Yalvarmak ve reklam yapmak istemem ama yapacağım schsdhfousd Live Before Die isimli Calum hikayemi kaldırıp tekrar yayınladım LÜTFEN OKUR MUSUNUZ EVLATLIK GİBİ KALMASIN ÇOK GÜZEL OLACAK. Onu düzenlemekle uğraştığım için bu biraz gecikti, kusura bakmayınız.
Biraz gözümüz gönlümüz açılsın diye şuraya Fleur'u bırakıyorum.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bu arada şarkı çevirilerini ben yapıyorum, kelimesi kelimesine değil de türkçeye uygun çeviriyorum, garipsemeyin sdhfuıef Bölüm çok uzamasın diye yakaladıkları kısmı anlatmadım, son çekime geldik sayılır bakalım bundan sonra neler olacak. Yorumlarınızı görmeyi çok isterim.
İyi okumalar!
*
"Son çekime kim kimi getiriyor?" diye sordu Michael ekşi uzun jelibonu çekiştirerek çiğnerken. Gözlerimi kapatıp başımı iki yana salladım, bu çocuğun şu an yakında tüm dünyada filmi vizyona girecek bir yönetmen olduğuna inanamıyordum. "Ben Luke'u alırım." diye devam ederken jelibon ekşi diye gözlerini kapatıp ağzını açarak yüzünü ekşitmişti. Ona kıkırdarken ben de ağzıma attım ve kendime bu tatlı acıyı çektirdim.
"İlk seferki gibi yaparız işte." Ashton, Michael ile yüzümüzün haline gülerken Calum da fotoğrafımızı çekmişti. Luke ise hala dikkati dağılmayan tek kişi olarak sesini çıkarmadan şarkı üzerine uğraşıyordu. Açıkçası bu şarkı işi olduğu için mutluydum çünkü çocuklarla normalde haftada bir kere bir araya gelebiliyorken şimdi üst üste iki gün olmuştu. Eskiden olsa buna alışkın olurdum ancak son zamanlarda herkes kendi hayatına odaklandığından zor görüşüyorduk. Neyse ki son iki çekimi yapacaktık ve her şey bitecekti. Bunu düşünmek bile heyecandan elimin titremesini sağlıyordu.
"Amanda için bu sefer kural çiğnerim. Ocean'da olduğu gibi." Michael sonunda gözünü açıp su içtiğinde Ashton'ın yüzündeki gülümseme hafifçe sönerken yerinde doğrulduğunu gördüm.
"Aslında... buna gerek yok. Ben Calum'ı getiririm, Fleur da Amanda'yı." Bu dediği üzerine kafasını dakikalardır kaldırmayan Luke dahil hepimiz ona döndük. Ayrılmışlar mıydı yoksa? Sonuçta daha yalnızca flört ederlerken bile ilk çekime onu getirmişti. İçimde tuhaf bir kıpırtı hissetmeme engel olamadım. Bu beni biraz kötü hissettirirdi ama ne zaman Ashton sevgilisinden ayrılsa garip bir şekilde rahatlardım. Çünkü kimsenin onu benim kadar sevmediğini biliyordum, bencilliğim azıcık öne çıkmaya başlıyordu. Bu yüzden her ayrılığında, onu her üzgün görüşümde "Aptal, ben olsam seni üzmezdim." diye geçiriyordum aklımdan.
"Kasey gelmeyecek mi?" diye sorduğumda iki saattir yüzümüzü ekşite ekşite yediğimiz jelibondan ağzına bir tane atıp rahatça başını iki yana salladı. Günlerdir üzerinde olan yorgunluk hala yerini koruyordu ama üzgün görünmüyordu.
"Sınavları başlamış, gelemeyeceği için üzgün ama hiçbir şey son senesinden önemli değil sonuçta."
Michael'ın beyninden geçen teorileri bana aktardığını düşüneceğim bir süre bakışıp telepati yaparak konuşmaya çalıştık ancak başarılı olamayınca önümüze döndük. Yine de istemsizce düşünmeye devam ediyordum. Kasey bu aralar bizden uzak duruyordu. Ayrılmış olduklarını zannetmiyordum çünkü Ashton'ın hiçbir ilişkisi bu kadar kısa sürmezdi, üstelik onu gerçekten sevdiğini çok iyi biliyordum. Yoksa Kasey hepimizin ona biraz soğuk olduğunu mu fark etmişti? Bir şey mi çaktırmıştım? Eğer benim yüzümdense vicdan azabı çekmeye oldukça hazırdım.