10. Bölüm

2.6K 140 41
                                        

"Hoştur bana senden gelen,
Ya hil'at ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken.
Kahrın da hoş lütfun da hoş..."

*Yunus Emre*

Yanımdaki yağız delikanlıya kesik kesik bakışlar atıyordum. İçimden bir ses beni dürtüyor sürekli ona bakmamı söylüyordu. Ve bende el mecbur içimdeki sese uyuyordum. Bu yağız delikanlının yan profili oldukça iyiydi. Hatta ve hatta bu yan profil onu hayata karşı bir sıfır önde başlatmış dahi olabilirdi. Ama fakat şu da yadsınamaz bir gerçekti ki Oğuzhan'ın yalnız yan profili değil tüm vücud özelikleri onu hayata karşı bir sıfır önde başlatmıştı. Allah boş zamanında yaratmış olmalıydı ki adam kusursuzdu.

İçimden sessiz sakin bu yağız delikanlıya methiyeler düzmeye devam ederken bakışlarımı yine, yeni, yeniden sol tarafıma yani ona çevirdim. Ancak çevirdiğim gibi hemen tekrar önüme dönmüş bulundum. Zira göz göze geleceğimizi ve onun bana hayırdır şeklinde göz kırpacağını kestirememiştim. "Ne o, bakıp bakıp duruyorsun?" diyerek çok makul bir soru sorduğunda ise mal ayağına yatmamam için bana bir sebep sunulması lazımdı. Gözümüz gönlümüz hoş olsun diye bakıyorduk paşam hayırdır rahatsız mı oldun?

"Hiç." Şeklinde saçma bir cevap verdim. Bu cevabımı eş olarak minik bir gülme sesi geldiğinde bakışlarım hızla yine onu buldu. Dudaklarını birbirine bastırmış gülüyordu. Gülmemeye çalışıyordu ama kısılan gözleri ayan beyan güldüğünü gösteriyordu. Neye gülüyordu bu herif?!

"Hayırdır neye gülüyorsun?!"

Cevabı benim az önceki verdiğim cevapla aynıydı. "Hiç."

"Oğuzhan!"

"Melek?"

"Neye gülüyorsun diye sordum?!" Hayır yani farkında olmadan komik duruma düşecek bir şey mi yapmıştım. Anlamam lazımdı. Eğer öyleyse Allah beni hemen, şuan, şimdi alsındı.

"Öylesine gülüyorum Melek." Yemezlerdi. Gözleri tek çizgi halini alacak şekilde kısıldığına göre öylesine gülüyor olamazdı.

"Farkında olmadan saçma bir şey mi yaptım ben?"

Daha çok güldü. "Yoo." diyerek gayet geniş bir cevap verdi.

"Ee o zaman! Söylesene be adam neye gülüyorsun?"

Gülümsemesi derinleşirken derin bir iç çekti ve dudaklarını aralayıp o mühürlü kelimeyi adeta fısıldadı. "Sana."

Bana.

Bana gülüyordu. Bu gülüşün sebebi bendim. Bu gözlerin kısılmasına sebep bendim. Yanaklarında oluşan o iki çukurun sebebi bendim. Onun çok nadir gülen bir adam olduğunu herkes biliyordu ve o şimdi bana gülüyordu. Yüzbaşı Oğuzhan Boduroğlu bana, Melek'e gülüyordu!

"Neden gülüyorsun bana?"

Bakışlarını saniyelik yoldan ayırıp bana çevirdi. Ardından tekrar yola döndü. "Ekstra bir şey yapmana gerek yok. Sen yanımda böyle dursan da ben gülerim sana."

"Neden?"

"Varlığın..." dedi. "Varlığıma iyi geliyor."

Neredeyse ağzımda atmaya başlayacak olan kalbimi ateş basmaya başlamıştı. Beynim komut verme işlevini kaybetmişti ve biz Yüzbaşı'nın esiri olmaya emin adımlarla ilerliyorduk.
Merkez ben iptal! Dönüyoruz.

"Seni ilk gördüğümde zaten tanıyorum gibi hissetim." diye mırıldanırken buldum kendimi. "Bir güven duygusu vardı Oğuzhan. Anlam veremediğim bir duyguydu bu. Üniformandan kaynaklımıdır diye düşündüm ama hayır bu güvenin kaynağı üniforman değildi." Bakışlarını yüzümde hissettim. "Baba güveniydi Oğuzhan. Senin bana verdiğin duygu baba güveniydi. Ben babamdan sonra o güveni ikinci kez bir askerde tattım. Bir Binbaşı'da. Daha sonra üçüncü kez bana o güveni tattıran, bana o duyguyu yaşatan sendin."

VATANHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin