara yanıma gelip beni yavaşça arkasına alıp elini kapı kulpuna yasladı bilmiyorum ama annemin 'açın artık kapıyı' diye çığırmasıyla kendime gelmiştim.
Abim sonunda kapıyı açıp yüzüne yakışıklı bir gülümsemelerinden birini yerleştirmiş ve geri çekilmişti. Annem de misafirlerini karşılamak için abimin karşısına geçmişti.
"Hoş geldiniz!"
İçeri sırayla Fidan Teyze, Servet Amca, Gülhan Abla, eşi ve kucağındaki Ayşegül girerken görüş açıma Yeşim girdi. Anında annemlere selam verip yanıma yerleştiğinde hepimizin gözü Savaş'a çevrilmişti. Abim pür dikkat Savaş'a bakarken, herkesin odağı kapıya çevrilmişti. Babam bile Savaş'a çatık kaşlarıyla bakıyordu.
Çünkü Savaş'ın elinde bir adet çiçek ve çikolata vardı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOMŞU KIZI | Texting
Ficção AdolescenteYan blok komşusunun geceleri oynadığı oyunlara kendini çok kaptırmasından şikayetçi olan Mehir, komşusuna uyarı mahiyetinde mesaj atar. Arkadaşla iletişime geçtikten sonra artık yapacağı tek bir şey vardır: O da uykusuz geçirttiği günlerin hesabını...
