“Merhaba!”
Steve okuduğu kitaptan başını kaldırdığında, Tony'nin dükkana girdiğini gördü.
“Merhaba Tony.” dedi çocuğu şöyle bir süzerken. Siyah bir pantolonun üzerine beyaz, siyah desenli bir tişört giymiş, onun üzerine de kolsuz, mor ve gri çizgili bir gömlek geçirmişti. Saçları havaya doğru taranmış ve kaldırılmıştı. Yüzü önceki günlerde soluk değildi; daha canlı gözüküyordu. “Nasılsın?”
Çocuk ona yaklaşırken gülümsüyordu. Onu ölümcül derecede tatlı yapan ayrık ön dişleri meydandaydı ve gözleri yine kısılmıştı. Ayrıca lolipop yine ağzındaydı ve gülümsemesi yüzünden yanağına iyice yapışmış, varlığını Steve'in gözüne sokuyordu.
“İyiyim.” Steve'in arkasına saklandığı masanın tam önüne vardı. “Ya sen?”
“Artık daha iyiyim.” Steve daha sonra kullanacak olduğu kahve kupasını, masanın üzerine koyup ayağa kalktı.
Tony'nin ışıl ışıl parlamaya başlamış gözlerine baktı.
“Geçen günkü kitapları okudun mu?” diye sordu, bir yandan da masanın arkasından çıkıyordu.
Tony başını aşağı yukarı sallarken, hiç çekinmeden, kalçasını masaya yasladı ve kollarından destek alarak masanın üzerine oturdu.
Steve şansının bu kadar yaver gittiğine inanamazken, “Tartışmak istediğin bir şey yok mu?” diye sordu.
“Aslında var. Will Traynor.”
“Bunu bekliyordum. Onu haklı mı buldun haksız mı?”
Tony lolipopu ağzından çıkarırken “Haksız.” dedi. “Ben olsaydım yaşamaya çalışır ve hala insanlara faydalı olmayı denerdim.”
Steve ona yaklaştı. Yalnızca iki adım uzaktı. “O haldeyken insanlara ne kadar faydalı olabilirdin ki?”
“İnsanlara olamasam da Lou'ya olurdum.” Tony omuz silkti. “Biri benim için o kadar çaba gösterseydi, onun için ne kadar acı çekersem çekeyim, yaşardım.”
Steve ona yaklaşmaya başladığında, Tony'nin kalbi yerinden çıkacakmış gibi, küt küt atmaya başladı.
Aralarındaki az mesafeyi de kapatan Steve, Tony'nin vücudunun önünde duruyordu ve az önce masanın en ucunda bıraktığı kupaya uzanmak için, tamamen kasıtlı bir şekilde omzunu Tony'ninkine değdirerek eğildi. Çocuğun bedeni de onunkine uyum sağlayarak hafifçe geriye gitti ve Steve kupayı alıp eski haline geri dönerken, yüzü, yine tamamen kasıtlı olarak, Tony'nin yüzüne çok yakın bir mesafeden geçti.
“Yani,” dedi hala çocuğa yakın duruyorken. Kupası sağ elindeydi ve eli, büktüğü dirseğinden dolayı havadaydı. “Ne kadar acı çekersen çek ya da ne kadar başkalarına muhtaç olursan ol, Lou için yaşardın öyle mi?”
“E-evet.” Tony kekelediğini fark edince boğazını temizledi. “Evet.”
Steve sırıtmasına engel olamadı.
Tony en son buradayken, Steve ile oynamıştı. Ah, hem de öylesine oynamıştı ki Steve günün geri kalanında Tony'nin sunduğu hiçbir görüntüyü aklından atamamıştı. Çocukta sahiden şeytan tüyü vardı; hatta belki de şeytanın ta kendisiydi çünkü müthiş cazibesinin yanındaki masum ama ölümcül tatlılık, insanın aklını başından alacak seviyedeydi.
Ancak artık oyun sırası ondaydı. Önünde bunu yapmaması için hiçbir engel yoktu ve Tony'e sadece bir kez bakmak bile, bu oyuna katılmak için eşsiz bir davetti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Boy With A Lollipop|Stony
NouvellesSteve küçük bir kasabada bir kitapçı işletiyor, Tony ise yaz tatili için o kasabaya, büyükannesinin yanına taşınıyor. 27!Steve 22!Tony #au'da 1. #marvel'da 4. #ironman'de 2. #stony'de 2. [21.05.2020]
