#14: Armut sarısı

997 146 20
                                        

***
Keyifli okumalar dilerim 💜
Keremcim bu bölüm üzgün olduğu için benim de modumu düşürdü resmen :(

Bölümün sonundaki bilimsel kısım hakkında ve genel olarak istediğinizi sorabilirsiniz :') ***


SPEKTRUM

14. BÖLÜM: Armut sarısı

*Yalnızca bir güncük uçan ve günü sonsuzmuş gibi algılayan kelebeklere benziyoruz.
-Carl Sagan*




Hiç renk yoktu. Dakikalar geçmişti. Süleyman amca gözlerini açmıyor, kaldırıma akan kanı gitgide artıyor ve ben nefeslerim kesik kesik, hiçbir şeye hiçbir müdahalem olamadan gri dünyada hayatta kalmaya çalışıyordum. Bir şimşek daha çaktı biraz uzağımıza.

Kerem'i hiç böyle görmemiştim. Omuzları öyle düşmüştü ki. Sanki şimdiye kadar omuzları babasına yaslanıyordu. Başı kucağındaki babasına eğik, gözleri kapalıydı. Ne yapacağımı bilemiyordum, yanlarına çökmüştüm. Başımıza toplanan kalabalığa kısaca açıklamalar yapmak da bana düşmüştü. 

Renkleri neydi, ne söylemem gerekiyordu tam olarak? Renkler olmayınca mimiklerim bile işlevini yitirmişti. Nasıl üzülüyorduk mesela? Dünyanın rengi böyle soluk muydu herkes için?

Ambulans geldiğinde görevliler polisle iletişime geçti ilk önce, onay aldıktan sonra harekete geçtiler ama bizi Süleyman amcayla birlikte almayı kabul etmediler iki kişi olduğumuzdan. Babası sedyeye konulup araca bindirilirken Kerem dudakları titreyerek öylece duruyordu. "Sen git," dedim, "bir taksi falan bulurum ben ya da Mete'yi ararım o alır."

"Yok." dedi mırıldanır gibi, gözlerinden bir damla yaş yuvarlandı aşağıya, "Olmaz öyle."

Ambulans görevlisine döndü, "Hangi hastaneye götüreceksiniz?"

Genç kadın müsait olan en yakın hastaneyi söyleyince başını salladı. Her hareketinde bir gözyaşı daha kurtuluyordu yuvasından. Babasına doğru baktı, Süleyman amcaya oksijen maskesi takmışlardı hemen, gazlı bezle kanamayı durdurmaya çalışıyorlardı. 

"Kerem sen bin hadi." dedim, elimle koluna dokunup ittirdim biraz da. Bu sırada görevliler hızlı olmaları gerektiği için arka kapıyı kapatıyordu, artık şoför harekete geçecekti.

Kafasını iki yana salladı, bir iki gözyaşı daha. "Yok. Birlikte gideriz."

İnat etmişti bir kere, ambulans da daha fazla bekleyemediğinden gitti. Yağmur azalmıştı, şimşekler de uzaklara çakıyordu artık. Kerem'in koluna girip caddeye sürükledim taksi daha çok geçer diye. Karşıdan karşıya geçmemiz lazımdı ama hiçbir şeye tam anlamıyla dikkatimi veremiyordum, bir an gelen arabanın hızını kontrol etmeden atladım yola.

Kerem bir çeviklikle elimi tutup geri çekti beni. Ona doğru yalpalayıp göğsüne çarptım. 

Ona dokunmamla renklerin gelmesi aynı anda oldu. 

Renklerim gözlerimi yummuşum da geri açıyormuşum gibi, gözlüğümün camlarını silmişim gibi, perdeyi açıp güneşe bakmışım gibi birdenbire ve capcanlı geri geldi.

Islak yüzüne kafamı kaldırırken bir nefes çektim içime. Nihayet Kerem'in rengi. Her zaman parlayan ama şimdi donuk bakan yeşilimsi gözleri. O çılgın havada duran kahve saçları.

Mürdüm. Heyecan. Ama bu benimdi. Renklerin geldiğine o kadar sevinmiştim ki kalbim teklemişti. Neredeyse düşecektim. Dünyam renklenirken yağmurun iyice dindiğini fark ettim. 

SpektrumHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin