8.BÖLÜM

1.5K 50 2
                                        

8. BÖLÜM

Kafeye girdiğimde gözlerim babamı aradı ama henüz gelmemişti.

Buluşmak istediğim kafe sakin bir yerdi. Dekorasyona krem rengi, uçuk pembe ve yeşil renkleri hakimdi. Pembe yuvarlak masaların üzerinde beyaz örtüler vardı. Sandalyeler ahşaptandı ama beyaza boyanmış ve eskitilme yapılmıştı.

Buraya daha önce birkaç kez gelmiştim ama çoğu zaman amacım ders çalışmaktı. Babamla buluşmak için seçilecek ideal bir mekan değildi belki ama burası insanı rahatlatıyordu ve benim sakin olmaya ihtiyacım vardı.

Sarışın, minyon, tatlı bir garson yanıma geldiğinde iki kahve istediğimi söylemiştim. Siparişlerim gelmeden babam kapıdan göründü.

Gözleri kafeyi tararken elimi kaldırıp beni görmesini sağladım. Duvar kenarında insanlardan biraz daha uzak bir yerde oturmayı tercih etmiştim.

Yanıma geldiğinde montunu çıkarıp sandalyesinin arkasına astı ve sakince yerine oturdu.

Yüzüne bakmıyordum, bakamıyordum. Şahit olduğum olaydan sonra babam bana bir yabancı gibi gelmeye başlamıştı.

Babam boğazını temizleyerek söze başladı:

"Ada, kızım bak ben çok üzgünüm. Sana bunları yaşatmak istemezdim. Gördüğün şeyleri açıklayabilir miyim onu bile bilmiyorum. Sadece görmemeni dilerdim."

Yüzümü babama çevirdiğimde göz göze geldik ama babam gözlerini kaçırıp ellerine bakmaya başladı.

"Senden beni affetmeni istiyorum." diyerek elini masanın üzerinde duran ellerimin üstüne koydu.

Bu hareketinden sonra iki üç saniye ellerimize baktım ama çok geçmeden ellerimi onunkilerin altından çekip kafamı tekrar yana çevirdim. Babam susmuştu. Anlaşılan konuşma sırası bendeydi.


Ama yapamayacaktım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Affetmek istiyordum, tüm bunları yaşamamışız gibi davranmak istiyordum ama nasıl yapacağımız hakkında bir fikrim yoktu.

"Ben.. Ben böyle bir şeyi senden beklemezdim" dedim yüzüne bakmayarak. "Bana izin ver. Bir süre konuşmayalım."

Babam anlıyormuş gibi kafasını salladı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra "Bir süreliğine yurt dışında olmam gerekiyor," dedi ve sonrasında "İş için" diye ekledi.

Tekrar kahvesinden bir yudum aldı. "Ben yokken evde kal, olur mu?"

Bu sorusundan sonra cevap vermedim. Evde kalacaktım tabiî ki. Onun yokluğundan kendime eziyet etmenin bir anlamı yoktu.

"Kalkalım mı?" dedikten sonra bir şey demesini beklemeden çantamı aldım. Masanın üzerine parayı bıraktıktan sonra o da kalktı.

Dışarı çıktığımız da "Seni bırakayım mı?" diye sordu.

Kafa sallayarak, "Kendim giderim" dedim.

"Peki, ben şirkete gidiyorum. Kendine iyi bak"

Cevap vermek yerine hafifçe kafamı salladım. Yüzüne baktığımda göz göze geldik. Bana bakışında pişmanlık vardı. Ayrıca üzgün ve yorgundu.

İLK VE SONBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin