24. BÖLÜM
Rüzgar'ın dudaklarından dökülen kelimenin etkisinden çıkmaya çalışırken denizden bize doğru esen serin rüzgar yüzümü yalıyordu.
Çok farklı boyutlarda geziniyormuş gibi hissediyordum. Hiç beklemediğim bir zamanda hiç beklemediğim şeyler yaşıyordum ama tahmin edemeyeceğim şekilde olumlu yönde ilerleyen olaylar gerçekleşiyordu. Alnım Rüzgar'ın alnına dayalıyken dudaklarının arasından çıkan sıcak nefesi yüzüme değiyordu.
Ağzımı açıp anı rezil etmek istemiyordum ama iliklerime işleyen soğuğa daha fazla dayanamayacaktım.
Beynim az önce yaşananları yavaş yavaş sindirirken kapalı olan gözlerimi araladım. Kendimi yavaşça geri çekerken Rüzgar'ın gözleri de açılmıştı.
"İçeri girelim mi?"
Kafasını sallayarak ayağa kalktığında omuzlarımdan düşmek üzere olan battaniyeden kurtulup ona eşlik ettim.
Hastanenin kapısından içeri girdiğimizde yüzüme çarpan sıcak hava ile biraz da olsa rahatlamıştım.
Bundan sonra ne olacağını kestiremiyordum. Yine eski düzenimize mi dönmüştük? Sevgili değil ama arkadaş da değil. Bunu istemiyordum. Zaten aramızın açılması da benim bu düşüncem yüzünden olmamış mıydı? Fakat ufak da olsa bir fark olmalıydı. Onu sevdiğimi itiraf etmiştim.
Rüzgar'ın ne düşündüğünü bilmiyordum ama onu sevdiğimi -kısmen de olsa- söylediğimde yaptığı şey beni öpmek olmuştu. Bir an kaşlarım çatıldı. Güya beni istediği zaman öpemez fikrimin arkasında durup direnmiyor muydum?
Gözlerim koridorda duran Alp'e takıldığında aklımdaki düşüncelerden sıyrıldım. Gecenin bir yarısı ayakta ne yapıyordu bir fikrim yoktu ama konuşmak için yanına doğru ilerlerken avucumun içinde hissettiğim bir fazlalıkla kafamı elime çevirdim.
Rüzgar'ın parmakları parmaklarıma kenetlenirken yuvalarından fırlamak üzere olan gözlerimi zapt ederek yutkundum. Yüzümü Rüzgar'a çevirdiğimde bana kısa bir bakış atarak önüne döndü ve kısa bir süre önce çıktığımız odaya doğru ilerlemeye devam ettik.
Alp'in yanından geçmeden hemen önce çarpık bir şekilde gülümsediğine şahit olmak içime yavru da olsa bir öküz yerleştirmişti.
Onu kullanmamıştım ama öyle hissediyordum. Benden hoşlandığını biliyordum fakat ben gelmiş gözünün içine baka baka Rüzgar'la el ele tutuşuyordum. Her ne kadar onunla konuşmam için beni yüreklendirmiş de olsa içimde bir yerlerde suçluluk duygusu hep olacaktı.
Kötü şeyler düşünmek istemediğimden kafamı iki yana sallayarak avucumun içinde duran bir diğer ele odaklandım. Karın boşluğumdaki küçük kelebekler hareketlenerek ordan oraya gezinmeye başlamışlardı.
Rüzgar kapı kolunu henüz tutmuştu ki Dünya'nın sesi ile olduğumuz yerde durmak zorunda kaldık.
"Ben de sizi arıyordum." Yanımıza gelirken bir an ayaklarını hareket ettirmeyi bıraktı ve ilk önce birbirine kenetli olan ellerimize daha sonra sırayla ikimizin yüzüne baktı.
Onun bu hali karşısında gülümsememi engelleyememiştim. Şaşkınlığından sıyrılmak için bir iki saniye daha bekledi ve konuşmak için yeniden ağzını açtı.
