[Tom Walker • Leave A Light On]
Tony, sıkışık trafiğe küfür ederek ve endişe içinde dudağını ısırarak dört kez kanatarak geçirdiği bir saatlik yolculuktan sonra nihayet hastaneye vardı.
Hastanenin kapısında onu elinde iç içe geçmiş altı karton bardak tutan Bucky karşıladı.
Tony kaşlarını çatarak Bucky'nin elindeki bardak yığınına baktığında adam küçük bir gülümsemeyle “Gerginim.” dedi. “Sen de ister misin? Cidden kahveleri çok lezzetli.”
Tony başını iki yana sallayarak onu reddetti. “Soracak o kadar sorum var ki...”
“Haklısın, haklısın.” Bucky sahiden endişe, panik ve gerginlik içinde gözüküyordu ve onun bu hali aynı duyguları Tony'nin de paylaşmasına neden oluyordu. “Hadi gel, yukarı çıkıp oturalım. Sonra sana her şeyi anlatacağım.”
Tony sessizce başıyla onayladı onu ve beraber hastanenin içine girip asansöre yöneldiler.
Tony oldum olası hastanelerden nefret eden biriydi. Ne zaman bir hastanede bulunsa kendini boğuluyormuş gibi hissederdi ve rahatsız olurdu. Koridorda umutsuzluk içinde oturan insanları görmekten nefret eder, ağlayan birileri olduğundaysa oradan kaçıp gitmek isterdi. Bugüne dek ne zaman hastaneye kendisinden başka biri için gitse, o kişiyi kaybetmişti. Annesi, babası, büyükannesi... Şimdi, aynı durumun Steve'in başına gelme ihtimali ödünü koparıyordu çünkü birini kaybetmenin verdiği acıyı kaldıracak daha fazla gücü kalmamıştı.
Asansörün durduğunu haber veren açılma sesi onu kendine getirirken aklından tüm kötü ihtimalle atmaya çalıştı. O iyi olacaktı, iyi olmalıydı.
Bucky onun kaybolmuş ve tamamen dikkati dağınık halini fark edince yumuşakça kolundan tuttu ve karşılarındaki koridorun içine çekti.
Tony koridorun tam bitimdeki devasa ‘Yoğun Bakım’ yazısına bakıyor ve mide bulantısından başka herhangi bir şey hissedemiyordu.
Bucky onun yan yana duran açık mavi koltuklardan birine oturttu ve ardından diğer koltuğa kendisi oturdu. Tony hala ileriye bakıyor ve tamamen kendinden geçmiş gözüküyordu.
“Tony,” dedi yumuşakça ancak ilgisini çekemedi. Bu yüzden biraz daha yüksek bir sesle ismi yeniledi ve Tony'nin ona bakmasını sağlayabildi. “Endişe etme. Şu anda durumu iyi.”
Durumu iyi. Tony kendini ikna edene dek içinden tekrarlayıp durdu. O iyi. Elbette iyiydi. Kimse Steve'i ondan öyle çabucak koparıp alamazdı. Derin birkaç nefes aldı ve “Nasıl oldu?” diye sordu Bucky'e.
Bucky en üstteki karton bardağın ağız kısmını çekiştirip kopartmaya başladı. “Şehire gelmek için yola çıktı. Senin yanına gelecekti. Ancak bir saat sonra telefonum çaldı ve bariyerlere çarpmış bir araç gördüklerini, ambulansı aradıklarını ve telefonunda en son aranan kişi olduğumdan beni de aramak istediklerini söylediler. Nasıl olduğunu bilmiyorum ancak yoldan geçen bir çift aracı o halde görmüş.”
Senin yanına gelecekti. Tony'nin dünyası dönmeyi kesti. Tam da eğer çıkıp gelirse onu affedeceğim diye düşünürken Steve çıkıp gelmeye niyet etmişti sahiden ancak... Başını elleri arasına aldı. Buna inanamıyordu. Steve'e bir şey olursa eğer, ayrılmışken onu kaybedecekti. İstediği hiçbir şeyi söyleyemeden, onu son defa öpemeden, ona doyamadan...
Nefes alabilmek için dudaklarını araladı ancak işe yarayıp yaramadığını hissedemiyordu. O an nefes almayı kesse de pek umursamayacağını fark etti. Onu kaybetmenin düşüncesi bile yaşama istediğini zayıf bir ağaç dalıymışçasına kırıveriyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
The Boy With A Lollipop|Stony
Short StorySteve küçük bir kasabada bir kitapçı işletiyor, Tony ise yaz tatili için o kasabaya, büyükannesinin yanına taşınıyor. 27!Steve 22!Tony #au'da 1. #marvel'da 4. #ironman'de 2. #stony'de 2. [21.05.2020]
