*
Lalisa Manoban
Dört saatlik bir uçuşun sonunda Japonya'ya varmıştık. Hepimiz yüzümüze maske takıp siyah bir arabaya bindik ve yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra depo gibi bir yere geldik.
Arabadan indiğimizde etrafa baktım. Hava kararmak üzereydi. Ve etraf çok ıssızdı.
Jungkook "Hadi yürüyün." dedi ve önden gitmeye başladı. Deponun içine girince ensemde bir ürperti hissettim.
Jin zemindeki kapağı kaldırdı ve "Önden hanımlar." dedi. Jisoo yüzünü buruşturdu. "İlk ben gitmem."
"Bende." dedik kızlarla. Namjoon başını iki yana salladı ve kapaktaki boşluktan atladı. "Ölmezsiniz, çabuk olun." dedi yankılanan sesiyle.
Yoongi de atlayınca Jennie ilk davranıp atladı. Bende peşinden atladım. Ayaklarım zemine değince etrafa baktım. Loş kırmızı ışıkta pek bir şey gözükmüyordu ama mahsen gibi bir yere gelmiştik.
"Burası neresi?" dedi Rosé koluma girip. Jungkook "Mekanıma hoş geldiniz." dedi. "Yer altındayız."
Taehyung bana baktı ve "Eveet," dedi. "Odanız şurası. Yürüyün bakalım." Onu takip edip bir odaya girdik. Yine dört yatak ve bir dolap vardı.
Çantalarımızı yatakların üstüne attık ve oturduk. Taehyung "Yemekleriniz şu dolapta. Bu gece buraya uğramayız. Hadi iyi geceler." dedi ve kapıyı kapatıp kilitledi. Aman ne güzel... Yine buraya tıkılıp kalmıştık.
***
Fotoğraflarıma bakarken saatin kaç olduğunu merak etmeyi sürdürüyordum. Tek bir pencere dahi yoktu. Gerçi yerin altındaydık, ne penceresi?
"Lisa yer misin?" dedi Jisoo elindeki çikolatadan bir parça uzatıp. Başımı sallayıp aldım ve ağzıma attım.
"Eee," dedi Rosé. "Her gün burada böyle tıkılıp kalacak mıyız?"
"Tabii ki hayır." dedi Jennie. "Önce burayı keşfetmeliyiz. Sonra da yine kaçış planı yaparız."
"Yakalanırız." dedim. "Hep yakalandık."
"İnançlı olun diyorum kızlar. Niye olmamakta ısrarcısınız?"
"Neyse neyse," dedi Jisoo. "O kaçış olayı biraz yaş iş. Birkaç hafta ertelemek zorundayız. Önce buraları keşfetmemiz lazım. Jungkook ve diğerlerinin nelerle uğraştığını öğrenmemiz ve ona göre hareket etmemiz lazım."
"Bence de." dedi Rosé. "Hadi uyuyalım. İyi uykular."
Yatağa girdim ve yorganı boynuma kadar örttüm. Uykum yoktu ama bedenen ve ruhen çok yorgundum. Gözlerimi kapattım ve dans kursumu, annemi, babamı düşünerek uykuya daldım.
***
"Beni sen öldürdün! Bununla nasıl yaşayacaksın!? Sen bir katilsin! Katilsin!"
"Özür dilerim...."
"Beni öldürdün! Hayatımı elimden aldın! Tanrı seni asla affetmeyecek! Katilsin sen!"
"Sus artık..."
"Asla susmayacağım. Hayatımı aldın sen... Nasıl susabilirim!? Sen bir katilsin... "
Gözlerimi açtım ve nefes nefese doğruldum. Yine kabus görmüştüm. Ayağa kalktım ve tuvalete girdim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynadan kendime baktım.
Çökmüştüm... Göz altlarım şişmişti, dudaklarımın rengi kaybolmuştu, saçlarım dağılmıştı ve zayıflamıştım.
Annem bu halimi görse çok sinirlenirdi. Anne... Keşke bizi kurtarabilseniz...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
believer || liskook
FanfictionLisa yapmaması gereken bir şeyi yapınca arkadaşlarının ve onun başına milyonda bir görülecek şey gelir; seri bir katil onlara sarar... "Senden nefret ediyorum." "Biliyorum." 𝐛𝐭𝐬 & 𝐛𝐩 𝐟𝐚𝐧𝐟𝐢𝐜
