"Sana ihtiyacım vardı ancak sen... Sen beni bıraktın Destiny. Asla yıkılmam diyordum, arkanı dönmenle yıktın beni," gözlerinden süzülen yaşları baş parmaklarımla kuruladım.
"Buna mecburdum Cam. Beni affet olur mu?"
"Ben seni hep affederim. Peki ya sen beni affedebilecek misin?"
"Sen bana bir şey yapmadın ki. Neden böyle söyledin?"
"Sen hep masum düşündün, Destiny. Aslında çok zekisin. Bu küçük sırrı anlaman gerekiyordu. Ama artık çok geç."
"Ne için geç?" Dudaklarını aralayıp bir şeyler söyleyecekken bedeni aniden yere yığıldı. Kollarımın arasından kayıp gitmişti. Ağzımdan çıkan çığlıkla gözyaşlarım kendini salmıştı. Haykırışlarımı sadece ben duyuyordum.
"Cameron, uyan ne olur! Sana ihtiyacım var!"
~
"Destiny, hadi uyan artık," gözlerimi araladığımda karşımda Nash'i görmemle yerimden sıçradım. Sırtımdan soğuk terler boşalırken nefessiz kaldığımı hissettiğimde elim göğsüme gitti. Aklım hala az önce gördüğüm kabustaydı. Gerçek gibiydi sanki. Hala aklımı kurcalıyordu demeye çalıştığı şey.Etrafımı incelediğimde hala arabada olduğumuzu fark edince kendimi silkeledim. Kurumuş dudaklarımın birbirine yapışmasının verdiği gıcıklık yetmiyormuş gibi boğazımdan da sanki şu yaşıma kadar hiç su geçmemişti.
"Sen sayıklıyordun. Cameron, onu mu gördün?" Bir süre duraksayıp vereceğim cevabı düşündüm. Daha sonra susuzluğum tekrardan aklıma geldiğinde beni kurtaracak bir çözüm yolu olmuştu.
"Su alabilir miyim, lütfen?" Dememle arka koltuğa uzandı ve çantasından bir şişe su çıkardı.
"İşte burada," elinden çekip kapağını bir kenara fırlattım ve kafama diktim. Ağzımın kenarından dökülen sular belki de beni iğrenç gösteriyordu ancak sanki asırlarca su içmemiştim. Kuruluk hissi zorla geçiyordu.
Şişeyi yarıladığımda nefes nefese dudaklarımdan çektim ve ağzımı tişörtümün yakasına sildim.
"Az önce şişeyle yiyiştin mi sen?" Bir şişeye bir de Nash'e baktım ve omuz silkip arabadan indim. Belki de şişeyi saniyeler önce yere atmam büyük bir hataydı ama o an gördüğüm manzarayla etrafımda ne varsa silmiştim. Burası, çok güzeldi... Güneş yeni batıyordu. Gökyüzünün eşsiz bir güzelliğe bürünmesi ve şu an bulunduğumuz ortam tabloyu aratmıyordu.
"Tanrım," bulunduğum yerden ilerleyip çiçeklerin olduğu yere çöktüm.
"Çok güzel değil mi?" Başımı onu onaylarcasına salladığımda o da yanıma oturup ayaklarını sarkıttı. "Fark etmiyorsun değil mi?" Sorduğu soruya karşılık gözlerimi manzaradan ayırmadan sorusuna soruyla karşılık verdim.
"Neyi?" Koca bir soluk alıp boğazını temizledi.
"Cameron'ın günden güne eriyip bittiğini," başımı hafifçe eğdim. "Sana deliler gibi aşık. Onu öldürsen bile son kelimeleri seni seviyorum olur. Ne kadar bağırsan, hakaret etsen de senden nefret etmez," saçlarımı karıştırıp yutkunduğumda devam etti. "Ona zarar veriyorsun, Destiny. Umutlarınla onu aydınlattıktan sonra bırakıp gidiyorsun ve o karanlığa mahkum oluyor. Günden güne ölürken senin hayallerinle ayakta duruyor ve senin tek yaptığın ondan kaçmak," gözlerini bana çevirdiğinde bende gözlerimi gözlerine diktim. "O sana ne yaptı? Neden ondan nefret ediyorsun?"
Duyduğum şeyle başımı diğer tarafa çevirdim. Yüzüme tokat gibi çarpan bu kelimeler kalbimi uyuşturmuştu. O haklıydı. Ona zarar veriyordum. Onun beni mutlu etmesine izin verip onu acımasızca terk ediyordum. Ben kötü biriydim.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Excellent | Cameron Dallas
Teen Fiction"Sen benim gökkuşağımsın. Ve eğer gökkuşağını seviyorsan, yağmura katlanmak zorundasın."