Babam beni yıllar önce kardeşim dediği görev arkadaşına emanet etmişti. Şimdi ise o arkadaşı beni Türk Silahlı Kuvvetleri'nın değerli parçası olan Yüzbaşı Boduroğlu'na emanet ediyordu.
Şehit Binbaşı Eymen Başer'in kızı, öğretmen Melek Başer'dim ben...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Kim o, deme boşuna... Benim,ben. Öylebir ben ki gelen kapına; Baştan başa sen."
*Özdemir Asaf*
***
Karlı dağların arasında bata çıka yürüyordu Ateş Timi. Önde Oğuzhan Boduroğlu ardında ise timin diğer altı üyesi vardı. Buz tutmuş zeminde ilerlemeleri her ne kadar zor olsa da bu onları durduracak değildi. Yüksekova'da bir görev emri gelmişti. Köse kod adlı kırmızı bültenle aranan bir terörist sınırda görülmüştü ve onu alacaklardı. Gelen bilgiler arasında Kuzey Irakta'ki yapılanmanın başında olduğu bilgisi de aktarılmıştı ve bunu öğrenen tim, yakıcı ateşini anında kuşanmıştı. Irakta binlerce şehit vermişlerdi ve bunun sorumlusu olan herifi buldukları gibi bir kaşık suda boğacaklardı.
"Köse'yi sağ ele geçireceğiz." diyerek emir veren Oğuzhan'ın bakışları her görevde olduğu gibi bu görevde de oldukça koyu ve karanlıktı. Görevin getirdiği yükümlülük bir yana dursun onun gidişinden sonra daha da agresifleşmişti. Bunu kendisi de biliyordu ancak itiraf edememişti. Uzun süredir tanımıyordu o kadını fakat adeta uzun süredir tanıyormuş gibi sahiplenmişti. Onun emanetiydi Melek. Onun parlayan yıldızıydı. O gittiğinde dünyası kararmıştı. Oğuzhan fark etmişti ki onun dünyasını aydınlatan emaneti bildiğiydi, Melek'ti.
"Komutanım?" diyen Gaye'nin sesiyle düşüncelerini geriye itelerken bakışlarını ona çevirdi. "2018 Somali baskını. Esir takası olacağı gün." diyordu Gaye. Hafızasını yoklama ihtiyacı hissetti. Yıl 2018'di. Ellerindeki bir teröristi esir düşmüş bir Türk Subayı ile takas edeceklerdi. Tabi bu bir operasyondu. Subayı aldıktan sonra tepelerine bineceklerdi ancak baskın yemişlerdi. Subayı sağ salim teslim almışlardı ama ellerindeki terörist kaçmıştı. Şehit verilmemişti fakat yaralılar vardı. "Köse kod adlı terörist komutanım." dedi Gaye. "Bu o terörist. Mirza Bozan. Diyarbakır doğumlu. 1995'te örgüte girmiş. Asıl mesleği doktor. Elimizdeki terörist oydu komutanım. O gün baskın yediğimizde kaçan terörist şimdi Köse kod adıyla aranan teröristle aynı kişi."
Kısa bir an düşündü Oğuzhan. Gaye doğru söylüyordu. Bu terörist oydu. Baskın yedikleri gün kaçmıştı, daha sonra ise asla karşılaşmamışlardı. Timler geniş çaplı operasyon başlatmıştı ama herhangi sonuç alamamışlardı. "Tuğran!" dedi. "Bize gelen istihbaratta Köse'nin Kuzey Irakta'ki yapılanmanın başında olduğu aktarılmıştı değil mi?"
Postallarına yapışan karı ve çıkan gıcırtıları umursamadan yürüyen Tuğran bakışlarını komutanına çevirdi. "Evet komutanım." Şeklinde kısa bir cevap verdi.
Bu cevap karşısında "Nasıl bu kadar güçlenmiş olabilir?" diye mırıldandı Boduroğlu. Aklına yatmayan şeyler vardı. "Örgüt onun yaşamaması için baskın düzenleyip tüm operasyonu mahvederken bugün nasıl bir yapılanmanın başına geçebilir?!"