11. Bölüm

2.2K 143 35
                                        

"Aklım fikrim sende, senin gelişinde,Seni ne zaman göreceğimde, seni nasıl göreceğimde,Beni görür görmez ne diyeceğinde

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

"Aklım fikrim sende, senin gelişinde,
Seni ne zaman göreceğimde, seni nasıl göreceğimde,
Beni görür görmez ne diyeceğinde..."

*Nazım Hikmet*

Korku insanı daima güçlü kılar. İnsanı var eden korkudur derler. Ama bazı korkular vardır ki nefes aldırmaz, adeta bir ölümdür. Bir odanın çıkışında yüreğimin orta yerine düşmüştü bu korku denen şey. Ve beni asla güçlü kılmıyor daha çok dibe çekiyordu. Deniliyordu ki; Ateş Timiyle irtibat kesilmişti, deniliyordu ki; Ateş Timi ortada yoktu. Adeta yok olmuştu. Çok benzer bir duyguyu yıllar evvel yaşadığımı hatırlıyordum. Sert bir kış günüydü. Etrafta karlar vardı. Sert bir ayaz esiyor borulardaki sular bile donuyordu. Şırnak'ın o görkemli dağları beyaz örtüyle kaplıyken hayvanlar yemek bulmakta zorlanıyordu. Yatıyordum gördüğüm bir rüya yüzünden ağlayarak uyanmıştım. Daha sonra annem gelmişti, gözyaşlarımı silmişti ve sonra birden kapı çaldı. O kapı açıldığında babamın gideceğini bilseydim kapının ardına tahtalarla çivi çakar yine de açtırmazdım. Gerçi o zamanlar küçüktüm bunu yapmaya gücüm yeter miydi bilmiyorum ama o kapı açıldığında babamın gideceğini gerçekten bilseydim açmamak için elimden ne geliyorsa yapardım.

Bugün, o haberi aldığımda hissettiğim her bir duyguyu yine, yeni, yeniden yaşıyordum. Göğsüme öyle bir taş oturmuştu ki ne bir milim hareket ediyor ne de biraz olsun hafifliyordu. Ben ise hala aynı yerdeydim. Askeriyenin bekleme salonunda, boğazımdaki yumruyla, bir elim künyemde onlardan gelecek en ufak haberi bekliyordum. Hayat bana her zaman tek bir seçenek sunuyordu.

Beklemek.

Sürekli biri için, birileri için endişelenen olmak, merak eden olmak, bekleyen olmak ve sonra da kaybeden olmak. Melek Başer bunlardan ibaretti.

En çok da beklemekten. Ben Melek, her zaman geride kalan ve bekleyen Melek. Yüreğindeki korkuyla ne yapacağını bilmeyen ve bilmediği için daha çok korkan Melek. Bugün yine bekliyordum. Ateş Timi'nden gelecek en ufak haber bile şuan ihtiyacım olan tek şeydi.

Gaye ve diğer timler hızla timin olduğu bölgeye gitmek için hazırlanırken hava sahasında helikopterler dört dönüyordu. Bir aydır yoklardı ve birden irtibat kesiliyordu. Türk kuvvetleri Ateş'i almaya gidiyordu. Deli gibi korkuyordum ama elimden dua etmeten başka hiçbir şey de gelmiyordu.

Allah'ım nolur onları koru... Allah'ım nolur onu koru... Allah'ım sen ol dersen olmayacak hiçbir şey yok hayatta, nolur onları koru...

Elim boynumdaki ay yıldızlı künyedeyken sessizce mırıldandım. "Nolur dön Oğuzhan. Nolur bana, dön." Dönmeliydi. Ardında bekleyeni varken dönmeli ve bana o acıyı tekrar yaşatmamalıydı. Onun da şehit haberini kaldıramazdım. Kendimi o kadar güçlü hissetmiyordum. Önceleri küçüktüm belki tam anlamıyla bir şey anlamamış olabilirdim ama büyüdükçe anlamıştım ki bu acı yeryüzündeki en zor acılardan biriydi, hatta en zor acıydı. Çok sevdiğin, değer verdiğin birinin hainler tarafından öldürülmesi insanın hem gücüne gidiyor hem de ciğerini yakıyordu. O yüzden Oğuzhan Boduroğlu dönmeliydi. Benim ne yanacak ciğerim vardı ne de dağlanacak yüreğim.

VATANBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin