#12: Şeftali rengi

1.1K 155 83
                                        

*Bekleyemedim ve bugün yayınladım sjdjd

Kerem'in arkadaş çevresine bayılıyorum. Özellikle Batı için kafamda güzel şeyler dönüverdi...

Yıldıza basmayı unutmayalımmm :') *




SPEKTRUM


12. BÖLÜM: Şeftali rengi


*Matematik bilmeyenlere doğanın güzelliğini gerçekten hissettirmek çok zor.

-Fizik Yasaları Üzerine, Richard P. Feynman*

zihnimde üstü açık kutular
ağzımda acı bir tat
kendimi bildim bileli burada
bir taş ki devasa
kalbi kırık ters kaplumbağa
ninja bile değil


Duygularımızı gerçekten kontrol edebilseydik hangisini görmezden gelmeyi tercih ederdik? Acıdan kaçmayı sahiden de istiyor muyduk mesela? Yoksa içten içe insan olduğumuzu kanıtlayan hüzünleri kutsuyor muyduk?

Saatlerce titremem durmamıştı. Ambulans geldi, kız hastaneye kaldırılırken komşular ilgilendi, Osman bizi Kerem'in evine götürdü, o kadar hareket içinde sürüklenirken titrememi durdurup sakinleşip mantıklı düşünmeyi başaramadım. İlk kez ölü bir beden görüyordum muhakkak, buna önceki hayatım da dahil olmalıydı. Gözümün önünden gitmiyordu.

Bir şeyler yedik mi, yoksa önceki yediklerimi bile kustum mu, emin değildim. Osman gittikten sonra Kerem beni yatağıma yönlendirmişti galiba. Sabaha dek gözlerim tavanda, ruhsuzca, her soru işaretimin üzerinden tekrar tekrar geçtim.

Renkler hep var mıydı, deneylerden sonra mı ortaya çıkmıştı, ama hayır, çocukluk anımda da vardı renk. Dilara da sinestezikmiş zaten. Sinestezik olduğum için mi kaçırıldım, başka ne olabilir ama her sinestezik olanı kaçıracak halleri yoktu. O zaman ne, ne istediler benden? Çocuk denek bile vardı orada. Kaçmayı nasıl başardık? Dilara ve ben? Dilara'ya yardım eden örgüt her şeyi çözebilir mi? Neden umutsuzluk dolu nefeslerim?

Güneş doğduktan sonra bir ara dalmış olmalıydım. Uyandığımda Kerem'in beni güldürmeye çalıştığı anlamsız bir kahvaltı yaptık. Çabalıyordu düzelmem için. İnsan acının kokusunu alıyordu da yerine güzel bir şey koyamıyordu, ne acı.


***





"Ah!" dedim acıyla, "Kafam tavana çarptı!"

"Kucağında elli kilo taşıyor da olabilirdin, iyi yönünden bak biraz!"

Altımdaki Ziynet'e cevap vermedim kafamı ovuştururken. O da masumdu. Osman söz verdiği gibi gelseydi şu an yarımız onun arabasında gidiyor olacaktık.

"Hep Osman'ın suçu bunlar!"

Ziynet'in yanındaki Kerem ve Batı koltuğun kalan kısmında neredeyse kucak kucağa oturuyorlardı. Hızla kafalarını salladılar.

"Ben ona gününü göstereceğim zaten."

"İyi ki Muratlar gelmedi. Murat kucağıma oturmuş olsa kaslarım sönmüştü. Kerem yine fit maşallah."

Şoför koltuğundaki Mete bizi asla umursamadan kullanıyordu spor arabasını. Yanındaki İbrahim de rahatça yayılmıştı tabii. Biz, normalde iki kişilik olan arka koltuğa dört kişi, elimizde piknik sepetleriyle yaklaşık bir saattir sığmaya çalışıyorduk. Yani, şartlar evrensel insan haklarına kesinlikle aykırıydı.

SpektrumHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin