Babam beni yıllar önce kardeşim dediği görev arkadaşına emanet etmişti. Şimdi ise o arkadaşı beni Türk Silahlı Kuvvetleri'nın değerli parçası olan Yüzbaşı Boduroğlu'na emanet ediyordu.
Şehit Binbaşı Eymen Başer'in kızı, öğretmen Melek Başer'dim ben...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü..."
*Hüseyin Nihal Atsız*
2017 - MUSUL
Kollarındaki zincirleri çekiştirmesiyle inlemesi bir oldu Oğuzhan'ın. Günlerdir aralıksız bir şekilde işkence görüyordu ve artık his kaybı yaşamaya başlamıştı. Tam olarak nerede olduğunu bilmiyordu fakat Musul'un ücra bir kentinde esir tutulduğunu biliyordu. Yüzü gözü kan içindeydi ve nefes alışverişleri düzensizleşmişti.
"Lan dur artık, çekiştirip durma şu amına koyduğumu kolunu kangren edeceksin!" dedi zar zor duyabildiği bir ses. Silah arkadaşının, dostunun, kardeşinin sesi; Tuğran'ın sesi. O da Oğuzhan ile birlikte bu siktiğinin yerinde esir düşmüştü ve vücudunda tek bir yara izinin dahi olmadığı yer yoktu. Puslu gözlerini arkadaşına çevirdiğinde başını önüne eğmiş sırtı soğuk duvarla birleştirmişti. "Boduroğlu lan!"
Boğuk bir ses tonuyla "Ne var lan?!" diye karşılık verdi Oğuzhan. Şakağından kanların süzüldüğü başını kaldırıp arkadaşına döndü. "Bana bak yine başlayacaksan dalağını sikerim!"
Oğuzhan'ın bu çıkışını umursamayan Tuğran yarım bir gülüş attı. Buradan çıkamayacaklarının farkındaydı. "Allah için gel yapsana."
Arkadaşı "Lan seni!" diyerek kolunu hızla tekrar çekiştirmişti ki zincirler yüzünden yine hareket edememişti. Dudaklarından bir inilti kaçtığında ise acısını kendi bile hissetmişti.
"İyi misin?" dedi hızla.
"Bu siktiğimin yerinde ne kadar iyi olabilirsem o kadar iyiyim kardeşim." diye cevap verdi Oğuzhan. Arkadaşlarını şehit etmişlerdi. Naaşlarının bulunup bulunmadığını dahi bilmiyordu ve kemiklerinin sızısı gün geçtikçe dayanılmaz bir hâl alıyordu. Bugüne kadar kimse geri dönmemişti yoksa onlarında mı şehit olduğunu düşünmüşlerdi? Belki de çoktan Türkiye'de şehit haberleri verilmişti. "Şehit olduğumuz haberi gitmiş midir sence?" diye sordu arkadaşına.
Tuğran, Oğuzhan'ın güçlükle sorduğu soruyu duymuştu fakat halsizleşiyordu. Göğsünün hemen altındaki yara tekrar kanamaya başlamıştı ve gözleri artık hiçbir şeyi ayırt edemiyordu. Ülkeye şehit haberlerinin gidip gitmediğini bilmiyordu ancak bu zamana kadar kimsenin gelmemesi bu haberin gitmiş olabileceğini düşündürtüyordu. "Bilmiyorum." diye mırıldandı zorla.
Acı içinde gülümsemeye çalıştı Oğuzhan. "Türk Özel Kuvvetleri..." dedi. "Görünmez, duyulmaz, bilinmez."
Aldığı her nefes batarken tekrar Oğuzhan'a döndü Tuğran. "Ne diyorsun lan?!"