big mistake

591 57 48
                                        

Kendi odamda geçirdiğim son günde yazdım bu bölümü. Bu günden sonra ilk defa başka bir yatakta otururken yazacağım, bir drama queen olduğumdan bu tür şeylere çok takarım. Umarım bu yazımımı etkilemez. 

Bir keresinde "İyi bir yazar olmak isteyen kendi karakterlerini asla açıklamaz. Okuyucu zaten anlar." diye bir söz okumuştum. Bu yüzden bölümün ilk kısmını Ashton'ın ağzından yazdım, umarım iyi yazıp anlatmak istediğimi anlatabilmişimdir. Bol yorum istiyorum, çok bol, aşırı bol. 

İyi okumalar!

*

Ashton

Alarmın tiz sesiyle irkilerek uyandığımda yüzümü buruşturarak kafamı yastığın diğer tarafına gömdüm. Tabii bu sesin azalmasını falan sağlamamıştı, bu yüzden sinirle gözlerimi açıp telefondaki kapat tuşuna bastım. Gece Kasey ile bir partiye gitmiştik, çok geç yatmıştım ve uykumu zerre alamamıştım. Bir süre daha yatakta durup öylece tavanı izledim. Bugün gemi çekimlerine başlayacaktık. Filmin neredeyse tamamı gemide geçtiği için uzun süremizi alacaktı. Gerçekten lüks bir gemiydi ve bir ay kadar sonra ciddi bir turist yolculuğuna çıkacaktı, çekimleri olabildiğince hızlı halletmeliydik. Bu da böyle erken uyanmalara ve bazen sette uyumalara neden olacaktı. Şimdiden alışsam iyi olurdu.

Sonunda yataktan kalkabilecek gücü bulabildiğimde banyodaki işlerimi hallederek üzerimi giyindim. Kahverengi saçlarımı düzleştirmekle uğraşamayacaktım, bu yüzden uzun süredir yapmadığım bir şeyi yaparak dağınık, kıvırcık halinde bıraktım. Fleur bu saç modelime bayılır, düzleştirdiğim için aptal olduğumu söylerdi. Belki de sevdiği çocuğunkine benziyor diye öyleydi, pek emin olamıyordum.

Mutfağa gittiğimde Michael'ın kendine kupa çıkardığını gördüm. Uzun süredir set dışında konuşmadığımız aklıma gelince "Kahve yapma." dedim birden. Uykulu gözleri sorarcasına bana baktığında "Fleur'u da alıp Gardenia'ya gidelim." diyerek çekimler başlamadan önceki bir saatimizi birlikte geçirmeyi teklif etmiştim. 

"Sen bizle takılır mıydın?" diye alayla sorduğunda gözlerimi devirdim. Michael bana karşı her zaman iğneleyici tavırlar sergilerdi. Ki benim de pek sakin bir kişiliğim olmadığını hesaba katarsak, hala arkadaş olmamız bile mucizeydi. İki yıl önce neredeyse birbirimizi yumruklayacağımız bir kavgaya tutuşmuştuk ama ilginç bir şekilde o kavga bizi biraz daha yakınlaştırmıştı. 

"Konuşma da Fleur'a haber ver." derken Calum'a Gardenia'ya gittiğimizi, oradan sete geçeceğimizi mesaj attım. Uyandığında görüp Luke'a söylerdi.

Arabaya bindiğimde Michael beş dakika sonra arkaya geçeceğini bilmesine rağmen öne oturdu. Fleur önde oturmayı sevdiğinden her zaman ön koltuğu ona bırakırdık. Yedi yıldır yaptığımız bu şeyi geçenlerde ilk defa Kasey için bozmuştum ve Fleur'un buna bozulmasından endişelenmiştim. Ancak maruz görmesini istediğimde 'sorun değil' dercesine gülümsemişti. Kasey'den gerçekten hoşlandığımın farkında olmalıydı. 

Hiç konuşmadan Fleur'un evine vardığımızda kornaya bastım. Hemen hazırlanabilen insanlardan değildi. Yine de bizi bekletmemek için elinden geleni yapardı. Bazen beni şaşırtıyordu çünkü eşofman bile giyse güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bir insandı. Hiç makyaj yapmasa bile yüzü pürüzsüzdü. Saçları hep güzeldi. Fleur gerçekten kusursuz bir insandı. Kapı iki dakika sonra açıldığında koşarcasına arabaya doğru geldi. Michael önden inmiş, ona hemen sarılmıştı. İkisinin sanki yıllardır görüşmüyorlarmışçasına sıkıca sarılmasını bir süre izledim ve içimde hissettiğim hoşnutsuzlukla kafamı çevirdim. Beynim yine kendimi Michael ile kıyaslamaya başlamıştı. 

Why Won't You Love MeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin