25- steve wants something & tony is broken

1.8K 179 381
                                        

[Tiziano Ferro • Vai Ad Amarti (dinlemeniz şiddetle tavsiye edilir çünkü kusursuz bir şarkı)]

Steve ile Tony birlikte kitapçıdan çıkıp Tony'nin evine geleli yaklaşık on beş dakika olmuştu.

Şimdi, Tony mutfakta Steve için kahve hazırlarken, Steve salondaki koltukta oturuyor ve kafasını meşgul etmeye çalışıyordu.

Aksi takdirde kafası patlayacakmış gibi hissediyordu. Bu yüzden etrafındaki ayrıntılarda gözlerini gezdirdi; masanın üzerindeki bardak lekelerine, televizyon ünitesinin üzerindeki toz birikintilerine, halının kenarlarındaki çiçek desenlerine baktı. Eline bir şey geçmesi, kafasının içinde bir yerlerde hala yapmak zorunda oldukları konuşmayı düşünüyordu ancak eşyalardaki ufak ayrıntılar onu biraz da olsa meşgul tuttu.

"Kahven hazır." Tony elindeki mavi kupayı yavaşça masanın üzerine koyduğunda Steve düşüncelerinden sıyrılıp ona küçük bir tebessümle bakan Tony'e çevirdi gözlerini.

Steve de aynı şekilde karşılık verdi ve "Teşekkür ederim." diye cevapladı. "Ayrıca bugün yaptığın her şey için yeniden ve yeniden teşekkür ederim Tony."

Tony'nin yüzünde sempatik bir gülüş oluşurken kahverengi gözlerinin içi parladı. Steve bu manzarayı seviyordu. Mutlu ve içten Tony'i seviyordu; bu doğal haliydi onun. Mutlu olmak Tony'e o kadar yakışıyordu ki sanki Tanrı o duyguyu Tony hissedebilsin diye yaratıp insanlığa bahsetmişti. Başka kimsede Tony'de durduğu kadar güzel durmuyordu.

"Teşekkür etmene gerek yok." Tony cevapladı. Gülüşü silinmemişti ve başı hafifçe yana eğilmişti. "Ancak benim sana söylemek istediğim bir şey var."

Steve hafifçe başını salladı.

"O gün kitapçı hakkında söylediklerim için özür dilerim."

"Tony, buna gerek-"

"Hayır, gerek var. Söylediklerimin hiçbiri gerçekten hissettiklerim değildi. O an öfkelendim çünkü benimle yaşamak istemediğini düşündüm. Ağzımdan çıkanlar da o öfkeyle çıkanlardı." Tony uzanıp Steve'in elini tuttu. "Kitapçıya saygı duyuyorum ve onu seviyorum Steve, sahiden. Eğer kitapçı olmasaydı, bu kasabada kafayı yerdim ve seninle asla tanışamazdım. Ayrıca annenin hayalini gerçekleştirmen ve bunu hiç şikayet etmeden, kendini adayarak yapmanı çok seviyorum. Söylediklerim için sahiden özür dilerim. Akademisyen olmamın hiçbir önemi yok çünkü asla senin taşıdığın güzel amacı veya niyeti taşımayacağım."

Steve eğildi ve Tony'i saçlarından öptü.

"Tony, böyle düşünmen hoşuma gitti ancak yanlış olduğun bir nokta var."

Tony'nin kaşları çabucak çatıldı. İstemeden yanlış bir söz söyleyip yine Steve'i incitmiş miydi yoksa?

"O gün dediklerinde haklıydın. Sen akademisyensin, onun ötesinde Stark Endüstrilerinin asıl sahibisin. Ben ise sıradan bir kitapçıyım. Tony, biz... Fazlasıyla farklıyız ve sosyal statülerimizden bahsetmiyorum."

"Hayır, hayır, hayır." Tony panik içinde başını iki yana salladı. "Bu konuşmanın nereye gideceğini biliyorum. Steve, hayır."

"Tony bundan kaçamayız. Görmezden gelmeye çalıştıkça karşımıza yeni bir engel koyuyor. Konuşmalıyız."

Tony gözlerinin sızladığını hissetti. Boğazı da acımaya başlayınca onu neyin beklediğinden emin oldu. Ağlayacaktı. Bunu yapmak istemiyordu; güçsüz ve muhtaç gözükecekti. Bu yüzden yutkundu ve gözlerini kırpıştırdı. Ardından derin bir nefes aldı ve kendini Steve'den duyacağı ve onu paramparça edecek her sözcüğe hazırladı.

The Boy With A Lollipop|StonyBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin