Toprak (red nose)

60 2 0
                                        

(Medya ; Toprak

Toprak ,

Üstümdekileri çıkartıp göle girmeye hazırlandım . Etrafıma bakındım Cansu biryerlerden çıkabilirdi.

Onlar buraya sadece yıkanmak için geliyorlardı. Toprak ' sa kontrol etmek ve korumak için.

Suya girdim. Her zamanki gibi kendimi akıntıya bıraktım. Su beni hızla sürüklüyordu. Daha derine doğru yüzmeye başladım. Herkesin Sandığı gibi göle girip akıntıya kapılırsan kaybolmuyorsun ya da ölmüyorsun. Sadece doğru yolu bulursan mükemmel bir yeraltı şehriyle ödüllendiriliyorsun. Yani en azından ilk görüşte öyle sanıyorsun.

General beni buraya getirdiğinde herkes gibi bende büyüleyici olduğunu düşünmüştüm. Sonra herkese dediği gibi suya kapılıp gitmememi yoksa bir daha geri gelemeyecegimi söylemişti.

Cinsimin verdiği genetik özellik yüzünden bu emre uydum. Aslında defalarca suya kendimi bırakıp gitmek istedim.

Malesef bunu yapamadım. Çünkü sadık ve aşırı korumacı bir köpek cinsiydim.

Birgün general benimle tekrar göle gelene kadar bu merakımı asla dindirememiştim.

General üstünü çıkartıp göle girdi. Onu takip etmemi istedi. Yaptığı şeyi anladığımda öleceğimizi sandım. Sesimi çıkarmadan dediğini yapıp peşinden kendimi akıntıya bıraktım.

Hızla sürüklendik. General daha derine dalınca bende arkasından gittim. Tam akıntının yer altından ikiye bölündüğü çukurlardan birine doğru yüzdü.

Yüzmek çok zordu. Acemi biri burda boğulabilir ya da kaybolabilirdi. Belkide bu yüzden burayı bizden saklıyordu diye düşündüm arkasından yüzerken . Sonra yukarıya doğru yüzdük. Yukarı çıktığımızda nefes almak için çok caba sarf ettim. Uzun süredir nefessiz kaldığım için boğazlarim oksijenden yanmıştı.

Nefesimi düzenleyip arkamı döndüğümdeyse bu sefer karşımdaki manzara nefes kesiciydi.

Burası da bir göldü. Yıkandığımız gölden daha temiz daha parlak ve daha aydınlıktı. Kocaman bir şehir vardı karşımda. Bir mağaranın içine kurulmuş beyaz ,sıralı merdivenlerle yukarıya kadar uzanan devasa evler.

Gölden çıkarken kendimi kumsal da gibi hissettim. Beyaz kumlarla çevriliydi gölün etrafı tıpkı bir ada gibi.

Ağaçlar ,evler , hatta gökyüzü gibi parlayan tavandan asılan binlerce parlak taş vardı.

Bir an ölüp cennete düştüğümüzü sandım. Burası neresi general neden bizden burayı saklıyor neden suya kapılırsan kaybolursun yalanını uydurdu. Kafamda binlerce soru vardı.

General çoktan çıkmış. Diğer evlerin aksine koyu renkli iki katlı tam bu şehrin ortasında duran müstakil bir evin önünde duruyordu. Evin yanında kocaman bir ağaç vardı. Yukarıya kadar uzanan kocaman bir gövdesi ve ne olduğunu anlamadıgım ilginç bir meyvesi vardı.

General bana döndü,

'Toprak bundan sonra haftada bir buraya geleceksin . Burası asilleri kaçırdığımızda onların nükleer tehlike geçene kadar kalacakları yer. Herhangi bir sıkıntı çıkmamalı. '

'Ne gibi bir sıkıntı çıkabilir ki burda ?'

Kafasını kaldırdı. Ağaca baktı.

'Daha önce böyle bir ağaç görmüşmüydün'

'Hayır . Ama benim dikkatimi ağaçtan çok şu dallarındaki garip meyveler çekti.'

General kahkaha attı.

'Onlar meyve değil '

Şaşırdım. Ağaca yaklaştım. İlginç bir şekilde meyveler yakından iclerinde ne olduğunu anlamadıgım şeffaf keselere dönüştüler.

Tam dokuncakken general bağırdı.

'Sakın onlara elini sürme işte bu yüzden buraya kimse gelmemeli bu yüzden haftada bir buraya gelip onları kontrol etmelisin. '

'Bunlar nedir ?'

'Onlar asillerin soylarını devam ettirmeleri için gerekli olan yaşam enerjileri. Herkes ölüp dünya temizledikten sonra asiller geri dönüp yaşamı , şehirleri , hayatı tekrar baştan kuracaklar. Herşey onların istediği gibi olacak. '

'Ama burası birçok insanı kurtaracak kadar büyük neden sadece asilleri buraya getirmemiz gerekiyor. Diğer insanlarda burda saklanabilir. Hayatlarına devam edebilirler. '

'Hayır. Biz sadece asilleri korumakla yükümlüyüz. Geri kalan herkes kendi kaderi neyse onu yaşayacak.'

'Bu ağaca dokunursak yada bu dallarında ki garip şeyleri koparırsak ne olur.'

General hızla döndü. Bir an gözleri parladı yüzü şimdi tam bir asker yüzüne benziyordu. Hatları gerginleşti.

'Asla böyle birşey olmasına izin vermeyeceksin. Eğer o dallardakilerden biri bile koparılırsa hepiniz yok olacaksınız. Dünya o zaman tamamen yok olur. '

'Peki . Her hafta buraya gelip ne yapmamı istiyorsunuz. Böyle durup ağaca mı bakmalıyım.'

'Peşimden gel ' dedi ve ağacın arkasından dolandık. Biraz ilerleyince ağacın köklerinden birine yanaştık. General diz çöktü. Aynı şeyi yaptığımda gördüğüm şey beni şok etti.

Ağacın 13 kökü vardı. Köklerden her biri bir insana bağlıydı. Sanki bu ağaç o insanların kalbinde yetiştirilmiş ve büyümüştü.

'Bu bunlarda kim bu insanlar neden burda neden göğüslerinde ağaç kökleri var. Bu ne demek . Onlar yaşıyor mu yoksa bizim gibi başka bir türler mi? '

'Toprak bana bak sakin al. Onlar asillerin dna 'sına sahip yapay insanlar bu ağaç onların soylarını devam ettirmek için geliştirildi. Ağaçta gördüğün şeyler embriyo. Asiller geldiğinde gördüğün gibi birçok çocukları olacak. Burası o yüzden bu kadar büyük ve bu çocuklara burda yatan bu 13 kişi hayat verecek. Onları burdan zamanı gelmeden kaldırarsak hersey mahvolur. '

Hayatımda duyduğum ve gördüğüm en saçma şey kendim sanıyordum. Taki burayı görene kadar . Asiller herseyi planlanmış dizayn etmiş sanki nükleer savaşın çıkmasını dört gözle bekler gibiydiler.

Aslında belkide bu nükleer savaş onların işiydi. Böyle bir düzeneği kurup bu kadar planlayıp beklemek ansızın olan bir savaşın sonucu olamazdı.

Onlar insanları yok etmek için böyle bir yol izliyor olabilir. Sadece kendilerinin olduğu bir dünya kurmak için bütün insanlığı yok etmek.

Çok acımasızca. Kararımı ogün vermiştim. Böyle bir şeyin olmasına asla izin veremezdim. Günü geldiğinde bu ağaç yok olacaktı.

'Bu arada burdan kimseye söz etmemelisin. Sana güveniyorum. Buranın koruması senin sorumluluğunda. Ayrıca bu ağaç zarar görürse yada biri orda yatanlardan birini bu ağaçtan koparırsa hepiniz yok olacaksınız. '

'Nasıl yani. Zamanı geldiğinde Asiller o çocuklara sahip olacak zaten o zaman orda yatanlar bu ağaçtan koparıldığında bizim öleceğimizi mi söylüyorsun. Asilleri kurtarıp getirdiğimizde artık yaşamamız için bir sebep olmayacak öyle mi ?'

'Siz ölümsüzsünüz yok olmaktan kastım ölmeniz değil .'

'General ne demek bu hiç birşey anlamadım . Cevap verin burayı koruyacaksam bunu bilmek hakkım '

'Sen sadece görevini yapacaksın Toprak yaşama sebebini oluş amacını unutmadan görevini yapacaksın .'

Sonra ordan ayrılıp. Tekrar kendi gölümüze yüzmüştük.

Hafta bir dediği gibi gidip ağacı kontrol ediyordum.

Yok olmak ölmek değilse ne demekti. Kafamda hep bu soru vardı.

Şimdilik bundan kimseye söz edemezdim. Zamanı geldiğinde Demir'le Andrey'e bundan bahsetmem gerektiğinin de farkındaydım...

Bizim orada yatan yapay insanlarda farkımız yoktu. Onlar gibi görevimizi tamamlayıp yok olacaktık.

Kayıp +18Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin