"Ne?Neden?"
"Öyle olması gerek.Özür dilerim.Seni seviyorum."
"Seviyorsan neden ayrılıyorsun?"
Mesaj gönderilemedi.
Yoongi sinirle ayağa kalktı.Ağlamamak için yumruklarını sıkıyordu.Odanın içinde birkaç tur attı.Birden bütün mutluluğu gitmişti.Akşama kadar ağlamak istiyordu.
Kapısı çalındığında kendini toparlamaya ve soğuk sesini yeniden çıkarmaya çalıştı.
-Ne var?
-Girebilir miyim Yoongi?
-Hayır.
Babası içeri girdiğinde sinirle ofladı.
Tek istediği biraz yanlız kalmaktı.
Namjoon yatakta oğlunun yanına oturdu.
-Sana olan güvenimizi kaybetmediğimizi biliyorsun değil mi?
Yoonginin yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.
-Pek öyle gibi durmuyor.
-Annen sadece sinirli Yoongi.Birkaç gün sonra o da ısınacak göreceksin.
Yoongi uzunca yüzüne baktı.En sonunda içine akıttığı gözyaşlarını serbest bırakıp kendisini babasının kollarına attı.
Namjoon sanki herşeyi biliyormuş gibi şefkatle sarıldı sert görünen ama fazlasıyla kırılgan olan oğluna.Saçlarını okşamaya başladı.
-Ne yaparsan yap ben ve kardeşlerin her zaman burda olacağız Yoongi.
❤
Seokjin paçasına yapışan Jungkookun eline bir salatalık tutuşturdu.Bu onu yarım saat idare ederdi.Ona ne verirse versin geri çevirmeden herşeyi yiyordu.
Camları açıp evi biraz havalandırdı.Masayı topladı.Daha sonra parka gitmek için hazırlanamaya başladı.
-Hoseok üstünü giyin.
-Peki.
Koşarka merdivenlere yönelen Hoseokun arkasından bağırdı.
-Sakın poşetleri şort diye geçirme altına!
Jungkooku kucağına alıp yatağa yatırdı.Üstünde "I love my mommy more than food" yazan tişörtünü ve mavi şortunu giydirdi.Bahar neredeyse geldiğinde güneş kendini belli ediyordu.
Jungkookun tombiş bacağındaki kızarıklığı gördüğünde derince öptü üstünü.
-Sinekler bile bu tatlılığa karşı koyamıyor.
Jungkook söylediğini anlamış gibi gülmeye başladığında onu yere koyup Tae ve Jimini giydirmeye gitti.
-Hoseok benim için bebek çantasını hazırlar mısın!
Yoongi kendisini en korunaklı hissetiği yerden mecbur olarak geri çektiğinde Namjoon gülümsedi.
-Sende parka gelmek ister misin?
-Bilmiyorum.
-Hadi gel bakalım.
Sanki destek verir gibi hafifçe sırtına vurup odadan çıktı.Yoonginin kendisinden bu kadar uzakta olması onu üzüyordu.Nasıl olsa o onun ilk çocuğuydu.
❤
-Hoseok fazla hızlı sallanma!
Seokjin uyarısını yaptıktan sonra yanında mırıldanan Jungkookun ağzına bir elma tıktı.
Yoongi biraz daha iyi hissediyordu.Üzgündü,yıkılmıştı ama gülümsemeye çalışıyordu.
Kafasını geriye atıp seslice nefes verdi.
Elini saçlarında gezdirip arkasını döndüğünde bütün vücudu buz kesilmişti.
Onun da onu fark etmediğini merak ediyordu.Kafasını çevirmedi.Şimdiden özlediği sarı saçları izledi.
Acı gerçek kalbine saplanmıştı.
Valizlerini zar zor kaldırarak arabaya yerleştiriyordu.Gidiyordu burdan.Yoongi dahil herşeyi bırakarak gidiyordu.
-Nereye bakıyorsun Yoongi?
Cevap vermeden kalktı.Bir anda gelen cesaretinin kaybolmaması adına hızlıca yürüdü.Onun ince kolunu kavrayıp kimsenin göremeyeceği bir yerde durdu.
Gözlerine bakmamaya çalıştığını farkettiğinde eğilerek boylarını eşitledi.Minik dudaklarını nazikçe öptü.
-Beni bırakıyorsun.
Yeri ıslatan gözyaşları arasında zorlukla konuştu.
-Özür dilerim.
-Özür dileme.
-Bırakmak zorundaydım.
Ağlamasına hıçkırıklar katılırken Yoonginin güzel yüzüne baktı.
-Siktir seni çok özleyeceğim.
Yoongi güldü.Ne kadar güzel güldüğünün farkında değil gibiydi.
-Sadece gittiğin yerde mutlu ol.Sana yalan söylemeyeceğim.Gittiğin yerde birlikte olamayız.Ama sen orda başkalarını bulabilirisin.Beni düşünme tamam mı?Sen gülümsediğin zaman bende gülümseyeceğim.
Kızın alnına masumca bir öpücük kondurup son kez sarıldı.Daha sonra onu perişan halini görmemek için yeniden parka doğru koştu.
-Nereye gittin?
-Hiç.Birşey gördüm sandım da.
Evet kısa bölüm yumruh atmayın kdkdkdk.
