Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
•
Yeşil saçlı bir çocuğun, kış mevsimine iki hafta önce adım attıkları bir zaman diliminde, dönem sonu sınavları için çalışacak bir alan araması sonucu arkadaşlarıyla birlikte kararlaştırdığı kibar kafenin içi sıcacıktı. Ahşap masaları, kırmızı sandalyeleriyle uyumlu duvar kağıtları ve üzerlerindeki hoş tablolarla samimi bir tasarıma sahip olan kafenin çalışanları da bu küçük işletme yeri kadar hoş insanlardı; üç çocuğun yerleştiği masaya anında güleryüzlü bir garson gelmiş ve siparişlerini de en kısa sürede masalarına ulaştırmıştı. Bununla kalmayıp, iki kez başka bir istekleri olup olmadığını sormaları da fazlasıyla nazik insanlar olduklarının işaretiydi.
Fakat o an Midoriya İzuku, ne bu alçakgönüllü kafeye ne de test kitaplarındaki sorularla boğuşan arkadaşlarına ilgi gösterebiliyordu. Onun ilgisini çeken başka bir şey vardı.
"Midoriya, kahveni içmezsen soğuyacaktır."
İida Tenya, küçük arkadaş gruplarının en sorumluluk sahibi bireyi ve İzuku'nun büyük abiliğini yapan kişi, yeşil saçlı çocuğa seslendiğinde oğlan gözlerini camdan çekmiş ve arkadaşlarına dönmüştü. Akranı olan iki kişinin gözleri de üzerindeydi.
"Ah, doğru." Krem rengi bir kupayla önüne getirilen kahveyi içmek için parmağını bardağın kulbuna taktığı zaman bile zihninde az önce gözlerinin önünde olan kişinin hayali canlanıyordu. Onun farklı renkteki saçları, mavi gözleri, sol tarafında elmacık kemiklerini kaplayan bir yanık yarası, önünü iliklemediği siyah kabanı, koyu renkteki pantolonu, spor ayakkabıları, sol omzuna astığı sporcu çantası ve daha İzuku'nun farkına varmadığı birçok ayrıntı... Buraya sınavlara hazırlanmak için gelmişlerdi fakat test kitabından bir soru bile çözmüş müydü şimdiye kadar?
Cevap, net bir şekilde olumsuzdu.
"Canını sıkan bir şey mi var, Midoriya?" Uraraka Ochaco, endişesini taşıyan gözleri ve tedirgin bir tona sahip olan sesiyle sordu. Açıklamak gerekirse o da, arkadaş gruplarının eğlenceli tarafını oluşturuyordu. Her zaman kibar konuşurdu ve asla onun herhangi bir konu hakkında umudunu yitirdiğini göremezdiniz.
"Ya da beklediğin biri? Sürekli dışarı bakıyorsun" diye eklediğinde, İzuku tek bir yudum aldığı bardağını masaya koyarken "Hayır, ben iyiyim" dedi fakat göz ucuyla solundaki camdan bakmadan da duramamıştı. Çocuğun çoktan gittiğini düşünüyordu lakin hâlâ oradaydı; birini bekliyormuş gibi birkaç adım ilerliyor, ardından evinin önüne geri dönüyordu. Belki de delinin tekiydi.
Yine de bu, o çocuğun Midoriya İzuku'nun hayatı boyunca karşılaştığı en güzel insan olduğu gerçeğini değiştirecek kadar güçlü değildi.
Yeşil saçlı oğlan ayağa kalkarken içinden belki de beklediği biri olduğunu geçirdi. Masadan uzaklaşıp sevimli kafeden çıkmadan önce gerisinde bıraktığı arkadaşlarına hemen döneceğini söylemiş, ardından bedenini sıcacık ev havasından kan donduran kaldırımın ortasına bırakmıştı. Birkaç saniye için yolda araba olup olmadığına baktı, sonrasında kendisini hızla karşı kaldırıma attı. Kafeye yerleştiklerinden beri bir sapık gibi seyrettiği oğlan ile arasındaki birkaç adımlık mesafeyi de kapattığında, kırmızı-beyaz saçlı çocuk tekrar evinin önündeydi. Biçimli kaşları bir şeyden ötürü çatılıydı fakat İzuku henüz nedenini bilmiyordu, onun neden iki dakikada bir evinin önüne döndüğünü bilmediği gibi.
"Şey, uhm, bakar mısınız?" Çocuğa dokunmasının biraz fazla samimi geleceğini düşünerek, sadece elini kaldırdığında oğlanın ilgisini çekmiş olacak ki mavi gözlerin odağı haline gelmişti. Dakikalardır onu düşünmek yerine söyleyeceği şeyleri planlaması gerektiği için kendisine öfkelense de artık yapabileceği bir şey yoktu, doğaçlama takılması gerekecekti. Parmakları şimdiden gerginliğinden dolayı tişörtünün eteklerini bulmuştu. "Ben, eh, sizi bir süredir izliyordum. Birkaç adım atıp bu evin önüne döndünüz, tam yedi kere."
Kırmızı-beyaz saçlı oğlan, kısa bir süreyi karşısındakinin gözlerine bakmakla geçirdi. Yeşillikler arasında bir şeyler arıyor gibiydi, İzuku ise ruhu okunuyormuş gibi hissediyordu. Birçok mavi gözlü kişiyle tanışmıştı fakat bu seferki, çok daha farklı bir çekime sahipti ve İzuku istemsizce ona düştüğünü hissedebiliyordu.
"Çatlağa basıyorsun."
Mavi gözlünün önüne dönmesiyle, derin uykusundan uyanmış gibi hissetmekten kendini alıkoyamadı. "Ne?" sesini farkında olmadan dudaklarından çıkardığında, karşısındaki oğlan onun şaşkın halinin farkında değilmiş gibiydi. İşaret parmağıyla yeri işaret etti. "Çatlağa basıyorsun."
Biraz yavaş bir şekilde tekrarladığında, İzuku onun parmağının gösterdiği tarafa baktı ve sağ ayağının kaldırım karoları arasındaki çatlaklardan birinin üzerinde olduğunu gördü. İki ayağını da kare şeklindeki kaldırım taşının içine koymak için öteki oğlana biraz daha yaklaşmak zorunda kalmıştı.
"Ah, üzgünüm, rahatsız mı ediyor?"
Yeşil saçlının sorusunu, öteki oğlan kafasını sallayarak onayladı. Tekrar yürümeye başladığında gözleri hep yerdeydi ve kafasını kaldırmıyordu. Arkasında bıraktığı çocuk ile ilgileniyor gibi değildi.
İzuku, son şansının elinden kayıp gitmek üzere olduğunu hissediyordu.
"Ben Midoriya!" diye bağırdı, göğsünü sıkıştıran bir endişe dalgasının etkisiyle. Elini havaya kaldırdığının ve bir adım öne atıldığının farkında bile değildi fakat bağırışının kırmızı-beyaz saçlıyı durdurması, sokaktaki birkaç kişinin bakışlarını üzerine çekmesine değerdi.
Oğlan kısa bir süre ona baktı. Gözleri kısıktı; karşısındaki çocuğun onunla konuşmasındaki amacını anlamaya çalışır gibi ve sonunda onun tehdit içermediğine karar vermiş olacak ki "Todoroki" dedi, tekrar yürümeye başlamadan önce. Dikkatli adımlarla sokaktan çıkana kadar Midoriya İzuku onun arkasından bakmış, şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Ancak Todoroki görüş alanından çıktığında ve onun gidişiyle hissettiği soğuk rüzgar tüm kaslarını titrettiğinde, az önce yaptığı şeyin ve sonuçlarının farkına vardı.
Uraraka Ochaco kafeden çıkıp yalnız kalan arkadaşının koluna girerek onu kafeye sürüklemeye başladığı sırada, sorduğu sorular bir kuyunun öteki ucundan fısıldanan uğultular gibiydi. Kuyunun dibindeki kişi İzuku'ydu ve garip bir çocuğa fena halde düşmüştü.
Todoroki, diye geçirdi içinden, fazlasıyla soğuduğunu fark etmediği elleri kafenin sıcak buharı karşısında ısınırken. Bu sıcaklık öylesine kuvvetliydi ki, Midoriya İzuku'nun iç dünyasında uzun zaman önce buz kesen bir şeyleri daha harekete geçirmişti. Kalbinin atışları kulaklarını uğuldatacak kadar güçlüydü.