Sabah uyandığımda başım çatlıyordu. Kafamı kaldırdığımde gözlerimi sıkıca yumdum.
Ah... Bu ağrı dayanılmazdı. Elimle saçlarımı dağıttıktan sonra tek gözümü açıp çevreme baktım. Burası Min Joon'un eviydi ve ben yerdeydim. Bong Cha ve Cho Hee koltuklar da yatıyorlardı ve Min Joon yanıma yatmıştı. Min Joon'a bakarken Jimin aklıma gelmişti. Jimin benim yanıma yattığında daha tuhaf hissetmiştim. Belki de onu pek tanımadığım içindi.
Kafamı iki yana sallayıp düşüncelerimi uzaklaştırdım. O avdı. Onunla sadece dalga geçmek için konuşuyodum , hepsi bu.
Ayağa kalkıp banyoya gittim. Elini yüzümü yıkadıktan sonra aynaya baktım. Ah, gerçekten dağılmıştım. Göz altlarım morarmıştı ve dudaklarım kurumuştu.
Esneyerek banyodan çıktığımda Bong Cha uyanmış başını tutarak banyoya doğru geliyordu. "Hey." dedim sessizce. "Hiç bulaşma JK. Başımın ağrısından ölecek gibiyim." Ellerimi teslim olurcasına havaya kaldırdım. "Okey , okey."
Salona vardığımda Min Joon yerde yoktu. Cho Hee hala uyuyordu. Mutfaktan "Siktir!" sesini duyduktan sonra sırıtarak mutfağa gittim.
"Hey sabah neşeni neye borçluyuz?" dedim küfür etmesiyle dalga geçerek.
"Elimi yakan şerefsiz tavaya."
Güldüm ve doğradığı salatalıklardan birini ağzıma attım. O sırada Bong Cha geldi. Hep birlikte sofrayı kurduğumuzda bile Cho Hee uyanmamıştı. Min Joon işini bitirdikten sonra Cho Hee'nin yanına gitti. Yüzünün her bir yanını öptü ve sevgilisini uyandırdı. Cho Hee de başının ağrısından sızlanarak banyoya gitti ve esneyerek mutfağa döndü. Hepimiz ona güldük ve kahvaltı yapmaya koyulduk. Tabi, bize göre kahvaltıydı. Yoksa saat öğleden sonra 3 olmuştu bile.
"Hey, bizi buraya ikiniz mi getirdiniz?"
Bong Cha'ya dönüp kafamı olumsuz anlamda salladım. "Dünle alakalı çok az bir şey hatırlıyorum. Muhtemelen ben de sızdım."
"Ah..." diye iç çekti Min Joon. Hepimizle uğraşmak onu görmüştü anlaşılan. "Hepiniz sızmıştınız ve sadece az için bendim. Yine de taksi çağırdım ve kızları ben, erkekleri de taksici amca taşıdı. Böylelikle bizim eve kadar geldik."
"Teşekkür ederiz canım." Cho Hee Min Joon'a öpücük atarken yüzümü buruşturdum. Vıcık insanlar.
"Sahi," dedi Bong Cha. "Jimin nerede?"
Min Joon çatalını bıraktı. "Aslında o da buradaydı. Onu da taşımıştım ama sabah 8'de ona telefon geldi. Yarı aksak bir şekilde koşarak çıktı evden."
"Sabah 8 mi?" dedim şaşkınlıkla. Cho Hee ise "Kaçta gelmiştik ki eve?" diye bir soru sordu.
"Sabah 5'te."
"Yazık," dedi Cho Hee. "Her sarhoştu hem de sadece 3 saatcik uyuyabildi. Üzüldüm şimdi."
Ben hafifçe kafamı salladım fakat sonra aniden durdum. Ben de mi üzülmüştüm de Cho Hee'yi onaylıyordum? Ah, tabiki de ona üzülmemiştim. Belki, insanlık namına üzülmem gerekirdi. Belki de içimizdeki insan sevgisi yüzünden üzülmüştüm.
Her ne boksa.
Kahvaltıyı bitirdikten sonra Cho Hee kaşlarını çattı ve Min Joon'a baktı. "Sen, Jimin'in Jungkook'u sevdiğini mi düşünüyordun?"
Bong Cha "Ne?!" derken ben ise içtiğim meyve suyunu tükürmüştüm.
"Ne?" dedi Cho Hee. "Bunu götümden uydurmuyorum dün gece doğruluk ve cesaretlikte Min Joon bunu sordu Jimin'e." Derin bir nefes alıp sesini kalınlaştırdı. "Sen... Sen Jungkook'dan mı hoşlanıyorsun?" Sonra bize dönüp azarlar bir ses tonuyla konuştu. "Hatırlamıyorum demeyin."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İMKANSIZ -JİKOOK-
Romance~ "Ben... Ben aşkın her şeyin üstesinden geldiğini gördüm. Cinsiyetlerin bile..." ~ [TAMAMLANDI] Shipper sıralamasında birinci 💜 JM sıralamasında birinci 💜 사랑 (aşk) sıralamasında birinci 💜
