Babam beni yıllar önce kardeşim dediği görev arkadaşına emanet etmişti. Şimdi ise o arkadaşı beni Türk Silahlı Kuvvetleri'nın değerli parçası olan Yüzbaşı Boduroğlu'na emanet ediyordu.
Şehit Binbaşı Eymen Başer'in kızı, öğretmen Melek Başer'dim ben...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan, Vatan büyük ve müebbed bir ülkedir: Turan."
*Ziya Gökalp*
21 NİSAN - KERKÜK
Kolundaki zincirden kurtulmanın yolunu arıyordu Mübariz Hasanov. Yaklaşık üç hafta önce Türk özel kuvvetleri ile katıldığı bir operasyonda esir düşmüştü. Oysa bu şerefsizlerin eline düşeceğine ölmeyi yeğlerdi. Sol kolu gördüğü işkencelerden dolayı artık işlem göremez hâle gelmişti. Sürekli verdikleri bir ilaç ise gün geçtikçe otokontrolünü kaybetmesine neden oluyordu. Kendinde olduğu zamanlar kısıtlıydı Mübariz'in. Hızlı hareket etmeliydi. Bu zindandan çıkmanın bir yolunu bulmalıydı. Sol kolunun işlem görmediğinin bu itlerde farkındaydı ve o yüzden sadece sağ kolunu zincirlemişlerdi. "Hadi Mübariz, düşün. Buradan çıxış yolu tapma!" derken sağ kolunu daha sert çekiştirdi. Zindanın duvarları çok eski olmalıydı ki her an yıkılacak gibi duruyordu. Bu nedenle Mübariz'in kolundaki zincirin çakılı olduğu demir çubuk iyice yerinden oynamıştı. "Hadi Mübariz!" derken kapı aniden açıldı. Önce leş bir koku doldurdu odayı sonra ise leş bir görüntü. O gelmişti.
Zahir.
Orospu çocuğu gelmişti. "Ooo orospu çocuğu da gelmiş." dedi alayla. Bunu derken Türkiye Türkçesi ile konuşmuştu çünkü karşısındaki şerefsiz Azerbaycan Türkçesi anlamıyordu. Mübariz'e kalsa buradaki kimse ile muhattap dahi olmazdı ama Zahir zindandan çıkar çıkmaz peşi sıra ilaç veriliyordu. Bu da kurtulma şansını daha aza indirgerken onu oyalayabildiği kadar oyalamalıydı. Hoş bu zindandan çıksa bile tamamen kurtulabilir miydi onu da bilmiyordu.
"Sen hala yaşir misin la?" dedi Zahir. Bakışlarını karşısındaki adama dikti.
"Senin ecelin olmak için yaşıyorum Zahir!" diye cevap verdi adam. Ses tonu oldukça tehdivari çıkmıştı. "Cehenneme giderken gördüğün son yüz ben olacağım."
Alaylı yüksek bir kahkaha attı Zahir. Bir elini kirden nevri dönmüş sakallarına götürdü. "T.C. eskerleri ve bitmeyen hayalleri." Tek kolu duvara zincirlenmiş adama daha da yaklaştı. "En son Kerkük için de böyle havalı havalı konuşuyordunuz amma bak kaç köy bize boyun eğdi. Bütün türkmenleri tek tek temizleyeceğim esker! Hepsini bu topraklardan göndereceğim!"
"Senin soluğunu sikerim lan!" diye bağırdı Mübariz. Söz konusu Kerkük olduğunda kendini tutamazdı. Çünkü yıllardır kardeş ülke Türkiye, Kerkük ve onun insanları için savaşıyordu. Hal böyleyken hiçbir kansızın Kerkük'e dil uzatmasına izin veremezdi. "Bana bak lan, Zahir misin Zehir misin her ne boksan şunu o olmayan beynine sok! Kerkük Türk'tür, Türk kalacak!" Gözlerinde bir kurdun vahşiliğini aratmayan bir ifade vardı. Kolundaki zincirden kurtulabilseydi eğer karşısındaki iti kendi kanında boğacaktı.