Bölüm 9: "Çocukluk"

6K 458 120
                                    

Playlist: Sezen Aksu - Git

2003, İstanbul

"Ben kimseden izin almam, Selin."

Kollarımı göğsümde birleştirip ona sinirli bir bakış attım. "Annemden izin alacaksın, Ali. Kibar bir şekilde, ondan izin aldıktan sonra ancak o izin verirse, bu kulübeyi yapacağız."

"Tekrar söylüyorum o benim annem değil. Ve ben kimseden izin almam." Mavi gözlerini üzerime diktiği sırada yanımıza Güneş Anne'nin geldiğini görünce Ali'ye dönüp delici bir bakış attım. Umarım ağzını kapalı tutardı.

"Ne için benden izin alacakmışsınız bakalım?" dedi annem beni bir bacağına oturtup diğer bacağına da Ali'yi oturtmak için hamle yaptığında Ali geriye doğru kaçtı. "Ne izni alacaksınız çocuklar? Haydi söyleyin." Güneş, onun yaptığını görmezden gelip sorusunu güleryüzüyle tekrarlayınca Ali'ye bu fırsatı değerlendirmesi için imalı bir şekilde baktım.

Ama bu sabah yatağın tersinden kalkmış gibi somurtkan bir ifadeyle, "Bir şey için izin almayacağız." dedi.

Güneş ondan sağlıklı bir cevap alamayınca bana döndü. "Ali söylemeyecek galiba...Sen söylemek ister misin Selinciğim?"

"Şey..." duraksayıp Ali'ye baktım. Anlatmamdan hoşnut olmayan ifadesini takınmıştı ama umrumda değildi. Bahçenin arkasına sadece ikimiz için bir kulübe yapacaksak ilk önce annemden izin almalıydık. "Anne...biz bahçenin arka tarafına ufak, küçük...böyle minnacık bir kulübe yapmak için...senden izin--"

"Almayacağız!"

Ali cümleyi kendi bildiği gibi tamamlandığında ona döndüm. Kaşları çatılmış bir halde öylece anneme bakıyordu.

"Senden izin falan almayacağız." dedi bir kez daha. "Çünkü sen benim annem değilsin. Ben ancak kendi annemden izin alırım. Ve sen...kesinlikle benim annem değilsin!"

Güneş'in gözleri ıslandığında hızla kucağından inip ellerimle yüzünü kendime çevirdim. "Öyle demek istemedi, anne. Ali öyle söyler mi hiç?" Göz yaşları birikip akmaya hazır hale geldiğinde ellerim hâlâ yanaklarındayken hızla iki yanağına öpücük kondurdum ve bir şey söylemesine izin vermeden Ali'yi kolundan çekip annemin görüş açısından çıktığı, ağaçların gölgelediği, kulübe için seçtiğimiz serin yere götürdüm.

Bir noktada durduktan sonra annemin sesimi duymasını istemediğimden, belli bir düzeyde tutmaya çalışarak Ali'nin kolunu bıraktığımda gözlerimden ateş püskürüyordum. "Ne dedin?" diye tısladım. "Sen az önce ona ne dedin?"

"Ne dediğimi duydun," dedi en az benimki kadar sert bir ses tonuyla. "O kadın benim annem değil. Ondan izin alacak değilim."

Sinirden gözlerim dolduğunda, "Sen," dedim. "Sen...şimdi gidip ilk önce ondan özür dileyeceksin sonrada kulübe için izin isteyeceksin. Yoksa..."

Kaşlarını kaldırdı. "Yoksa ne?" dedi. "Yoksa ne olur?"

"Yoksa...kendine başka bir oyun arkadaşı bulursun Ali. Ve seninle bir daha konuşmam. Duydun mu?"

Gözleri kocaman açıldı. "Yani...seni kaybedeceğimi mi söylüyorsun? Tek gerçek oyun arkadaşımı?"

Yavaşça kafamı salladığımda kafasını önüne eğip bekledi. Bir ara gözlerini kapatıp açtığını fark ettim.

"Tamam," diye mırıldandığını işittiğimde dudaklarımı birbirine bastırıp, "Sadece bu zaman için değil." diye hatırlattım. "Bundan sonra Güneş'e karşı tek bir saygısızlık yapmayacaksın. O seninde, benimde annem. Ve bizim ondan başka koruyucu meleğimiz yok. Onu kaybedemeyiz."

Hercai Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin