4. BÖLÜM
Utku'nun gözleri ise dudaklarımdaydı.
Vücudum buhar olup uçmuştu sanki. Ne yapmam, ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Öpmeli miydim? Yoksa daha erken miydi? Dudaklarımızın arasında yaklaşık iki santim kalmıştı.
Tam o sırada gözlerim sarı bir ışıkla yanmaya başladı. Yoksa cennete mi düşmüştüm? Utku sarı ışığın etkisiyle benden ayrıldı.
Babamın gelmesiyle her şey alt üst olmuştu. Evin bahçesine arabayla girdiğinde arabanın farı yüzünden birbirimizden uzaklaşmak zorunda kaldık. Yoksa cidden öpüşür müydük?
Utku arkasına döndüğünde arabanın içinde babamı gördü ve başıyla selamladı. Babam Utku'yu tanıyordu. Yani daha önce bir kaç kez karşılaşmışlardı ve benim çok yakın bir arkadaşım olarak biliyordu. Tabii işler değişmişti ve babama söyleyip söylememe konusunda aklım çok karışıktı.
Babam arabayı park ederek yanımıza doğru gelirken Utkuyla göz göze gelmemeye çalışıyordum. Utanmıştım. Sonuçta babam gelip ortamı bozmasaydı beni öpmüş olacaktı.
"Merhaba çocuklar" dedi babam yanımıza geldiğinde.
"Merhaba" diye cevap verdik Utkuyla aynı anda.
"Nasılsın Utku?"
"İyiyim siz?" dedi Utku. Sanki biraz fazla kibar olmaya çalışıyo gibi gelmişti sesi. E haklı çocuk. Karşısındaki adam sevgilisinin babası. Ve tabii sevgilisi de ben oluyorum!
"Ben de iyiyim. Hadi içeri geçelim kapıda dikilmeyelim" dedi babam. Ay hayır olamaz! İçerideki ortamı kafamda canlandırabiliyordum. Hepimiz sessiz sessiz odayı süzeceğiz, babam konu bulmaya çalışacak ve büyük ihtimalle ya derslerden ya da Utku'nun babasının iş durumuyla ilgili bir sohbet açacaktı.
"Ben geçmiyim. İzniniz olursa, geç oldu artık eve dönmeliyim" dedi Utku. Söyledikleri biraz fazla komikti çünkü saat daha 11 bile olmamıştı ve her gece eve 2'den önce dönmeyen Utku söylemişti bunu ama yine de içerde yaşanacak rezil durumdan kurtulmuştuk.
"Peki Utkucum nasıl istersen, iyi geceler" diyerek elini sıktı Utku'nun.
"İyi geceler"
Babam kaş ve göz hareketleriyle bana bir şeyler anlatmaya çalışarak yanımızdan geçip eve girdi.
"Nerde kalmıştık sevgilim?" diyerek bana yaklaşmaya başladı Utku.
"Saçmalama istersen Utku. Şu an babamın camdan bizi izlediğine eminim" dedim. Büyük ihtimalle perdeyi aralamış çaktırmadan ne yaptığımıza bakmaya çalışıyordu.
"Haklısın o zaman ben gideyim. Yarın okulda görüşürüz" diyip yanağımdan öptü ama sanki orada fazla oyalanmıştı. Kendimi geriye çekerek "Görüşürüz" dedim.
Eve doğru yürürken arkaya doğru baktım. Ellerini ceplerine sokmuş eve girmemi bekliyordu. Eve gelirken gömleğini pantolonunun içinden çıkarmış, kravatını gevşetmiş ve ceketini çıkarmış olduğu için şu an aşırı tatlı gözüküyordu. Eve girdiğimde el salladım ve kapıyı kapattım.
Sırtımı kapıya yaslayarak gözlerimi kapattım ve kendime gelmeye çalıştım.Çünkü az önce yaşananlardan sonra her an kalp krizi geçirmem mümkündü. Deli gibi zıplayıp çığlık atmamak için kendimi zor tutuyodum. Yavaşça kapıdan ayrıldım ve sırıtarak odama doğru yürümeye başladım.
Odaya girdim kapıyı kapattım ve kendimi yatağın üstüne attım. Sırıtarak tavanı izliyordum. Utku bana çıkma teklifi etmişti, ben de kabul etmiştim. Artık Utku sevgilimdi. Ve bunların hepsi gerçekti.
Ertesi gün uyandığımda hala sırıtıyordum. Islık çala çala hazırlandım. Okula gitmek için can atıyordum ilk defa. Gamze'ye henüz son gelişmeleri aktarmamıştım ama okula gidince kendi gözleriyle görürdü artık.
Mutfağa girdiğimde babam çoktan uyanmış, çayını içerek gazetesini okuyordu. Yanına giderek günaydın öpücüğümü verdim.
"Günaydın" dedim çantamı sandalyenin üstüne bırakıp buzdolabına doğru giderken.
"Günaydın" dedi babam da gözlerini gazetesinden ayırıp tip tip bana bakarak. "Hayrola ne bu mutluluk?"
"Okula gidiyorum ya ondan çok mutluyum" dedim dalga geçerek.
"Tabii, her zamanki halin" dedi bana eşlik edip.
Hemen ağzıma bir şeyler atıp meyve suyundan koca bir yudum aldım. "Ben çokoyorum babo" dedim ağzımdakileri yutmadan.
"Tomom çık" dedi beni taklit ederek. Güleyim derken neredeyse kusacaktım. Hemen peçeteyle ağzımı temizledim. Mutfak kapısındayken babama el salladım ve seke seke kapıdan çıktım.
Okula biraz erken gelmiştim galiba. Kimse yoktu. Tabii bu heyecanla hızlı hızlı hazırlanıp koşturarak gelirsem olacağı bu. Bahçedeki banklardan birine oturup gelenleri izlemeye başladım.
Yaklaşık bir 10 dakika sonra bahçenin kapısından Gamze girdi.
"Gamzeeee!" diye seslendim yoksa beni göreceği yoktu. Artist artist yürümekle meşguldü hanımefendi.
"Günaydın canım" diyerek yanıma oturdu.
"Günaydın! Ya Gamze ben sana bir şey söyleyeceğim ama inanmayacaksın"
"İnanmayacaksam söyleme sen de"
"Of be Gamze çok komiksin"
"Öyleyimdir. Tamam tamam söyle hadi"
"Ben, yani biz, yani ben ve Ut-" cümlemi tamamlayamadan Utku okulun kapısından girmişti. Şöyle bir etrafa baktı ve bizi gördü. Burdayım der gibi elimi kaldırdığımda gülümsedi ve yanımıza doğru gelmeye başladı. Gamze de kime baktığımı merak edip arkasına dönmüştü.
"Günaydın sevgilim" dedi Utku ve yanağımdan öptü.
"Günaydın" dedim ben de ağzım kulaklarımda.
Gamze anlamamış gözlerle bir bana bir de Utku'ya bakıyordu. "Açıklama yapacak mısınız?" dedi en sonunda dayanamayarak.
Utku güldü ve "Senin haberin yok mu? Ada ve ben çıkıyoruz" dedi. Bunları söylerken kolunu omzuma atmıştı.
"Ne zamandan beri?" dedi Gamze. Sinirlenmişe benziyordu. Tabii haklı, en yakın arkadaşları çıkmaya başlıyorlar ve ona haber vermiyorlar.
"Dün akşamdan beri," diye ortaya atladım. "Daha demin onu söylemeye çalışıyodum."
"İyi peki affettim. Şimdi en baştan anlatın. Nasıl oldu bu?"
Dün akşam olanları kısa bir şekilde anlattıktan sonra sınıfa çıkmaya karar verdik. Utku ayağa kalkınca elimi tuttu ve sınıfa doğru el ele yürümeye başladık. Koridordaki herkes dönmüş bize bakıyordu. Kızarmak istemiyordum, bütün okul bana bakarken olmazdı. Sınıfa kadar Utku elimi tutmaya devam etti.
Rüzgar çoktan gelmişti ama okulun bahçesinde onu gördüğümü hatırlamıyordum. Biz konuşmaya dalmışken geçmiş olmalıydı. Tek eliyle kalemini döndürüyor sağ bacağını da durmadan sallıyordu. Biz sınıftan içeri girince kafasını kapıya doğru çevirdi ve göz göze geldik ama saniyesinde gözlerimi kaçırdım.
Sırama oturduğumda Utku kendi sırasına geçmeden önce yanağıma küçük bir öpücük kondurdu. Tamam işte kızarmaya başlamıştım.
Ders bittiğinde derin bir nefes aldım. Sabah sabah fizik hiç çekilmiyordu gerçekten. Bir iki ders aynı monotonlukla geçti.
"Hadii yaaa acıktım ben kantine inelim" dedi Gamze öğle tenefüsü zili çaldığında.
"Aynen ben de acıktım hadi sevgilim" dedi Utku da. Bir dakika?! Sevgilim demiştiii!! Ay inanmıyorum Utku bana sevgilim dedi! Alışmam sanırım biraz zaman alacaktı.
"Yok siz gidin ben aç değilim ama sınıfa çıkarken bana çikolata alırsın dimi Gamzeee" dedi şirin gözükmeye çalışarak.
"Bana ne sen de gel bizimle"
"Yaaa Gamze lütfeeeen"
"Tamam tamam" dedi en sonunda ve Utkuyla ikisi sınıftan çıktılar.
Kafamı sıraya gömüp uyumayı planlıyodum fakat etrafıma baktığımda sınıfta sadece Rüzgar'ın olduğunu gördüm. Defterine bir şeyler yazıyodu. Resim mi çiziyor diye kafamı biraz daha kaldırıp baktım ama hayır bir şeyler yazıyordu.
"Ne yazıyorsun?" diye sordum bir an boş bulunup.
"Bir şeyler" dedi. Ay allahım bu çocuğun ruhsuzluğu öldürecek beni. Bir insan nasıl bu kadar dengesiz olabilir ki?
"Bir şey sorabilir miyim?" dedim yine cesaretimi toplayarak. Aslında sormak istediğim birçok şey vardı ama o kadarı yemezdi.
"Sor" dedi aynı tepkisiz ses tonuyla.
"Neden geldin? Yani neden okullar açıldıktan 1 ay sonra okul değiştirdin?"
"çünkü öyle olması gerekti" dedi.
"çok açıklayıcı oldu gerçekten" dedim ben de. Niye böyle davranıyordu ki?
"Sorunu sordun ve cevabını aldın susar mısın artık" dedi! E yok artık. Bu biraz fazlaydı artık. Bu kadar kaba olması gerekmiyodu.
"Neden böyle davranıyosun?" dedim. Bugün dilim biraz fazla uzundu.
Rüzgar defterini kapattı ve ayağa kalktı.
"Nasıl davranıyorum?" dedi soruma soruyla karşılık vererek.
"Soğuksun. Sanki çevrende kimse yokmuş gibi davranıyosun. Bir iyi bir kötüsün" diye açıkladım. Aslında daha çok şey sayabilirdim; odunsun, ruhsuzsun, çok tatl- hayır tabii ki çok tatlı falan değil!
"Sana ne bundan?"
"Ne demek sana ne ya?"
"Bildiğin 'sana ne?' İstediğim gibi davranırım" dedi sesi sinirli çıkıyordu. Cevap veremedim. İkimiz de ayağa kalkmıştık tartışırken. Rüzgar son cümlesini söyledikten sonra kapıya doğru yürüdü. çıkmadan önce arkasına döndü ve "Bu arada hayırlı olsun" dedi.
Resmen içime öküz oturmuştu. Neden böyle olmuştu bilmiyorum ama son söylediğinden sonra çok kötü hissetmiştim.
Sırama oturup çenemi ellerime yasladım ve Gamzeler gelene kadar oturup o berbat hissin geçmesini bekledim. Ama olmadı. Gamze'nin getirdiği çikolata bile işe yaramadı hatta.
Rüzgar derse girmedi. Nerde olabileceği hakkında bir fikrim yoktu. Belki spor salonunda falandı. Ama onu düşünmemeliydim. Düşündükçe daha da kötü hissediyordum, aklıma söylediği şeyler geliyordu.
Okul bitene kadar içimdeki öküzle birlikte sıramda öylece oturdum. çıkış ziliyle birlikte sınıftan dışarı fırladım. Arkamdan birisi bana seslendiği için adımlarımı yavaşlattım ve en sonunda durdum. Arkama baktığımda Utku'nun koşarak bana yetişmeye çalıştığını gördüm.
"Neden beklemedin?" dedi nefes nefese kalmış bir biçimde.
"Afedersin ya babam beni bekliyor da o yüzden acele etmem gerekti beklemeyi unuttum" diye uydurdum.
"Tamam bırakayım o zaman" dedi. Nedense yanında olmak gelmiyordu içimden. Tam "gerek yok" diyecektim ki dibimde bir taksi belirdi. Neredeyse ezecekti beni hayvan! Tip tip taksiciye baktım ama beni tınlamadı bile. Arkadaki yolcuyu indirdi ve geldiği gibi son sürat gitti. Taksiden inen kişiye baktığımda olduğum yerde kaldım. Bu Rüzgar'ın yanındaki sarışın yellozdu! Ne işi vardı peki burda? Tamam saçmaladım, ne işi olabilir tabii ki Rüzgar için gelmişti.
Hiçbir tepki veremeden öylece olacakları izledim. Utku bir iki kere dürttü beni ama şu an ne diyeceği beni ilgilendirmiyodu. Sarışın okulun bahçesine doğru el salladı. Ben de gelen kişiyi -Rüzgar olduğundan adım gibi emindim- görmek için kafamı o tarafa çevirdim. Evet tahmin ettiğim gibi Rüzgardı. Kızın yanına gelip dudağına ufak bir öpücük kondurdu.
Hoşgeldin ikinci öküz!
Kız salak salak sırıtarak Rüzgarın elinden tuttu ve bir şeyler konuşarak Rüzgar'ın arabasına doğru ilerlediler. Onlar gittikten sonra yanımda Utku'nun dikildiği aklıma geldi ve ona doğru döndüm.
"Sonunda hayata döndün! Ne oldu bir problem mi var?"
"Yoo hayır kızı birine benzettiğimi sandım" dedim. Bu sıralar ne kadar çok yalan söylüyodum. Ama aklım iyi çalışıyordu valla.
"İyi gidelim mi artık?" diye sordu. Ben de mecburen kabul etmek zorunda kaldım ve hafifçe başımı salladım.
Eve gelene kadar Utku bir şeyler anlattı durdu, ben de "hıhı, hımm, yaa" gibi cevaplar vererek geçiştirdim. Zaten ne konuştuğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.
Evin önüne geldiğimizde Utku benim koltuğuma doğru eğilerek yanağımdan öptü ve "Görüşürüz" dedi. Ben de tebessüm etmeye çalışarak "Görüşürüz" dedim ve arabadan indim.
Tam kapıyı açıyordum ki telefonumdan garip garip sesler gelmeye başladı. Cebimden çıkarıp ekranına baktım: "UTKUYLA KONSEEEER!!"
İnanmıyorum yarın için alarm kurmuştum. Utkuyla beraber konsere gidecektik. Daha önce ismini bile duymadığım bir gruptu ama geri çevirecek değildim tabii. Eski halime geri dönüyordum galiba, heyecanlanmıştım. Evet zaten normali böyleydi.
Biraz da olsa kendime gelerek evden içeri girdim. Acaba yarın konsere giderken ne giymeliydim? Babam henüz gelmemişti o yüzden rahat rahat takılabilirdim.
Odama çıkıp üstümü değiştirdim ve dolabımı açtım. Konser rock grubu konseriydi -tabii yanılmıyosam- bu nedenle de siyah takılmak daha iyi olurdu. Aralardan bir yerlerden siyah taytımı buldum. Üstüne tunik mi giymeliydim yoksa deri ceket mi? Ayağıma botlarımı giysem mi daha şık olurdu siyah platformlarımı mı? Tamam en iyisi Gamze'ye sormaktı.
Masanın üzerinden laptopumu aldım ve yatağın üzerine koydum sonra da Gamzeyi görüntülü aradım. Hanımefendi anında açtı tabii.
"Ooo Ada Hanım siz bizi arar mıydınız?"
"Gevezelik yapma Gamze bir konuda fikrini almam lazım"
"Normalinden al inceler işe yaramaz"
"Ne?"
"Yok bir şey"
"Ayy inanmıyorum Gamze çok iğrençsin" dedim yaptığı espri gerçekten iğrenç ve terbiyesizceydi o yüzden üstünde durmadım.
"Tamam tamam sustum evet konu neydi?"
"Yarın Utku ile konsere gideceğiz de ne giyeceğime karar veremedim"
"Vaaov tamam hangilerinin arasında kaldın?"
Böyle böyle Gamze'ye resmen defile yaptım. En sonunda siyah tayt üzerine siyah ceketimde karar kıldık ayakkabı olarak da siyah botları giymenin daha iyi olacağını düşündük.
Yarın giyeceklerimi bir kenara ayırdıktan sonra yarının bir an önce gelmesi için dua etmeye başladım.
Sabah uyandığımda aklıma ilk gelen şey bugün Utkuyla konsere gideceğimizdi. Üzerimi değiştirip mutfağa girdim. Babam hala yoktu ve bana hiçbir şey söylememişti. Korkmaya başladım ve telefonumu çıkardım. Babam gece ben uyurken mesaj atmıştı;
"Canım, benim işlerim çıktı. Şu an Ankara'ya gidiyorum, 1-2 gün içerisinde dönerim. Kendine dikkat et"
Bu kadar acele ne işi olabilirdi ki? Beni aramamış sadece mesaj atmıştı hem de. Bu sefer cidden korkuyordum. Bu saatte uyuyor olabileceğini düşünerek arama işini öğle tenefüsüne erteledim.
Okula geldiğimde gözlerim Rüzgar'ı- ay aman ne Rüzgar'ı be! Utku'yu arıyordu. Bahçede değildi. Ben de sınıfa çıkmaya karar verdim. O sırada arkadan biri gelip kolunu omzuma atıp yanağımı öptü. Artık Utku'nun sulu öpücüklerine alışmıştım.
"Günaydın prenses" dedi Utku kolu hala omzumdayken.
"Sana da günaydın"
Birlikte sınıfa doğru çıkıyorduk ve Utku'nun kolu hala omzumdaydı. Gamze sıramın üstünde oturmuş, bacak bacak üstüne atmış telefonuyla uğraşıyordu. Biraz daha zorlasa eteğinin altı komple gözükecekti ama umrunda bile değildi, ya da amacı zaten buydu.
Yanına gidip sahte bir şekilde öksürerek "Günaydın" dedim. Kafasını telefonundan kaldırmadan "Günaydın" dedi Gamze de. Sonra telefonunu sıranın üstüne bıraktı: "Cenkle ayrıldık."
Hadi ya hiç şaşırmadım demek geldi içimden. Ne bekliyordu ki zaten? Bugün ayrılmasalar en fazla 2 gün sonra ayrılırlardı.
"Neden? Ne oldu ki?" dedim. Sesimi merak ediyormuş gibi çıkarmaya çalışmıştım.
"Amaan çok önemli değil"
"Boşver Gamze sana erkek mi yok" dedim ve gerçekten öyleydi. Gözüne birini kestirdi mi gidip hemen yazardı çocuğa. Tabii Gamze'yi reddedebilecek bir erkekle karşılaşmamıştım daha önce.
"Değil mi ya? Salak çocuk" dedi Gamze. Tam Gamze'ye bir şeyler daha söyleyecektim ki yanımdan Rüzgar geçti. Her zamanki haliyle gidip sırasına oturdu.
Kafasını kaldırdığında göz göze gelmemiz kaçınılmaz oldu. Aklıma dün olanlar gelmişti. Tartışmamız, sarışının gelmesi, gözümün önünde öpüşmeleri... Zor da olsa gözlerimi onunkilerden ayırdım.
Tenefüs zili çaldığında babamı aramaya karar verdim. Telefonu çıkardım ve "babişkom"u buldum. çaldı çaldı çaldı... Ama açan yok. Tekrar aradım. Bu sefer 3-4 çalıştan sonra karşıdan babamın sesini duydum:
"Alo kızım"
"Baba? Baba nerdesin? İyi misin? İnsan bir haber verir! Gece gece mesaj atıp ortalıktan kayboluyosun. Ankara'da mısın? Ne zaman döneceksin?"
"Kızım bir nefes al" dedi babam en sonunda. Yoksa ben bir sürü şey söyleyecektim daha. "İyiyim ben. Dedim ya iş nedeniyle Ankara'ya geldim. Cumartesi ya da Pazar döneceğim"
"Ne işiymiş bu peki?"
"İş işte kızım ne yapacaksın? Neyse şimdi kapatmam lazım konuşuruz sonra" dedi. Ben daha bir şey söyleyemeden telefonu kapattı. Allah Allah var bunda bir şey. Acaba yeni sevgili mi yapmıştı benden habersiz?
Tenefüsümü de babamla konuşmaya harcamıştım ve yeni bir matematik dersi beni bekliyordu. Lanet olsun
matematik!
*****
Okul çıkışına kadar dakikları sayıp durdum ve en sonunda beni huzura kavuşturan o çıkış zili çaldı. Eve gidip hazırlanmam lazımdı. Utku'nun yanına gidip "Ben şimdi eve gidiyorum, hazırlanacağım. Kaç gibi gelirsin?" dedim.
"Ooo unutmamışsın yani" dedi.
"Aşkolsun Utku niye unutayım"
"Tamam tamam şaka yaptım. 6 gibi gelirim. Zaten konser 7'de"
"Tamam görüşürüz" diyip yanağından öptüm. Bu sefer ben öptüm! Cesaretime hayranım valla!
Sırıtarak arkamı dönüp sınıftan çıkmayı planlıyodum ama ani bir darbeyle sarsıldım. Rüzgarla çarpışmıştık, bir iki saniye öylece baktı ve yanımdan geçip gitti. Ve tabii ki özür falan da dilemedi. Dingil işte ne olacak! Daha deminki çarpışmayı umursamayarak yoluma devam ettim.
Eve geldiğimde koşa koşa duşa girdim. Daha çok işim vardı; saçlarımı yapacak, siyah ojelerimi sürecek -onların kuruması vardı bir de tabii- ve giyinecektim. Belki bir şeyler yemeliydim. Ne de olsa hoplayıp zıplayacaktık ve yemek yemeye vaktimiz de olmayacaktı. Ne demişler; "aç ayı oynamaz".
Duştan çıktıktan sonra ilk olarak ojelerimi sürdüm. Daha sonra sıra saçlarımdaydı. Kuruttuktan sonra maşayla hafif dalgalar yapmıştım. Üzerimi giyindiğimde hazırdım, yalnızca makyajım kalmıştı ama onu da bir şeyler yedikten sonra yapacaktım. Mutfağa inip yiyecek bir şeyler aramaya başladım. O sırada kapı çaldı. Saat daha 5'ti o yüzden Utku'nun olamayacağını düşündüm. Ama kapıyı açtığımda ne kadar yanıldığımı anlamıştım. Her zamanki karizmatikliğiyle kapıda Utku duruyordu.
"Hoşgeldin" dedim ama hala neden bu kadar erken geldiğini düşünüyodum. Daha makyajımı yapmamıştım.
"Hoşbulduuum," dedi Utku. "Gitmiyor muyuz?"
"Daha erken değil mi?" dedim.
"Gidip önlerden yer kaparız diye düşündüm hem park yeri kalmıyo ayrıca" dedi. Mantıklıydı aslında ama 2 saat boş boş bekleyecektik gittiğimizde.
"Tamam ama makyajımı yapmam lazım sen geç içeri 10 dakikaya geliyorum"
"Bence böyle de çok güzelsin" dedi. Pislik beni utandırmaya bayılıyo. Hiçbir şey söylemeden odama gidip çabukcak makyajımı hallettim. Kıyafetime uygun olarak eyeliner çekmiştim ayrıca rimel ve de kırmızı rujla bence güzel olmuştum. Salona gittiğimde Utku bana hayranlıkla bakıyordu. Elimden tutup bir tur kendi etrafımda döndürdü. "Harika olmuşsun"
"Teşekkür ederim"
"Hadi gidelim" dedi ve evden çıktık. Ve tabii bu arada da yemek yalan olmuştu. Şimdi kaç saat aç kalacaktım ve hiç bana göre değildi. Bayılmam umarım diye içimden geçiriyordum. Önceden başıma gelmiş bir şeydi nasıl olsa.
Konser alanına gelmiştik sonunda. Utkuyla el ele, rahatça sahneyi görebileceğimiz bir yere geçtik. Saate bakıp duruyordum. 1 saat geçmek bilmeyecek gibiydi.
Millet çığlık atmaya başlayınca adamların sahneye geldiğini tahmin etmek zor olmadı. Grubun solisti bir şeyler söylüyordu ama bu kadar çığlık arasında zar zor duyabiliyordum sesini. Konser sonunda sağır kalmazsam iyi. Adamlar yavaş bir şarkıyla başladılar ve sonra bir iki kere başka yerlerde dinlediğim bir şarkı çaldılar. Ben de insanlara ayak uydurmaya çalışıyordum. Utku yanımda bağıra bağıra şarkılara eşlik ediyordu. Anlaşılan baya sevdiği bir gruptu.
Konser başlayalı yaklaşık 1 saat oluyordu ve kendimi kötü hissetmeye başlamıştım. Şu kalabalıktan kurtulup hava almak iyi olacaktı. Utkuyu dürttüm. Kulağına doğru "Ben birazdan gelirim hava alacağım" dedim. Bana bağırarak karşılık verdi. "İyi misin?"
"Evet sorun yok gelirim hemen"
"Tamam al şu bileti geri girerken zorluk çıkmasın" dedi. İyi akıl etmişti yoksa bir daha içeri girmem zor olurdu.
Kalabalığın arasından insanları ittire ittire dışarı çıkmayı başardım. Soğuk hava birden suratıma çarptığında titredim ama iyi gelmişti. Midem bulanmaya başlamıştı sanırım kusmam yakındı. Burada tuvalet de yoktu ki! Yanıma poşet gibi bir şey almış olmayı dilerdim. Boş bir bank buldum ve oturdum. Derin derin nefes almaya çalışıyordum ve aynı zamanda da titriyordum. O sırada biri omzuma dokundu. Kafamı yukarı kaldırdığımda yabancı olmadığım o lacivert gözlerle karşılaştım.
"İyi misin?" diye sordu. Sesi her zamanki gibi ifadesizdi ama yine de biraz olsun yumuşak çıkmıştı bu sefer. Kafamı iki yana salladım.
"Su ister misin?" diye sordu bu sefer de. Yine yalnızca kafamı sallayabildim. Konuşursam kusacakmışım gibi geliyordu. Bir iki kere yutkunduktan sonra "Bana tuzlu bir şeyler bulabilir misin?" dedim. Mideme bir şeylerin girmesi gerekiyordu. Kafasını sallayıp yanımdan ayrıldı.
3-4 dakika sonra elinde bir çubuk kraker paketi ve bir şişe suyla geri geldi. çubuk krakeri hızlıca elinden kapıp açtım ve yemeye başladım. Gerçekten çok iyi gelmişti. "Teşekkür ederim" dedim. Bir şey demeden su şişesini uzattı. Odun işte bildiğimiz odun! Bir iki yudum aldıktan sonra geri uzattım.
"Sıkıldın mı konserden?" dedim.
"Evet, isteyerek gelmemiştim zaten" Hayret Rüzgar Bey adam akıllı cevap vermişti bana. Bir ilk!
"Geri girecek misin yoksa eve bırakmamı ister misin?" diye sordu.
"Girmem gerek," dedim söyleyip söyleme arasında kalmıştım ama ağzımdan çıkıverdi "Utku bekliyor"
Kafasını salladı "İyi görüşürüz o zaman"
"Görüşürüz" dedim ben de ayağa kalkarken "Tekrar teşekkür ederim"
Tam gidecekken sesini duydum: "Utku neden senin yanında değil?" Tamam bu baya kazık bir soruydu. Ne cevap vereceğimi düşünürken tekrar Rüzgar'a döndüm. Ben bir şey söyleyemeden Rüzgar bir soru daha sordu: "Eğlencesini bölemedi mi?" İşte buna bir cevap vermem gerekiyordu.
"Ne alakası var?" Sesim biraz yüksek çıkmıştı galiba. "Yalnızca hava alacağımı söyleyerek dışarı çıktım. Kötü olduğumdan haberi yoktu." Rüzgar bir şey söyleyeceği sırada tekrar konuştum. "İçeri girmem gerekiyor, yardımın için tekrar sağ ol"
Arkamı dönüp yürümeye başladım. İçeri girerken bilet konusunda bir sorun olmamıştı. O kalabalığın içinde baya bir zorlansam da sonunda Utku'yu bulmuştum.
"İyi misin? Bir şey olmadı di mi?" diye sordu yanına gittiğimde. Kafamı salladım. Yarım saat sonra konser de bitmişti.
"Nasıldı? Eğlendin mi?" diye sordu Utku arabaya doğru el ele giderken.
"Evet" dedim. Tamam yalan söylemiş olabilirdim ama hayır diyecek halim yoktu.
"Sevindim"
Eve gelene kadar hiçbir şey konuşmadık. Zaten ikimizin de o gürültüden sonra konuşacak hali kalmamıştı, yani en azından benim yoktu. Evin önüne geldiğimizde kemerimi açmak için kafamı aşağıya doğru indirdim kaldırdığımda ise Utku ile burun burnaydık. Ne yapacağımı şaşırmış bir biçimde gözlerinin içine bakıyordum. Ufak bir hamleyle dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Ama öpmemişti yalnızca dudağını değdirip geri çekilmişti. Hareket etmeden öylece duruyordum. Sonra bir iki kez gözlerimi kırpıştırıp gülümseyerek "İyi geceler" dedim. O da gülümsedi ve "İyi geceler sevgilim" dedi. Sanırım kalp krizi geçiriyordum. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacaktı. Sakin davranmaya çalışarak kapıyı açıp arabadan indim. Evin kapısına geldiğimde elimi çantama daldırıp anahtarımı arayacaktım ama yapamadım. Bir iki saniye olanları sindirmeye çalıştım. çantam yoktu! Belki Utku'nun arabasında kalmıştı. Utku'yu aramalıydım. Elimi cebime götürdüm. Siktir! Telefon da yoktu. Her şey çantanın içindeydi ve çanta kayıptı. Cidden harika! Ne yapacaktım ben şimdi. Otele falan da gidemezdim, cüzdanım da çantamdaydı. Beş parasız, telefonsuz ve evsiz bir şekilde ne yapacaktım şimdi? Merdivenlere çöktüm ve düşünmeye çalıştım.
çantamı kim çaldıysa Allah onun belasını versin! Tabii o kalabalıkta biri yürütmüştür kesin! Şerefsizler!
Bi' 20-25 dakika boyunca öylece oturup ne yapacağımı düşündüm. Kapının önünde sabahlayabilirdim belki sabah olunca da bir çaresi bulunurdu ama böyle bir şey yaparsam da hastalıktan ölebilirdim. Hava aşırı soğuk değildi ama altımdaki mermerle birlikte hiç iyi bir sonuç doğuracağa benzemiyordu. Cebimde bir iki lira olsaydı bari ama yok! Salak gibi her şeyi çantaya koy sonra çantayı kaybet! Aferin Ada!
Ben içimden kendime söverken bahçeye bir araba girdi. Keşke babam olsaydı keşke! Ama arabadan çıkan kişiyi gördüğümde ağzımdan yalnızca bir "yuh" çıkabildi..
4.BÖLÜM SONU
Arkadaşlar yorumlarınıza ve oylarınıza çok ihtiyacımız var.1 kişi bile yorum attığında çok mutlu oluyoruz.Kafamızda bir kurgu var ve açıkcası ben daha önce böyle bir kurguya rastlamadım.Bence çok heyecan verici.Sizden ricam yorumlarınızı ve oylarınızı eksik etmemeniz.
Okuyan herkese çok teşekkürler sizleri seviyoruz.
