14. BÖLÜM
Ağzına sıçtığımın sınav haftası! Beyinsiz sınav haftası! Gerizekalı, mal sınav haftası!
Bir ay boyunca ders-sınav-ödevler arasında gidip geldim.
Son yılımız olmasa ve sınava girmesek umrumda olmaz, sadece sınavdan bir gece önce çalışırdım. Ama bu siktiğimin üniversite sınavı olduğu için derslerime çok önem vermem gerekiyordu.
Sadece ders, ders, ders!
Bu bir ay boyunca bazen Dünya'nın evine gittim, birkaç kez okulun kütüphanesinde Dünya, Onur ve Rüzgarla çalıştık, bazen de evde inekledim.
Demiyorlar ki aman bunların sene sonu sınavları var, bırakalım sınavlarına çalışsınlar. Hayır efendim! İlla sürüneceğiz!
Ne sosyal hayat kaldı ne başka bir şey.
Kapıyı açıp eve girdiğimde Turkuaz her zamanki gibi üzerime atladı. Son bir ayda onu da çok boşlamıştım.
Aklıma geldikçe içimi ferahlatan tek şey sınavların bitmesiydi. Tekrar başlayana kadar da kitap açmayı düşünmüyordum.
Odama girdiğimde çantamı fırlatırcasına yere bıraktım ve üstümdekileri çıkarmaya başladım.
Kısa ve sıcacık bir duş aldıktan sonra eşofmanlarımı giydim, kafamı yastığa koyar koymaz uyumuştum.
Telefonumun sinir bozucu sesiyle gözlerimi açtım. Kaç saat uyuduğumu bilmiyordum ama hava çoktan kararmıştı.
Ekrandaki 'Dünya' yazısını görünce yatakta doğrulup telefonu doğruca kulağıma götürdüm.
"Efendim?"
"Uyandırdım mı?"
"Hayır." Tamam yalan söylemiştim belki ama o kadar da önemli değildi.
"Evde misin peki?"
"Sen ağlıyor musun?" Beynimdeki bulutlar yavaş yavaş dağılırken Dünya'nın sesini ancak idrak edebilmiştim.
Bir şey söylemeyince devam ettim.
"Evdeyim, gel. Bekliyorum."
"Tamam, görüşürüz."
Niye ağladığı konusunda kafamda senaryolar yazarak yüzümü yıkadım ve yiyecek bir şeyler hazırlamak üzere mutfağa girdim.
Çay için su kaynattım ve babamın çok sevdiği tuzlu kurabiyelerden çıkarttım.
Kapı çaldığında kurabiye dolu tabağı salondaki sehpaya bırakmış mutfağa dönüyordum.
Hızlı adımlarla kapıya ulaşıp açtığımda Dünya kızarmış gözlerle bana bakıyordu.
Kollarımı boynuna doladığımda o da bana sımsıkı sarıldı.
"Hadi geçelim," dedim geri çekilirken.
Dünya koltuğa oturduğunda ben de gidip seri hareketlerle çayları kupalara koydum.
Salona döndüğümde Dünya koltukta oturmuş bir yandan baş parmağını dişliyor bir yandan da sinirle bacağını sallıyordu.
Çayını önüne koyduğumda dikleşerek kupayı eline aldı.
"Ne oldu? İyi misin?"
