30.BÖLÜM
Sağ elime kenetlenen bir el, sol elimi yerleştirdiğim bir omuz, belimi saran bir kol ve hareket eden bedenlerimiz. Her şey o kadar ani olmuştu ki. Henüz ismini bile yeni öğrendiğim bir çocukla dans ediyordum. Bu kesinlikle benim yapacağım türden bir hareket değildi. Cidden ne yapıyordum ben? Bakışlarımı Rüzgar'a çevirdiğimde daha Doruk ve benim dans ettiğimizi fark etmediğini anladım. Eren ona gülerek bir şeyler anlatıyor, Rüzgar'da onu ciddiyetle dinliyordu. Kaşlarımı çatarken, kendimi onların yanına gitmemek için zor tutuyordum. Hırsla dudağımı dişlerken, Doruk'un konuşmasıyla ona döndüm.
"Eren'le aynı okula gidiyorsunuz değil mi?" Kafamı onaylar bir biçimde salladığımda gülümsedi. Hayır niye her şeye gülüyorsa. Ne bu mutluluk yani. "Ben de o okula transfer olacağım, çok yakında." Kaşlarımı tekrar çattım. "Yani, sen de liseye gidiyorsun? Sen biraz şey değil misin? Büyük." Sırıtması büyürken kafasını olumsuz anlamda sallıyordu. "Elimde olmayan nedenlerden dolayı, okula bir süre ara verdim. Son seneyi bitiremeden okuldan ayrıldım. Yaşça büyüğüm ama akademik olarak aynı seviyedeyiz." Kafamı anladım dercesine sallayıp, tekrar bakışlarım Rüzgar ve Eren ikilisine döndü. Gözlerim lacivert gözlere çarptı ve tüylerimin ürpermesi hemen sonra gerçekleşti. Kaşları çatık bir şekilde bizi izlerken, ne yapacağımı şaşırmıştım. "Erkek arkadaşın mı?"
Refleks olarak başımı Doruk'a çevirdiğimde, çoktan başımı aşağı yukarı sallamıştım. Doruk tekrar ağzını açmıştı ki, birinin kolumdan beni sertçe çekmesiyle ikimizin de bakışları beni çeken kişiye döndü. "Gidiyoruz." diye tıslarcasına konuştuğunda, kolumu sertçe avucunun içinden çektim. Lacivertleri çok sinirlendiğinden olsa gerek maviye dönmüştü. Burnundan soluyordu resmen. Ona cevap vermediğim için tekrar bir şey söylemeye hazırlanıyordu ama ağzından çıkacak olan kelimelerin önüne Doruk'un sesi set kurdu.
"Merhaba ben, Doruk." Pişkin bir surat ifadesiyle Rüzgar'a bakarken, Rüzgar dişlerini gıcırdattı. Pişkin surat bu sefer bana döndüğünde, eli de bana doğru uzanmıştı. "Tanıştığımıza memnun oldum. Sonra görüşeceğiz Ada." Elimi tam Doruk'un eline doğru uzatıyordum ki başka bir el benden önce davrandı ve Doruk'un elini sıktı. "Ben de, Rüzgar. Ada'nın erkek arkadaşıyım."
Pişkin surat, bu sefer küstahça gülümsedi ve elini Rüzgar'ın elinden kurtardı. "Bu kadar güzel bir kızı yalnız bırakma, Rüzgar. Kurt kapar." diye mırıldandığını duyduğum an kaşlarım çatıldı. Rüzgar'ın beline kolumu doladığımda kolumun altındaki kasların gerildiğini hissettim. "Hiçbir kurt cesaret edemez." Burnuna hafifçe çekip bakışlarını Doruk'un üzerinden çekti. Belini kolumdan kurtarıp elimi tuttu ve beni ileriye doğru hafifçe ittirdi. Neydi bu aralarındaki düşmanlığın sebebi. İkisi de o kadar farklı davranıyordu ki. İçimdeki paranoyak düşünceleri kestirip attım ve Rüzgar'ın peşinden ilerlemeye başladım.
Dışarı çıkar çıkmaz elimden ayrılan eli kaşlarımı çatmama neden olmuştu ama şimdi bunu umursamayacaktım. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" Bağırarak konuştuğu için etraftaki insanlardan birkaçı bize baktığında rahatsızca kıpırdandım. "İnsanlar bakıyor. Rezil oluyoruz." Sinirle saçlarını karıştırıp bana eliyle işaret verdi. Onu paytak adımlarla izlerken, arabaya varmıştık. İkimizde sessiz sakin arabaya bindik ve motor sesi kulağımı doldurdu. Çok zaman geçmeden Rüzgar arabayı deniz kenarına çekmişti. Hırsla arabadan indiğinde sinirlerine hakim olmaya çalıştığını kavrayabilmiştim. Aynı şekilde ben de arabadan indiğimde bana döndü. "Ne yapmaya çalışıyorsun?"
"Hiçbir şey yapmaya çalışmıyorum ben. Sen ne yapıyorsun? Keyfin yerinde mi?" Gözlerini bir iki saniye kapattı, ardından tekrar açtı. "Dalga mı geçiyorsun? Daha ismini bile yeni öğrendiğin biriyle sarmaş dolaş dans etmek ne demek?" diye bağırarak konuştuğunda sinirle tısladım. "Bana bağırmayı kes."
