2.BÖLÜM

2.4K 69 3
                                        

2.BÖLÜM

Bana kalsa sıkıca yumduğum gözlerimi açmak şu an için yapacağım son şey olurdu. Hadi ama! Buradaki vaktimin yarısını ondan kaçarak geçirdiğim kadın bana sesleniyor olamazdı, değil mi? Olmamalıydı. "Adacığım," diyerek topuklu ayakkabılarını tıkırdattı. Kapalı olan gözlerimi açıp yüzüme sahte bir sırıtma yerleştirdim. Pekala,kaçış yoktu. Buna mecbur katlanacaktım. "Merhaba, Sevil Hanım."

"Merhaba, tatlım." diyerek söze girdiği sırada kollarımı göğsümde birleştirdim ve beynime her dakikada bir baş sallamam gerektiği komutunu verdim. Gözlerim etrafı tararken ilk baş sallama hareketimi yaptım. Bu onu dinliyor olduğumun göstergesiydi. En azından Sevil Hanım bu şekilde algılıyordu. Gözlerimin önüne bir perde misali inen saçlarımı tek harekette kulağımın arkasına sıkıştırdım. Tekrar baş salladığım sırada gözüm merdiven korkuluklarına yaslanmış olan şahısa takıldı. Çelik lacivertler benim onu fark ettiğimi anlamasına rağmen beni süzüyor ama yüzünde tek bir mimik oynamıyordu. Yalnızca gözleri vardı. Yalnızca lacivertler. İçim gözlerimi kaçırma isteğiyle dolup taşarken, yapamadım. Gözlerimi, gözlerinden çekemedim. Sanki lacivertlerinden yayılan bir enerji dalgası tüm bedenimi sarıp beynimi ele geçirmişte, gözlerimin başka bir yöne bakmasına izin vermiyormuş gibi. Bakışmamızın ne kadar süre devam ettiğini tahmin etmek güçtü. Üstelik şu an beynimin yerinde olup olmadığından emin değildim. Nihayet gözlerimi gözlerinden kaçırabildiğimde yapacağım en son şey olduğunu düşündüğüm şeyi yaptım ve Sevil Hanım'a odaklandım. Ne ara kedisine kanser teşhisi konduğuna geldiğimizi anlamamış olsam da, tek düşünebildiğim şu konuşmanın bir önce bitmesi gerektiğiydi. Rüzgar'ın gözleri hala üzerimdeydi, farkındaydım ve rahatsız olmuştum. Neye bakıyordu ki? İlgisini çeken şey neydi?

"Neyse canım, ben seni tutmayayım. Ders bitimi işin yoksa ofisime gel."

"İnanın çok isterdim ama arkadaşıma söz verdim," diyerek beyaz yalanımı sonlandırdığımda Sevil Hanım'a ufak bir baş selamı verip dersimin olduğu odaya ilerledim. Sandalyelerden birine çökmüş beni bekleyen Yasemin Hanım'a gülümsedim ve anında piyanonun başına ilerledim. Rahatlamaya ihtiyacım vardı.

Bir saatlik dersin sonunda eve gidip yatacak olmanın verdiği huzurla bahçedeki arabaya yöneldim. Çantamın içini açıp arabanın anahtarını aramaya koyulduğum sırada telefonumun aniden çalmaya başlamasıyla yerimde sıçradım. Bir an evvel şu telefonun zil sesini değiştirmeliydim. Etrafı tarayarak rezil anımı kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra telefonumu bir çırpıda bulup ekrana odaklandım. Ağzımdan ufak çaplı bir çığlık kaçırdığımda hızlıca avucumun içini dudaklarıma bastırdım. Arayan Utku'ydu. Midemde tepişen filleri durduramasam da telefonun birkaç kez daha çalmasını bekledim. Onun aramasını bekliyormuş gibi anında açmak olmazdı. Ah! Kimi kandırıyordum? Onun aramasını deli gibi istiyor ve bekliyordum.Boğazımı temizleyip ekrandaki oku yana doğru kaydırdım.

"Efendim?" Pekala, sakin ol kızım. Heyecanını bu kadar belli etme. "Yakınlardayım. Bir şeyler içmek ister misin?" Alt dudağımı dişleyerek telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Küçük bir cırlama dudaklarım arasından firar ettiğinde telefonu tekrar kulağıma dayadım ve umursamaz -ya da umursamaz olduğunu düşündüğüm- bir şekilde mırıldandım. "Pekala, neredesin?"

"Köşedeki kafedeyim. İçeride seni bekliyor olacağım." Hiçbir şey söylememe izin vermeyip telefonu kapattığında, telefonu çantama fırlatıp dudaklarımın arasından bir cırlama daha çıkmasına izin verdim. Arabanın anahtarını alıp, arabaya bindiğimde çok geçmeden kafeye varmıştım. Kafenin bulunduğu yerdeki açık alana arabayı park edip, derince nefes aldım ve adımlarımı hızlandırdım. Kafenin kapısını içeri doğru ittiğimde ufak bir çandan ses çıkmıştı. Utku'nun bakışları kapıya çevrildiğinde gülümsedi. Aynı gülümsemeyle ona karşılık verip, yanına ilerledim.

İLK VE SONBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin