[pamuk!! eller!! klavyeye!! güzellerim!! ❤️!!]
[James Bay•Break My Heart Right]
Stephen taburcu olalı yarım saat olmuştu; Tony soğuk hastane bahçesinde herhangi bir bankta tek başına oturmaya başlayalı da.
Stephen iyiydi; burnunda kalıcı bir durum ya da geçici bir hasar yoktu, sadece yediği darbeden dolayı kanamıştı. Bu yüzden kanama durunca Tony'nin endişeden kahrolan yüz ifadesine bakmadan çekip gitmişti.
Tony ise kötüydü; tarifi imkansız bir şekilde kötü hissediyordu hem de. Kafasında hep aynı düşünce vardı: Steve'in babasından farksızsın.
Aslında içten içe, ona vurmakta birazcık da olsa haklı olduğunu biliyordu çünkü Stephen, zaten yıpranmış olan sinirlerinin üzerine fazlasıyla gitmişti ve sürekli Steve hakkında kötü yorumlarda bulunması Tony'i çileden çıkarmıştı.
Eski Tony olsaydı, yani Steve'den önceki Tony, ona vurmuş olmayı bu kadar umursamaz, kendini haklı bulur ve işin içinden tertemiz bir vicdanla çıkar giderdi. Ama Steve hayatına girdiğinden beri çok şey değişmişti. Her şey bir yana, Tony, tepeden tırnağa bir değişim içine girmişti ama dakikalar önce yaptıklarıyla bu iyi yönlü değişimi mahvetmişti ve kendinden, daha önce en çok olduğunu düşündüğü zamanlardan bile daha çok nefret ediyordu.
Nasıl yapabilmişti bilmiyordu. Steve ona yardımcı olmak için birkaç şey denemişti ve işe yaramıştı da. Steve'in varlığı bile yetiyordu zaten Tony'nin varillerce viski içmiş gibi hissetmesi için. Buna rağmen sarhoş olmuş ve birine zarar vermişti. Bu nokta, belki de Steve'in en çok yara aldığı noktaydı ve şimdi Tony kendini o yaralara tuz basıyormuş gibi hissediyordu.
Bir türlü eve geri dönememesinin sebebi de buydu. Steve nerede kaldığını soracaktı elbette ve Tony dayanamayıp her şeyi söyleyecekti ki yalan da söylememeliydi. Ardından Steve ondan nefret edecekti çünkü Tony, ona babasını en fazla andırabilecek hareketleri sergilemişti.
Kendine karşı hissettiği öfke öylesine çoktu ki, öfkesi ateş olsa tüm dünya yanar giderdi. Önüne çıkan her şeyi yok ederdi.
Steve ona gitme, gitmeyelim demişti. Kalmayı istemişti ve adam neredeyse yalvarmıştı. Ancak Tony, aptal inadına yenik düşüp bu lanet olası partiye gelmişti; sonuçları ortadaydı işte. İğrencim, Steve'i hak etmiyorum bile.
Gözlerinde biriken yaşlar, akşamın serinliğine karışmak istiyordu ancak Tony dakikalardır, yanağının içini dişleyerek onlara engel olmaya çalışıyordu. Ağlamamalıydı, suçlu ondan başka biri değilken ağlamaya hakkı yoktu bir kere.
Dudaklarını birbirine bastırdı ve alçısız elini saçları arasından geçirip derin bir nefes çekti içine. Ne yapacaktı? Eninde sonunda eve dönecek ve Steve ile karşı karşıya gelecekti. Ne yapmalıydı?
Belki de ondan ayrılmalıyım, diye düşündü. Böylece benim gibi alkolik ve acınası birinden kurtulur ve kendine layık, iyi birini bulur.
Ama yapamazdı işte; Steve'den kopamazdı. Artık içindeki her şey Steve'e ait her şey ile bütünleşmişti ve ondan gitmek demek kendinden gitmek, yarım kalmak demekti ki Tony, bu durumu asla toparlayamazdı; kendini hiç mi hiç güçlü hissetmiyordu.
Ne kadar tutmaya çalışırsa çalışsın, sol gözünden aşağıya bir damla gözyaşı aktı. Pantolonunun ıslanışını seyretti. Yine o tanıdık boşluğun içine düşmüş gibiydi; yalnız ve çaresizdi. Hem de onu bu boşluktan kurtarabilecek en harika insanı bulmuşken, tekrar bu durumun içine düşmeyi başarmıştı. Sen dahi falan değilsin, sen aptalın tekisin. Elindekinin kıymetini bilemeyen bir aptalsın.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Boy With A Lollipop|Stony
Cerita PendekSteve küçük bir kasabada bir kitapçı işletiyor, Tony ise yaz tatili için o kasabaya, büyükannesinin yanına taşınıyor. 27!Steve 22!Tony #au'da 1. #marvel'da 4. #ironman'de 2. #stony'de 2. [21.05.2020]
