Bölüm 14: "Dövme"

8.1K 421 293
                                        

2003, Istanbul

Geniş kanatları olan ahşap kapının ardında gizlenmekten sıkılıp vücudumun yarısından çoğunu ortaya çıkarıp onca insanın içinden Ali'nin beni fark etmesini bekledim. Dakikalardır etrafına topladığı çocuklardan kafasını kaldırıp bana bakması için dua ediyordum ama o inat eder gibi bir türlü benden yana bakmıyordu. Önüme düşen saçlarımı üfleyerek önümden püskürtmeye çalışırken diğer yandan gözüm "İYİ Kİ DOĞDUN ALİ" yazan renkli kartonun altında toplanan ve her biri neredeyse yaşıtım çocukların ortasında, onlarla gülüşerek bir şeyler konuşan, doğum günü çocuğundaydı. Ali beyaz "klişe" gömleği ve papyonuyla, bir doğum günü çocuğuna yakışır bir şekilde arkadaşlarıyla pasta yiyerek gününü kutlarken ben onları izlemekle yetiniyordum. Ne kadar dil döksem de, nafileydi. Ali asla beni doğum günü partisinde istemiyordu. Başta kırılsam ve hatta birazcık ağlasam da onun bana karşı olan bu davranışlarına alıştığımdan fazla ısrar etmedim. Tabii bunda Ali'nin bana verdiği sözün de etkisi büyüktü. Arkadaşları ve kuzenleriyle olan partisi bittikten sonra yalnızca benimle, bir kez daha kutlayacaktı doğum gününü. Tek şartı, benim asla ortalıklarda görünmememdi.

Şu an onları bu kanatlı kapının ardından izlerken tam olarak şartını yerine getiriyor sayılmazdım ama zaten o da saymıyordu. Bana en geç bir saate yanımda olacağına dair söz vermişti ama neredeyse iki saat olacaktı ve görünüşe göre Ali'nin partiyi bitirmek gibi bir niyeti de yoktu.

"Unutmuş olamazsın değil mi Ali?" diye fısıldadım kendi kendime, gözlerim Ali'yle gülücükler saçtığı kız arasında gidip geldi.

Yüzümü buruşturdum. "Hayır, bal gibi de unuttun işte!" Kaşlarım çatılırken, "...pis domuz." diye tısladım. "Bu sefer seni maviş gözlerin bile kurtaramayacak! Acımadan bacağına tekmeyi bastığımda da öyle gülebilecek misin bakalım?"

Ali için zor zahmet ve gizliden hazırladığım şeyleri tek başıma yemek için salondan bahçeye açılan kapıya doğru arkamı döndüğümde bir çift ela gözle karşılaştım. Çığlığı basacağım sırada Ela Gözlü tek elini dudaklarımın üstüne yerleştirdi ve olası bir karmaşayı engelledi.

"Şşşt," dedi eli hala ağzımın üstündeyken. "Ali ikimizi görsün mü istiyorsun?"

Kafamı hızla iki yana salladım.

Gülümsedi. "O halde sus." diyip tek kaşını kaldırdı ve yavaşça elini ağzımdan çekti.

"Ali senden hoşlanmıyor," diye mırıldandım, hem korku hem de içimde yarım kalmış sinirimle. "Doğum gününe neden çağırdı?"

Ela gözleri gülmekten kısıldı. "O çağırmadı zaten ama ailelerimiz çok yakın. Dost biliyorlar bizi."

Onu taklit edip tek kaşımı havaya kaldırmaya çalıştım ama başaramayınca sinir katım ikiye yükseldi. Tam ağzımı ikisine de saydırmak için açacağım sırada gözüm onun arkasından bana doğru yaklaşan Ali'ye kaydı. Ona olan öfkem yerini telaşa bırakırken Ela Gözlü'yü tüm gücümle kapının arkasına iterek oraya gizlenmesini sağladım. Nefes nefese önüme döndüğümde tam dibimde Ali'yi bulmamla ikinci kez çığlığı basma durumuna geldim ama Ali de tıpkı Ela Gözlü gibi çareyi elini ağzımın üstüne kapatmakla bulunca bir kez daha engellenmiş oldum.

"Şşşt," dedi hafifçe kaşlarını çatarak. "Biri seni fark etsin mi istiyorsun?"

Gözlerine inanamıyormuş gibi baktım ama o bana çok daha başka bir duyguyla karşılık verdi. Ela Gözlü'yü kapının geniş kanatları sayesinde görememiş olması beni rahatlatmıştı. Ali ellerini ağzımdan çekerken, "Neden aşağıya indin? Bir şey mi oldu?" diye sorunca ancak kendime gelebilmiştim. Yüz ifademi hemen toparlayıp ona baktım. Ona çok kızgın olduğumu anlasın diye bacağına tekme atmamak için kendimi zor tutsam da, Ela Gözlü'nün hemen kapının arkasında olduğu gerçeği beni köşeye sıkıştırmıştı. Bir şey söylemeden elini tutup onu arkamdan çekiştirmeye başladım. Ali, kendisini bahçedeki büyük çınar ağacının altına getirene kadar ağzını açmadı.

Hercai Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin