6. Bölüm

3.5K 174 50
                                        

"Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın..."

*Hüseyin Nihal Atsız*

*Hüseyin Nihal Atsız*

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

***

Merhaba kuzular.
Bu bölüm diğer bölümlere nazaran bir tık geç geldi kusura bakmayın. Bir takım hazırlıklarla uğraşmak mecburiyetindeydim :)
Lafı çok uzatmadan bölümü bırakıp kaçıyorum.
Seveceğiniz bir bölüm olması dileğiyle..
Öpüldünüzzzz... <3

***

Bir ay yıldızlı künye bizi bağlamıştı. Evet bu doğruydu ama bu benim istediğim bir şey değildi. Karşımda kocaman heybetiyle oturan adam ise bunu anlamıyor ve anlamamakta ısrar ediyordu. Sıkıntılı bir nefes verdim. Babam bizi birilerine emanet ederken böyle olacağını düşünmüşmüydü acaba? Bizim isteyip istemeyeceğimizi düşünmüşmüydü? Pek sanmıyordum.

Gözlerimi salonda kocaman heybetiyle oturmuş, ifadesiz gözleriyle karşıdaki duvara dik dik bakışlar atan adama çevirdim.

"Oğuzhan?"

Gözlerini diktiği duvardan çekip bana çevirirken çok kibar bir şekilde cevap vermişti. "Ne var?"

Ebeninki var demek vardı ama yuttum ve "Bizi bağlayan şey bu ay yıldızlı künye değil mi?" diye devam ettim.

Ne saçmalıyorsun gibi bir ifadesi vardı ki çok gecikmeden bunu sesli olarakta dile getirmişti. "Ne?!"

"Eğer bizi bağlayan şey bu künyeyse..." Elim boynumdaki künyeye gittiğinde birkaç saniye künyenin üzerinde oyalandı ve ardından çıkartıp ortadaki masanın üzerine bıraktım. "...Bu künyeyi al ve bitsin bu bağ!"

İfadesiz bakışlarının yerini bariz bir öfke alırken yeşillerimi ateş saçan gözlerinden çekme gereksinimi duymadım. Bu künye bizi bağlıyorsa geri alabilirdi. Babamdan kalan son şey olduğu için geri verirken canım yansa da bu bağı yok etmek için künyeyi ona vermekten başka çarem yoktu.

"Bunu gerçekten yapacağımı düşünüyor musun?!" diye sertçe soludu.

"Evet." Yapmak zorundaydı.

"İyi! Devam et o zaman." derken yüzünde alaycı bir ifade belirdi. Bu da asla böyle bir şey yapmayacağı anlamına geliyordu. Ne desem ne yapsam ikna olmuyordu.

"Neden ya?! Neden ben gittiğim her yere seninle gitmek zorundayım? Neden başımı nereye çevirsem seni görüyorum? Ha Boduroğlu?! Kimsin ki sen, yani neden bunca tantana?! Neden?!"

Kalbini kırıp ağır konuşursam bu emanet meselesi biter miydi?

Başını ağır ağır sallarken gözlerindeki öfke dağılmış ve yerini yine, yeni, yeniden ifadesizlik ele geçirmişti. "Söyleyim Başer. Neden böyle olduğunu söyleyeyim." Sözlerine büyük bir kararlılıkla devam ederken adeta anlamam için gözlerimin en derinine bakıyordu. "Söz bizde namustur. Biz Binbaşı Eymen Başer'e bir söz verdik. İstesende istemesende bu böyle. Yapar mısın bilmiyorum ama önerim saçmalamayı kesmen doğrultusunda..."

VATANBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin