let it go

555 58 49
                                        

Biraz da üçüncü bir gözden görelim olayları dedim. Buradan drama akıyor ama sonraki bölüm biraz daha olay ağırlıklı olur sanırım. O bölümde tutkulu bir öpüşme yazmaya çalışan acınası bir ben göreceksiniz asıohısksı Taaa Mayıs 2019'da yazdım o sahneyi ancak biraz süslemek lazım. Bu bölüm ve Ocean hakkında da yorumlarınızı okumak isterim. Sıkılıp sıkılmadığınızı bilmeye ihtiyacım var ama cidden söyleyin lütfen. Eleştiri fena olmazdı.

İyi okumalar!

*

Ocean

Mavi saçlarımın bir kısmını önüme gelmesin diye tokayla tuttururken gözlerim aynadaki yansımamı izliyordu. Yüzümdeki tek tük çiller beyaz tenim yüzünden parlıyor gibi hissediyordum ancak kapatmakla uğraşamayacaktım, bu yüzden kapıyı tıklatıp Luke ve Calum'ı uyandırmamak adına kısık sesle "Hadi, gecikeceğiz." diyen Michael'ı daha fazla bekletmeden banyodan çıkmıştım. Kapıyı aniden açmamla irkilse de bir şey demeden eliyle önünü gösterdi. 

Ashton kapının önünde telefonla oynarken Fleur'un uykulu gözleri onu izliyordu. Ayak seslerinden geldiğimizi anlamış olacak ki bakışlarını Michael ve benim üzerimde gezdirmeye başladı. Çok fazla sorusu olduğunun ve dünden beri benimle konuşmak istediğinin farkındaydım, benim için endişeleniyor hatta bana söylemediği için kızgın olduğumu düşünüyordu. Ancak ona kızgın değildim, kırgın da. Bugün çekimlerden sonra birlikte vakit geçirirsek tüm bunları konuşabilirdik. 

Hepimiz kapıdan çıkıp arabaya doğru yürüdük. Michael kendini suçlu ve doğum gününü düzenlediğimden dolayı borçlu hissettiğinden olsa gerek, dünkü konuşmamızdan sonra beni çekimlere davet etmişti. Aslında sorun değildi, her şeyi kendi isteğimle yapmıştım ve onu Denise ile görmek beni paramparça falan etmemişti ama biraz sürünsün istiyordum; bu yüzden sesimi çıkarmadan kabul etmiştim. 

"Her yerim tutulmuş." diye mırıldandı Ashton yanımda gerinirken. Kolunun bana çarpmasıyla homurdanarak onu ittirdiğimde gözlerini kısıp o da beni ittirmişti ve uzun bir el dalaşına girişmiştik. 

"Tüm koltukları kaplıyorsun! Çekil şuradan." dedim öfkeyle ayaklarımla bacağına vururken. Sesini inceltip dediklerimi tekrarlarken inadına daha da yayılmıştı. Çocukluğumuzdan beri böyleydik. Ön koltukta hafif yan dönmüş bizi izleyen Fleur kıkırdarken, Michael dikkati tamamen yolda bir şekilde sadece tebessüm ediyordu. Sonunda birbirimizle uğraşmamız bitince, yüzünde az sonra pisliklik yapacağını belli eden sinsi gülümseme olan Michael ile aynadan göz göze gelmiştim.

"Size kalsa bu soğukta bahçede, battaniye altında yatardınız da o zaman görürdün asıl tutulmayı." 

Gece, Fleur ile Ashton'ın salonda olmadığını fark edince onları aramış ve bahçede uyuyakaldıklarını fark etmiştik. Fleur'un başı Ashton'ın göğsünde, ikisi de çimlerde uzanmıştı. Michael onları uyandırmadan önce bir fotoğraflarını çekmişti. Uyandıktan sonra zaten ikisi de anlamlandıramayıp farklı köşelere çekilmişlerdi. Michael ile ikisi hakkında da konuşmuştuk. Ben ondan çok daha önce anlamıştım Fleur'un aşkını. Hatta belki Fleur'dan bile önce. Ashton'ın ödevine son gece kahve dökülüp mahvolduğunda bir dakika bile uyumadan ona yardım ettiğinde anlamıştım. Ashton lisenin bir kısmında küçük bir depresyon geçirirken pes etmeden onunla her gün konuşup onu geri döndürdüğünde de anlamıştım. Fleur'un sevgisi saf ve güçlüydü. Bu yüzden Michael, son zamanlarda aralarının çok iyi olduğundan ve eski arkadaşlıklarına tekrar kavuşmaya başladıklarından bahsetse de pek inanmamıştım. Zaten uyanıp birbirlerinden yavaşça uzaklaştıklarında tekrar aralarına bir şey girdiğini anlamak zor değildi.

"Tuhaf bir şekilde soğuğu hiç hissetmedim." Ashton'ın söylediği şey üzerine Fleur bir an duraksamıştı. Yüzünde buruk bir gülümseme oluşurken "Sarhoşluktandır." demiş, onda bir şeylerin ters gittiğine emin olmamı sağlamıştı. Anlaşılan bugün konuşacak çok konumuz vardı.

Why Won't You Love MeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin