Tony, dudaklarının arasından asla ayırmadığı o lanet olası vişneli lolipopla dükkandan içeriye girdiğinde saat on biri vurmak üzereydi.
Steve de kahvesini içip gazete okumakla meşguldü ve Tony'nin ani, gürültülü girişi yine irkilmesine ve kahvesini masaya dökmesine sebep olmuştu.
“Merhaba Bay Rogers!”
“Bana Steve diyebilirsin.”
Steve içinden bir küfür savurarak gazeteyi dökülmüş kahvenin üzerine bırakıp ayağa kalktı.
“Hoş geldin.” dedi sonra, tabiri caizse saklandığı masanın arkasından çıktı.
Tony lolipopu ağzından çıkarıp ona kocaman gülümsedi ve ayrık dişlerini sergiledi. “Hoş buldum.”
“Sana nasıl yardımcı olabilirim?” Konuşurken masaya kalçasını yasladığında Tony'nin gözleri, hiç çekinmeden bedeni üzerinde gezindi ve yeniden gözlerine çıktı.
“Bugün iyi gözüküyorsunuz Bay Rogers. Yani Steve.” Sözlerini kocaman bir gülüşle süsledi Tony.
Steve başını hafifçe sağa eğip Tony'e baktı. “Teşekkür ederim Tony.” dedi ve çocuğu süzdü.
Beyaz, düz bir tişört giymiş ve onu açık renk kot pantolonunun içine sokmuştu. Beyaz spor ayakkabılar giyiyordu. Saçlarını geriye doğru taramıştı fakat birkaç tutam yüzüne düşmüştü. Dudakları koyu kırmızıya bürünmüştü ve gözleri ile yüzü adeta ışıldıyordu.
“Sen de öyle.” Sesindeki beğeniyi saklamadan devam etti sözlerine.
Tony'nin yüzü mümkünmüş gibi daha çok aydınlandı. “Teşekkür ederim!” Lolipopu yeniden ağzına götürdü ve “Birkaç kitap daha almak istiyordum.” dedi.
“Elbette.” Steve masadan uzaklaştı ve rafların arasına yürümeye başladı. Tony'nin takip edeceğini biliyordu.
“Bu sefer aşk kitapları istiyorum. Dün gece biraz araştırdım. Adınla Çağır Beni diye bir kitap buldum. Eğer varsa onu almakla başlayabilirim.”
“Tabii ki var.” Steve baştan dördüncü raf bloğuna ilerledi. “Biraz yukarıda. Ben onu alırken sen de etrafa bakınabilirsin.”
Tony gülümseyerek başını salladı ancak Steve'in dediğini yapmak yerine, olduğu yerde kalıp adamın heybetli vücudunun etrafta dolaşmasını izledi.
Steve biraz ötedeki rafa yaslı merdiveni alıp çıkması gerekenin önüne getirdi ve ayarladıktan sonra merdivene tırmadı.
Tony onu yeniden süzerken hiç de pişman değildi. Adam tek kelimeyle harikaydı ve ona bakmak kaçınılmazdı. Bugün koyu lacivert bir kot giymiş, üzerine de açık mavi bir gömlek geçirmişti. Kahverengi kemer takmış, ona uygun olarak kahverengi ayakkabılar giymişti. Adamın kendine has, kusursuz bir tarzı vardı ve Tony bundan hoşlanmıştı.
Steve kitapla geri indirdiğinde etrafa bakınıyormuş gibi yaptı.
“Ah! Teşekkür ederim Steve.” Lolipopu yanağına dayayıp konuştuğunda, adamın gözlerinin birkaç saniye orada takılı kaldığına yemin edebilirdi.
“Rica ederim. Araştırmanda başka kitaplar buldun mu?”
“Senden Önce Ben'e ne dersiniz? Biraz günümüze ayak uydurmalıyım diye düşünüyorum.”
Steve istemsizce güldü. “Elbette.” deyip ortadaki uzun okuma masasının etrafından dolaşıp karşı taraftaki raflara yürüdü.
Tony olduğu yerde kalsa da bedenini Steve'in olduğunu yöne çevirip lolipopunu emerken onu izlemeye devam etti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Boy With A Lollipop|Stony
Short StorySteve küçük bir kasabada bir kitapçı işletiyor, Tony ise yaz tatili için o kasabaya, büyükannesinin yanına taşınıyor. 27!Steve 22!Tony #au'da 1. #marvel'da 4. #ironman'de 2. #stony'de 2. [21.05.2020]
