17- steve & tony become one

4.4K 254 604
                                        

[Çok yorum çok oy güzellerim <3]


“Yüce evrim, öylesine yoruldum ki.” dedi Tony evin kapısını açtıktan sonra ellerinde iki bavul taşıyan Steve'e yer verirken.

Adam gayet rahat bir ifadeyle içeri geçti. Sanki ellerindeki bavullar birer torbaydı.

“Tony, yalnızca yemek yemek için durduğumuzda uyandın.”

Bu istemsizce Tony'i güldürürken kapıyı kapattı.

“Biliyorum ama yoruldum işte.” Ondan birkaç adım ileride duran Steve'in yanına gitti çabucak. “Bu taraftan,” dedi ona eliyle gideceğini yönü göstererek. Bavullardan birini almaya zahmet etmedi ve yürümeye başladı.

Ev, daha doğrusu malikane, şehre yakın olsa da oraya giden yolun kenarına konumlandırıldığı için geniş bir alan kaplıyordu ve bu durumun verdiği rahatlık sayesinde kapının tam karşısı duvardan örülmemiş, boydan boya camla kaplanmıştı. Odada gri ve beyaz hakimdi. İki, sivri köşeli beyaz koltuk ‘l’ harfini oluşturacak şekilde konmuştu ve ikisinin arasında ve önünde, ayakları cam, üstleri beyaz ahşap olan birer masa vardı. Masaların üzerine kitaplar ve kağıtlar yığılmıştı. Bu tekdüze renkleri bozan tek ayrıntı, koltukların üzerindeki mavi yastıklardı. Ayrıca ona doğru ilerlemekte oldukları merdivenin iki yanında, iki beyaz saksının içine konmuş yemyeşil, upuzun iki bitki duruyordu. Televizyon yoktu ki bu Steve'e biraz tuhaf gelmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse, o Tony'nin evinde daha teknolojik şeylerin olmasını beklerdi. Sebebini merak etse de sormamaya karar verdi ve trabzan yerine camla çevrelenmiş merdivenden önünde çıkan Tony'i sessizce takip etti. Merdivenlerin rengi griydi. Steve, Tony'nin büyükannesinin evini tercih edeceğini fark etti. Bu mekan ona soğuk ve mesafeli gelmişti. Sanki birileri, birini kovmak için tasarlamıştı tüm salonu.

Üst kata vardıklarında, her şey yine beyaz ve gri gözüküyordu. Beşe tane kapı vardı koridor duvarlarını süsleyen ve her biri beyazdı. Duvarlar ise soluk griydi. Manzaradaki renkli kısım, duvarlara, beyaz çerçevelerin içine hapsedilip kondurulmuş fotoğraflardı ve Tony koridorun sonuna ilerlerken Steve hepsine bakma fırsatı buldu.

Çoğunda Tony vardı; kimisinde sahiden çocuktu, kimisinde ise ergenlik çağındaydı. Birkaç çerçevenin içinde ise bir kadın ile bir adamın fotoğrafları vardı. Steve, birinin düğünde çekilmiş olduğunu gördü. Muhtemelen Tony'nin annesi ve babasıydı bu çift; annesinde uzun, sade bir gelinlik vardı, babası ise siyah takımının içindeki duruşuyla biraz Tony'i andırmıştı Steve'e. Bir de Tony ile büyükannesinin fotoğrafı duruyordu; Tony kadını yanağından öpüyordu ve bu kareye bakmak Steve'in hüzünle gülümsemesine sebep oldu istemsizce.

“İşte burası da,” Tony koridorun solundaki son kapıyı açarken konuştu. “Benim asıl çöplüğüm.”

Çöplük sözcüğünü Tony mecaz olarak kullansa da, aslında gerçek anlamda kullanmaktan da zarar gelmezdi. Çünkü odanın her yerinde kitaplar, kağıtlar, içki şişeleri, kalemler ve metal parçalar duruyordu.

Steve içeri geçmeye yeltense de Tony kapıyı kapattı ve ona dönüp sırıttı.

“Elbette bu çöplükte kalmayacaksın. Sadece görmeni istedim. Gel, burada kalacağız.”

“O odayı göstermek için bavulları bırakmamı bekleyemezdin yani?”

Tony kıkırdarken koridorun başındaki sağ kapıyı araladı. “Şikayet etmeniz yersiz çünkü onları gayet rahat taşıyabildiğinizi görüyorum Bay Rogers.”

Steve, az önce vazoyu kırmış küçük bir çocuğa bakan bir komşu edasıyla başını onaylamazca iki yana salladı ve Tony'nin açtığı kapıdan içeriye girdi.

The Boy With A Lollipop|StonyBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin